Kral Selman’ın Bahreyn Ziyareti
-
Arabistan-Bahreyn
Suudi Kralı Selman bin Abdülaziz, Bahreyn’e yaptığı kısa süreli ziyaret çerçevesinde Bahreyn kralı ile görüştü.
Uluslarası ilişkiler teorisyeni Alexander Wendt, genel olarak ülkeler arasındaki ilişkilerde üç durumun söz konusu olduğunu düşünüyor. Ona göre bu ilişkiler, dostane, hasmane ve rekabet içeren ilişkiler çerçevesinde değerlendirilebilir. Bu ilişki türlerinin her biri, iki ülkenin bir birine olan bakışından kaynaklanmaktadır. Wendt, Kuzey Kore’nin 5 füzesinin Britanya’nın 500 füzesinden Amerika için daha tehlikeli olduğunu belirtiyor. Çünkü Amerika’nın Britanya’ya olan bakışı, Kuzey Kore’ninkinden çok daha farklıdır.
Kral Selman’ın Bahreyn ziyareti de iki durum açısından değerlendirilebilir. Ya iki ülkenin ilişkileri tamamen dostanedir ya da bir ülke öbürüne tamamen bağlı ve esirdir. İşte bu kadar gayrı resmi ve beklenmedik ziyaret bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Bahreyn ve Suudi Arabistan ilişkilerinde ise ikinci durum hakimdir. Kral Selman’ın Bahreyn’e yolculuğu ise Alı Halife’nin Suudi rejimine olan bağlılığının göstergesidir.
Bir taraftan Kral Selman’ın Bahreyn ziyaretinin üç saat kadar kısa bir süre sürmesi ve bir başka taraftan da bu ziyaretin beklenmedik bir şekilde Kral Selman’ın 6 günlük Tunus ziyaretinin hemen ardından yapılması önemli noktalardır.
Esasında Alı Suud’un Alı Halife’yi topyekun desteklemesinin en önemli sebeplerinden biri de Alı Halife’nin Alı Suud’un siyasetlerine olan bağlılığı ve uydu olma durumudur.
İşte burada Katar hükümeti ve Bahreyn hükümeti arasındaki fark ortaya çıkmaktadır. Suudi Arabistan ile Katar arasındaki ilişkilerin gergin bir dönem yaşamasının sebebi Katar’daki Alı Sani’nin Alı Suud Siyasetlerinin uydusu olmamasıdır. Bunun tam tersi Katar hükümeti bağımsız ve egemen bir devlet olmak istiyor.
Bu durum göz önünde bulundurulduğunda Alexander Wendt’in ülkeler arasındaki ilişkilerin dostane, hasmane veya rekabetçi tasnifinin Bahreyn ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler için geçerli olmadığını söylemek mümkün. Çünkü Wendt’in öne sürdüğü durumlar, pratikte bağımsız olan ülkeler için söz konusudur. Halbuki Alı Halife Suudi Arabistan’dan bağımsız değildir.
Suudi Arabistan 14 Mart 2011’den beri Ada Kalkanı projesi çerçevesinde Bahreyn’e askeri güçlerini göndermiştir. Ancak bu girişim, Bahreyn egemenliğinin açık bir ihlali sayılıp ayrıca başka ülkelerin içişleri müdahale etmeme gibi önemli bir ilkenin de ayaklar altına alındığı anlamına gelir.
Alı Halife 14 Şubat 2011’den beri Bahreyn halkının ayaklanmaları ile karşı karşıya kalmıştır. Bahreyn halkı barışçıl ve medeni yollar ile tamamen meşru haklarını aramak ve istemek peşinde idiler. Bu protestoların asıl hedefi ise Alı Halife’nın yönetim şeklini değiştirmeye zorlanması idi. Ancak Alı Halife ve Alı Suud Bahreyn nüfusuzunun çoğunluğunun dini bakımdan kendileri ile aynı yönde hareket edemeyeceğini bildiklerinden dolayı, halkın isteklerine karşı çıkıp Bahreyn halkının bu barışçıl protestolarını bastırmaya çalıştılar. İşte bu baskıcı yaklaşım dokuzuncu yılına girmekle beraber hala devam etmektedir.
Bu bakımdan Alı Suud’un Fars Körfezi İşbirliği Konseyi’nin Ada Kalkanı projesine dayanarak Bahreyn’e asker göndermesi yasa dışı ve yanlış bir girişimdir. Çünkü Ada Kalkanı projesi başka bir ülkenin Fars Körfezi İşbirliği Konseyine üye ülkelere saldırdığı bir sırada işe yarayabilir. Halbuki Bahreyn 2011 yılında dış bir müdahaleye veya saldırıya uğramadı.
Bu yüzden Alı Suud da Alı Halife gibi Bahreyn halkının alehine son 8 yılda işlenen cinayetlerde ortak ve pay sahibidir. Buna esasen Kral Selman’ın Şeyh Hamed bin İsa Alı Halife ile görüşmesinde Arabistan ve Bahreyn ilişkilerini “kardeşçe” olarak nitelemesi doğru olsa da ancak Bahreyn halkı Alı Suud’u işgalci olarak nitelemesi düşündürücüdür.