Theresa May'in İstifası; Britanya'nın Başbakanlık Rekabeti ve Brexit'in Geleceği
Britanya'nın Avrupa Birliğinden çıkma meselesi-Brexit, bu ülke halkı ve Avrupa Birliği için önemli bir sorun mahiyeti taşımaktadır. Britanya halkının yaklaşık yüzde 52'isi Britanya'nın Avrupa Birliğinden çıkmasıyla ilgili Temmuz 2016 referandumunda evet oyu kullandılar.
Kasım 2018'de Londra ve Brüksel arasındaki anlaşmaya rağmen, Britanya'nın muhafazakar başbakanı Theresa May bu anlaşmanın Britanya'da onaylanması sürecinde büyük başarısızlıklar yaşadı.
İlk kez 15 Ocak 2019'da Avam Kamarası bu anlaşmaya olumlu oy vermedi. Britanya Başbakanı Theresa May bir kez daha 12 Mart'ta Avam Kamarasında bu konu hakkında ve yeni Brexit anlaşması hususunda bilgiler verip açıklamalar yaparak üyelerden düzeltilen Brexit anlaşmasına onay vermelerini istedi. Bunun ardından ise Theresa May'in umuduna rağmen Avam Kamarası 3'üncü kez yani 29 Mart'ta da bu anlaşmayı reddetti.
Geçen günlerde ise Theresa May, Brexit tasarısını yeni düzeltmeleri ile 4'üncü kez Parlamento'da oylamaya çıkarmak istiyordu. Ancak istifasını açıklamadan birkaç gün önce bile muhafazakar partinin içinden bile istifaya zorlandığı ve Başbakanlık ömrünün bittiği anlaşılmıştı.
Gerçekte Britanya Başbakanı son haftalarda bu partinin ondan memnun olmayan üyelerinin baskıları altında idi. Bu üyeler onun Britanya'yı Avrupa Birliğinden çıkaramamasına inananlardan oluşmaktaydı.
Theresa May hükümetinin en önemli görevi Avrupa Birliği ile Britanya'nın bu birlikten çıkması için diyalog yapıp sonuca varması idi. Theresa May bu hususta şöyle bir açıklamada bulunmuştur:" Ben Avrupa Birliğinden çıkma şartları hususunda müzakereler yapıp elimden geldiği kadar Parlamento temsilcilerinin de oyunu kazanmaya çalıştım. Ancak maalesef bu konuda başarılı olamadım. "
Temmuz 2016 referandumunun düzenlenmesinin ardından David Cameron'un istifa etmesinden sonra şimdi de Theresa May Brexit'i hayata geçirme konusundaki başarısızlığından dolayı başbakanlık makamından istifa etti. Böylece Theresa May de Britanya'nın önceki 3 muhafazakar başbakanının kaderini yaşadı.
Britanya'nın Avrupa Birliğine üyeliği meselesi David Cameron ve Margaret Thatcher'i istifaya zorlamıştı. Bu konudaki iç anlaşmazlıklar ise Muhafazkar partiden olan John Major'un Tony Blair karşısında 1997'de aldığı ağır yenilginin asıl nedenlerindendi.
Şimdi Theresa May de Muhafazakar parti içindeki Brexit konusundaki ihtilaflar ve Avam Kamarasında partiler arasındaki ihtilafların kurbanı oldu. Theresa May 24 Mayıs Cuma günü bir bildiri yayımlayarak hükümet başkanlığı ve Muhafazakar parti genel başkanlığından çekildiğini bildirdi.
Theresa May şöyle bir açıklamada bulundu:" Artık benim için de Britanya'nın çıkarlarının yeni bir başbakanla sağlanabileceği anlaşılmıştır. Ben bugün, 7 Haziran Cuma günü Muhafazakar parti başkanlığından istifa ettiğimi bildiriyorum. Ben parti üyeleri ile gelecek haftalarda yeni başkanın seçilmesi konusunda anlaşmaya vardım. "
Theresa May bu bildirisinde, demokrasinin kurulması ve de Brexit'in hayata geçirilmesi için elinden geleni yaptığına vurgu yaptı. May'in istifası, tam da Britanya'da Avrupa Parlamentosu seçimlerinin başlamasına denk geldi. Avrupa Komisyonu Theresa May'in istifasının ardından hemen May'in çekilmesi ile Avrupa Birliği için koşulların değişmediğini ve önceden olduğunu gibi Britanya ile Avrupa Birliğinden çıkma meselesini ele alacağını ve şartların hiçbir sebepten dolayı değişikliğe uğramayacağını duyurdu.
