Libya’da siyasi aktörler ve ikili hakimiyet-2
Libya gelişmelerinde etkili olan bir başka kesim tekfirci selefi terör örgütleridir. Libya’da Dorne kenti tekfirci teröristleri yetiştirmek ve eğitmek yüzünden bu ülkenin Kandihar’ı olarak ün yaptı. Nitekim şimdiye kadar tekfirci çok sayıda terörist buradan Afganistan, Suriye, Çeçenistan, Rusya ve Irak gibi ülkelere gönderildi.
Gerçekte Libya’da Kaddafi’nin devrilmesi ihvanilerin yeniden güçlenmeleri ve iktidarda yoğun bir şekilde yer almalarına zemin oluşturdu. Dolaysıyla ihvanilerin teşkilatı Libya’da Tunus’un Cerbe ve Libya’nın Bingazi ve Mısır’ın Kahire gibi kentlerinde temsilcilikler açmak ve siyasi ve sosyal faaliyetlerinden elde ettikleri deneyimlerle ilkin Libya’da milli geçiş meclisi üzerinden ve Cemaatül Mukatele adlı askeri kolunun yardımı ile inkılapçı hükümetin kurumlarına musallat olmayı başardı.
Bundan başka ihvanilerin icra bürosu Mart 2012’de Libya’da adalet ve imar partisi adı altında yeni bir siyasi partiyi kurdu ve 18 eyalette temsilcilik açtı. İhvaniler Kaddafi devrilir devrilmez yavaş yavaş bakanlar kurulu, merkez bankası ve diğer bazı mali kurumlar başta olmak üzere devlet erkanlarına musallat oldu ve 29 Eylül 2012’de siyasi azletme yasasını çıkararak Kaddafi rejiminin kalıntılarını azletme işinde önemli adımlar attı. Hatta ihvani lobi, Libya milli meclisi tarafından seçilen ve liberal eğilim olan ve Mısır’da Mursi’nin azledilmesini savunan dönem Başbakanı Ali Zeydan ile defalarca sürtüştü ve siyasi ve askeri türlü yöntemlere başvurarak Zeydan yönetimini istifa etmeye zorladı.
Libya’da ihvani hareketi kendini halkçı ve geniş kapsamlı bir hareket olarak göstermeye çalışıyor. Buna göre ihvanilerin baş nazırı Beşir El Kuveyti bu partide katılım toplu zevklere göre değil de bireysel zevklere göre gerçekleştiğini belirtti. Kuveyti’nin demek istediği, bu partinin siyasi bir cephe olamayacağıydı.
Milli geçiş konseyinin İslamcı olmayan eski üyesi Cem’i Kamati ise ihvanilerin bu eğilim hakkında şöyle diyordu: onlar Mısır’ın özgürlük ve adalet partisi gibi olmak istiyor, yani %80’ini ihvaniler ve %20’sini diğerleri oluştursun ki partinin tüm herkesi kapsadığı inandırıcı olsun.
Libya’da İslamî grupların arasında daha güçlü vahdet oluşturmaya çalışan ihvanilerden Ali Salabi, ihvaniler ve diğer İslamî gruplardan oluşan milli bir ittifak kurulmasını önerdi, fakat Libya ihvani hareketi bunu reddetti.
İhvanilerin en önemli amacı Libya’da siyasi faaliyetleri kontrol altına almak ve uluslararası eleştirilere maruz kalmamak için İslamcı gruplarla ittifak kurmaktan kaçınmak ve uluslararası düzeyde meşruiyet kazanmaktı.
IŞİD, Libya’da faaliyet yürüten bir başka önemli tekfirci Selefi terör örgütü sayılır. Libya’da IŞİD ilk kez Ekim 2014’te ve Dorne kentinde İslamcı örgütler IŞİD’e bağlılıklarını ilan etmelerinin ardından ortaya çıktı.