Theresa May, Muhafazakar Partinin yeni lideri seçilinceye dek Britanya'nın başbakanı olarak göreve devam edecektir. Daha sonra onun halefi iki etaplı bir süreç içerisinde seçilecektir. Bu istifanın ardından Muhafazakar Partinin birçok üst düzey makamı, partinin başkanlığı ve ülkenin başbakanlığı için adaylıklarını duyurmuşlardır.
Ünlü Alman siyasi analist Berthold Rittberger, Britanya Muhafazakarlarının sağlam ve sürdürülebilir bir hükümet kurma koşullarına sahip olup olmadıkları hususunda şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır:"Yapacaklarını sanmıyorum. Kilit mesele olan Brexit hala yerinde duruyor. Bu alanda hiçbir anlaşma sağlanmazsa ve hükümet parlamentoda bu konuda çoğunluğun oyu ile karar almazsa hükümet yine de felç olmaya devam edecektir. Partinin başına gelecek yeni bir lider bile durumu değiştiremeyecektir. "
Theresa May hükümetinin eski Dışişleri Bakanı Boris Johnson, Brexit'in önemli destekçilerinden olarak Britanya Başbakanlık Ofisi ve konutuna yerleşmek için başlatılan rekabete girdiği söylenmektedir. Bu siyasetçinin bu makama gelmesinin muhtemel olduğu söylenmektedir. 54 yaşındaki Boris Johnson Britanya'nın Avrupa Birliğinden çıkma kampanyasının önemli şahsiyetlerindendir. Johnson Temmuz 2018'de Theresa May'in Brexit üzerindeki eleştirisinden dolayı dışişleri bakanlığından istifa eden bir isimdir.
Boris Johnson Muhafazakar parti üyeleri taraftarları arasında popüler bir şahsiyet olarak Muhafazakar partinin geleneksel değerlerine dönmesini yani az vergi siyaseti ve düzenin sağlanmasını istiyor.
Johnson ayrıca 2008 ve 2016 yılları arasında Londra belediye başkanlığını da yapmıştır. Buna rağmen Muhafazakar parti üyeleri onun başbakanlık makamı için layık olup olmadığı hususunda tereddüt yaşamaktalar. Bunlar onun sıra dışı açıklamalarından dolayı endişe duymaktadır. Johnson zaman zaman konuşmalarında ve mülakatlarında ilginç ifadelerde bulunan siyasetçidir.
Gerçekte Muhafazakar Parti üyelerinden bazıları onun bu sıra dışı hareketlerini Donald Trump'a benzetmektedirler. İlginç olan nokta ise Trump'ın Johnson'u başbakanlık makamı için desteklediğidir. Amerika Başkanı Donald Trump daha önce de Theresa May'in Brexit tutumunu eleştirerek şöyle bir açıklamada bulunmuştu:" Ben onun yerinde olsaydım bu işi farklı yapardım. Gerçekte ben, Theresa May'e bu işi nasıl yapacağını anlatmıştım ancak o beni dinlemedi."
Şimdi de Trump, Johnson'un başbakanlığa gelmesi ile Brexit sürecini Amerika'nın istediği gibi yönetebileceğini ümit ediyor.
45 yaşındaki Dominic Raab ise Britanya Muhafazkar Partisinin genel başkanlığına seçilebilecek başka bir isimdir. Raab bu makama gelirse Britanya Başbakanlık görevini de üstlenecektir. Raab, Kasım 2018'de istifa etmeden önce Theresa May kabinesinde Brexit Bakanı olarak görev yapıyordu. Dominic Raab'ın kabinenin Brexit tutumlarına karşı olması onun istifasına yol açmıştı.
Theresa May kabinesinin dışişleri bakanı Jeremy Hunt da başbakanlık makamı rekabetinde meydana ayak basanlar arasında görülmektedir. 52 yaşındaki Jeremy Hunt, Dominic Raab'ın ardından başbakanlık makamına gelmek için 3'üncü kişi olarak değerlendirilmektedir. Hunt hali hazırda Britanya Dışişleri bakanı olup kendini resmi olarak Theresa May'in halefi olarak aday göstermiştir. Jeremy Hunt, 2016'daki Britanya'nın Brexit kararı referandumunda, Britanya'nın Avrupa Birliğinde kalmasından yana bir tavır sergilemişti.
Theresa May hükümetinin bakanlarından 46 yaşındaki Penny Mordaunt da başbakanlık makamının başka adaylarından sayılır. Bu siyasetçi de Brexit'in destekçilerinden ve savunma bakanı olarak seçilen ilk kadın bakandır.