Gözlemcilere göre Libya’da IŞİD’in ana çekirdeği 2014 yılında Suriye’den Dorne kentine gelen teröristlerdi. IŞİD zamanla Libya’nın batısında da nüfuzunu arttırmaya çalıştı. Bu strateji 2015 yılında Sirte kentinin işgali ile sonuçlandı. Sirte sahilde yer alması yüzünden Avrupa’nın güneyine ve Akdeniz kıyılarına ulaşma imkanını IŞİD’e veriyordu. Ancak IŞİD teröristlerin 2015’in ortalarında Dorne kentinin mücahitler konseyince kentten atıldı.
Mayıs 2016 tarihinde milli vahdet hükümeti taraftarları Mısrate kentinde IŞİD’e karşı operasyon başlattı ve sonunda savaşın üzerinden yedi ay geçtiği bir sırada Sirte kenti milli ahdet hükümetine bağlı güçlerce IŞİD pençesinden kurtarıldı. Öte yandan 2017’de de Halife Haftar taraftarları ve hükümet güçlerinin IŞİD mevzilerine düzenledikleri saldırıda örgüte ağır darbe indirildi, öyle ki Libya’nın doğusu ve özellikle IŞİD’in faaliyet merkezi olan Dorne ve Sirte kentleri Libya ordusu tarafından temizlendi.
Libya ordusunun sürekli saldırıları sonucunda Libya’da IŞİD örgütü iyice dağıldı ve örgütten geriye kalan teröristler bu ülkenin çeşitli bölgelerinde dağınık eylemler yapmaya başladı. Ancak Libya’da iktidar boşluğu örgütün yeniden yapılanması için şartları müsait haline getirebileceği de belirtilmelidir.
IŞİD’in Libya’da güçlenme sebeplerini eki eksende ele almak mümkün. İlkin, iktidar boşluğudur. Buna göre IŞİD’in Libya’da ortaya çıkmasının sebebi bu ülkede zayıf bir iktidarın işbaşında bulunmasıydı. Nitekim güçlü bir devletin olmaması IŞİD’e Libya’ya bir eğitim merkezi ve terör eylemleri için bir üs gibi kullanmasına yol açtı. İkincisi ise Libya’da aşiretlerin dışlanmasıydı. Libya’da bir çok aşiretin ve grubun dışlanması ve iktidara ortak edilmemesi, IŞİD’in bu durumdan hoşnut olmayan aşiretlerin arasına nüfuz etmesi ve aralarından üye toplamasına zemin hazırladı.
IŞİD’in Libya’da mali açıdan temin oluşu hakkında söylenebilecek şey şu ki, IŞİD Sirte kentini 2015 yılının ortalarında hilafet ve komuta merkezi olarak seçtikten sonra işgal ettiği bölgeleri yönetebilmek için halkın malını yağmalamaya, vergi toplamaya, rüşvet, kaçakçılık ve zorla haraç toplamaya başladı. Ancak IŞİD Libya’da petrol sahalarını ele geçiremedi. Batılı istihbarat servislerinin raporlarına göre Libya’da IŞİD’in ilk çekirdeği, örgüt mensuplarının Suriye ve Irak’tan getirdikleri sermayelerle beslenmeye başladı ve böylece Irak asıllı IŞİD komutanı Veysam Necd Abd Zayed Zubiyadi için IŞİD’in Dorne kentinde Libya kanadını kurma zemini oluşturdu.
Bu sermaye sevkiyatı, IŞİD’in 2014 ve 2015 yıllarında Libya’nın çeşitli kentlerinde gelişmesine vesile oldu. Örgütün diğer mali kaynakları Libya’nın Sirte kentinde merkez bankasının Ekim 2013’te Ensarul Şeria terör örgütü tarafından yağmalanması ile karşılandı. Bu yağmada örgütün eline 55 milyon dolar nakit para geçtiği belirtiliyor.
Carnegey düşünce merkezi Şubat 2017’de yayımladığı “IŞİD sonrası Libya” başlıklı raporunda bir uyarıda bulunarak Libya’da iktidar boşluğu IŞİD kalıntılarının burada yeniden yapılanmalarına zemin hazırlayacağını belirtti. Libya’da eski Ensarul Şeria terör örgütü, Ebu Müslim şehitleri tugayı, Dorne mücahitler konseyi, Libya inkılapçıları konseyi, bu ülkenin diğer tekfirci selefi örgütleridir. Bu örgütler Libya’da şiddet uygulayarak ülkenin siyasi süreçlerinde aktif rol ifa ediyor. Bu örgütlerin eylemleri, Libya’da anlaşma ve huzur ve barışın sağlanamamasında önemli etkenlerden biri sayılıyor.
Aslında Libya’da iç siyaset arenasında durumu karmaşık hale getiren konu, bölgesel ve küresel güçlerin bu ülkede iktidar iddiasında bulunan farklı kanatları desteklemeleridir. Arabistan, Mısır ve BAE General Halife Haftar’ı ve Tabrak temsilciler meclisini desteklerken, Katar ve Türkiye ihvanileri, BM ve ABD ve AB de Trablus’taki milli vahdet hükümetini destekliyor. Bu yüzden Libya krizi bu ülkenin sınırlarını ve aşiretler arasındaki sürtüşmeleri aşarak uluslararası boyut kazandığı gözleniyor. Nitekim bu yüzden bu krizin ancak bölgesel ve uluslararası düzeyde konsensüs sağlayarak çözümlenebileceği ifade ediliyor. Buna göre de ilk adım Libya’ya müdahil olan çeşitli uluslararası aktörlerin davranışlarını ve çıkarlarını göz önünde bulundurmak gerekir.
Gerçekte bugün bölgesel ve küresel aktörlerin her biri Libya gelişmelerinde kendilerine göre bir çıkar payı biçiyor ve bu ülkede siyasi gelişmeleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor. Bu durum ise Libya’da iç krizin daha da karmaşık hale gelmesine yol açıyor.
Aslında bu güçlerin geniş çaplı müdahaleleri ve aralarındaki çıkar çelişkileri Libya’nın iç siyaset arenasına kadar yayıldığı ve bu durum Libya’da geniş kapsamlı bir anlaşmaya varılmasını zorlaştırdığı gözleniyor.
Genel bir değerlendirmede, Libya’nın bugünkü durumu aslında bölgesel ve küresel güçlerin rekabetlerinin aynası olduğu söylenebilir. Buna göre Libya’da şimdiki durum oldukça kırılgandır ve iktidar da çeşitli kanatların arasında dağılmış vaziyettedir. Bu yüzden hiç bir grup diğer rakip grupları devre dışı bırakarak iktidarı tek başına eline alamıyor ve sonuçta Libya, iflas eden devletler kategorisinde yer alıyor.
Ancak Libya’da istikrarsızlık bölgesel ve küresel tehlikeli getirileri olacağı kesindir. Bu yüzden Libya krizi aynı şekilde devam ettiği ve hiç bir taraf tek başına iktidarı ve ülkeye hakimiyeti tek başına ele almadığı takdirde bu ülkenin tekfirci terör örgütlerinin daha da gelişmesine uygun hale geleceği ifade ediliyor. Dolaysıyla uluslararası camia ve özellikle komşu ülkeler Libya gelişmelerini büyük bir kaygı ile izliyor.
Libya şartları aslında selefilerin lehine gibi gözüken bir durumdur, zira bu ülkede tekfirci selefi örgütler merkezi otoriter bir devletin yokluğu yüzünden sürekli gelişiyor ve sonuçta Libya’yı iflas eden bir devlet noktasına sürüklüyor. Gerçi Libya’da müzakereler üçüncü tarafların arabuluculuğu ile siyasi bir çözüm yolu bulmak amacıyla devam ediyor, fakat rakip tarafların arasında gerginliklerin tırmanması ve çatışmaların kentlerin içine çekilmesi geniş kapsamlı bir anlaşmaya varmayı zorlaştırıyor, ki bu da en çok radikal selefi tekfirci terör örgütlerinin işine yaradığı anlaşılıyor.