Theresa May kabinesinin başka bakanlarından biri olan 65 yaşındaki David Lidington da Britanya başbakanlığı için aday gösterilenler arasındadır. Buna rağmen onun da bu makama gelmesi için şansının az olduğu söylenmektedir. Ancak onun geçici başbakan olarak Brexit alanında olumlu adımlar atıp daha sonra bu görevini başka birine devredebileceği söylenmektedir
Bunlardan başka, bazı isimler de başbakanlık makamı ile anılmaktadırlar. Ancak bu makamı kazanmaları için pek şansları görünmüyor.
Yapılan anketlerde Boris Johnson şimdiye kadar parti içindeki oyların yüzde 30'unu elde ederek Muhafazakar Parti genel başkanlığı ve Britanya Başbakanlığı için en muhtemel aday olduğu anlaşılmaktadır. Theresa May'in istifasına ve muhtemelen Brexit'in sıkı destekçisi ve Brtitanya'nın Avrupa Birliğinden tamamen kopmasından yana olan Boris Johnson'un işbaşına geleceğine rağmen ancak yine de Britanya'da Muhafakar Parti ve İşçi Partisi arasındaki şiddetli ihtilafların onun Brexit sorununu çözmek için etkili ve kesin bir adım atmasını engelleyecektir.
Buna rağmen Boris Johnson da açık bir şekilde şöyle bir ifadede bulundu:" Britanya uygun bir anlaşma hususunda müzakere yapmak için Avrupa Birliğinden anlaşmasız çıkmak için hazır olmalıdır."
Johnson İsviçre'deki Ekonomik Konferans sırasında şöyle bir vurguda da bulundu:" Biz 31 Ekim tarihinde Avrupa Birliğinden çıkacağız. İster anlaşma ile ister anlaşmasız."
Böylece Theresa May'in istifasının ardından kimi Avrupa siyasetçileri ve analistlerine göre anlaşmasız bir Brexit senaryosu ihtimali kuvvetlendirildi. Avrupa Parlamentosu Dış Siyaset Komisyonu Başkanı ve Avrupa Parlamentosunun Halk Partisi Fraksiyonu Brexit temsilcisi Elmar Brok da Theresa May'in istifasının ardından şöyle bir açıklamada bulundu:" Boris Johnson Theresa May'in yerine geçerse Brexit daha da karmaşık bir durumla karşılaşacaktır. "
İlk başlarda kolay görünen Britanya'nın Avrupa Birliğinden ayrılma süreci günden güne daha çetrefilli ve zor bir hal almaktadır. Brexit meselesi hali hazırda daha karmaşık bir mesele haline gelerek siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarındaki etkilerden dolayı daha da kaygı verici bir konuya dönüşmüştür. Ekonomik raporlar da Brexit'in şimdiye dek Britanya ekonomisine milyarlarca pound zarar verdiğini göstermektedir. Birçok ekonomi uzmanı ise Britanya'da yoksulluk oranının artışından dolayı kaygı duymaya başlamıştır. Britanya dünyanın beşinci en büyük ekonomisi sayılır. Bu yüzden bu büyük ekonominin Avrupa Birliğinden çıkması hem bu ülkenin ekonomisinini hem de başka Avrupa Birliği ülkeleri ekonomisini büyük zararlara uğratacaktır.
Britanya merkez bankası Britanya'nın aniden anlaşmasız bir şekilde Avrupa Birliğinden çıkması halinde ülke ekonomisinin yıllık olarak yüzde 8 küçüleceğini tahmin etmiştir. Britanya ekonomisinin yüzde 8 kadar küçülmesi Avrupa Birliği üyelerini kötü yönde etkilemesinin yanı sıra küresel piyasaları da olumsuz yönde etkisi altına alacaktır. Başka bir deyiş ile Britanya'nın Avrupa Birliğinden yumuşak veya sert olarak çıkışı dünyadaki başka ülkelerin ekonomisini de etkileyecektir. Böylece Brexit onaylanırsa Britanya yumuşak bir şekilde yani kademeli olarak Avrupa Birliğinden ayrılacaktır. Bu da dünya ekonomisinin daha az zarara uğrayacağı anlamına gelir. Tüm bunlara rağmen Brexit'in güvenlik alanında yaratacağı sorunlar da sık sık konuşulmaktadır. İndependent Gazetesi bu hususta şöyle bir yazı yayımlamıştır:" Avrupa Birliği İstihbarat Servisinin raporuna göre Brexit, Britanya'da onyıllarca sürecek şiddete ve çatışmaya yol açıp İskoçya ve Kuzey İrlanda'nın bağımsızlık referandumları için de zemin oluşturacaktır.