Dünya engelliler günü
BM 1992 yılında 3 Aralık gününü dünya engelliler günü olarak adlandırdı. Adlandırmanın amacı engelli insanların hak ve refah seviyelerini geliştirme şeklinde açıklandı.

Öte yandan bu özel günün dünya genelinde yaşayan engelli insanların sorunlarını ve taleplerini beyan etme fırsatı olabilmesi için BM genel kurulu 1981 yılını dünya engelliler yılı ve 1983 ila 1992 yılları arasında kalan yılları da dünya engelliler onyılı ilan etti ve böylece engelli insanların sosyal yaşama aktif bir şekilde katılmalarına ve bu alanda ilerlemelerine katkı sağlamaya çalıştı.
Değerli dostlar, dünya engelliler günü dolaysıyla hazırladığımız özel programımızda ilkin engelli kavramından söz etmek ve böylece uluslararası kurumlarca hangi insanlar engelli sayıldığını beyan etmek istiyoruz.
Dünya sağlık örgütü engelli insanın sadece cismi açıdan sorunu olan insan olmadığını, sosyal ilişkilerinde sorun yaşayan her insan da bu kategoride yer aldığını belirtiyor. Örgüte göre dünyanın yedi milyar nüfusundan en az bir milyar kadarı engelli sayılıyor ve bu sayı her yıl daha da artıyor.
Dünya sağlık örgütünün raporuna göre engelli insanların yüzde 80 kadarı gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor ve en az yüzde 50 kadarı öngörülmemiş sağlık hizmetlerine muhtaç oldukları anlaşılıyor.
Bundan başka dünyada 100 milyon engelli çocuk bulunuyor, ki bu sayı şiddete maruz kalan çocukların dört katı sayılıyor.

Dünya sağlık örgütü, dünya genelinde engelli insanlar yeterli sağlık imkanları ve hizmetlerinden yararlanamadıklarını, bilimsel kazanımları düşük olduğunu, iktisadi katılımları zayıf ve aralarında yoksulluk oranı yüksek olduğunu belirtiyor.
Dünya sağlık örgütü dünya genelinde engelli insanların uygunsuz koşullarda yaşadıklarına gerekçe olarak sağlık, eğitim, iş, ulaştırma ve bilgilenme gibi hizmetlerden yararlanamamalarını gösteriyor.
Beşeri toplumların engelli insanlara karşı tutumu engebeli bir süreç geride bırakmıştır. Hlander 1996 yılında bu süreci beş evreye bölmüştür. Birinci evre ya da yok etme evresi genel olarak engelli insanları öldürmek ve yok etmek üzerinde odaklanmıştı. İkinci evre ya da bakım evleri evresinde engellilerin sözde normal insanları rahatsız etmesinler diye bakım evlerinde tutulduğu evreydi. Üçüncü evre ya da engellileri iyileştirme evresi aslında bir nevi kurumsal bakım ve rehabilitasyon evresiydi. Gerçi bu evrede de engelliler toplumdan ayrılarak bakılıyordu. Dördüncü evre sosyal karışma evresiydi ve engelli insanların ailede ve toplumda ve sosyal sistemlerde yer almaları teşvik ediliyordu.
Beşinci evre ya da öz gelişme, öz yönetme ve becerileri geliştirme evresiydi ki bu evrede engelli insanların kendi kapasitelerini geliştirebilecek imkanlar yaratılmaya başladı.

Aslında engelli insanlara nasıl yaklaşıldığı meselesi derin mazisi olan bir meseledir. Ancak 1980 yılından sonra en önemli bölümü, engellilere karşı yaklaşımda insan hakları kavramları da ön plana çıktığı bölümdür. Bu yaklaşım hatta engelli insanların sınıflandırılmasında da etkili oldu ve önceki sınıflandırmaları da büsbütün değiştirdi.
1981 yılında dünya sağlık örgütü tarafından, engelli tanımı ve kavramını değiştiren ve yeni kavramları kazandıran ICIDH adında yeni bir sınıflandırma gündeme getirildi. Buna göre maluliyet çeşitleri cismi maluliyet, hissi maluliyet, zihni maluliyet, sosyal maluliyet, çok maluliyetlilik ve iç organlar maluliyeti olarak açıklandı.
Öte yandan BM de maluliyetin etkenlerini genetik – veraset, biyolojik (hastalık), hadise ve sosyal şartlar ve kültürel – çevre olmak üzere dört etken olarak tanımladı. Genetik – veraset etkenleri hakkında zihinsel engelli ve veraset yoluyla intikal fiziksel bozuklukları örnek vermek mümkün. Hastalık da cismi ve zihni engellilerin arasında en yaygın etken olduğu belirtiliyor. Maalesef gelişmekte olan ülkelerde doğumdan önce uygunsuz şartlar ve gebelik döneminde hastalıklar daha çok yaygındır ve genellikle gebe kadınların gerekli imkanlardan yoksun olmalarından kaynaklanır. Yine bu etkenle ilgili olarak türlü bakteri ve mikrop ve parazit temelli hastalıklara değinmek mümkün. Bu tür hastalıklara bir de çocuk felçi, cüzam, verem, göz ve kulak iltihaplanmaları gibi hastalıkları da eklemek gerekir. Yine sağlık koşulları kısıtlı olan bazı gelişmekte olan ülkelerde de kızamık, çiçek, sıtma gibi hastalıklar da insanları sakat bırakan bazı hastalıklardır.

Sanayileşmiş ülkelerde ise diyabet, kanser, sinir hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları ve solunum sistemi hastalıkları maluliyet etkenleri olarak sıralanıyor.
Trafik kazaları da insanları sakat bırakan önemli etkenlerden biridir. Gerçi sanayileşmiş ülkelerde bazı önleyici tedbirlerle trafik kazalarının kurban sayısı sabit bir düzeyde tutulmaya çalışılıyor, fakat bu etken gelişmekte olan ülkelerde sürekli ve artan bir şekilde insanları sakat bırakmaya devam ediyor.
İşyeri kazaları da maluliyet etkenleri arasında önemli bir yer alıyor. Gelişmekte olan ülkelerde işyerlerinin mekanize edilmesi ve buna paralel olarak yeni iş makinelerini kullanan işçilere yeterli eğitim verilmemesi yüzünden bu alanda kurban sayısı hızla artıyor.
Maluliyetlere yol açan başka etkenlere savaşları, iç ve dış isyanları örnek vermek mümkün.
Sosyal, kültürel ve çevre etkenleri de maluliyetlere yol açan dördüncü etken olarak karşımıza çıkıyor ve genellikle gelişmekte olan ülkelerde yoksullukla ilişkileri çerçevesinde ele alınıyor. Bu alanda yoksulluk, cahillik, hurafelere tapmak, kentleşme, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı gibi önemli etkenleri sıralamak mümkün. Yine kentleşme sürecinin kontrolsüz biçimde ivme kazanması, sanayi gelişme, kimyasal kirleticilerin artması, tarımın mekanize hale gelmesi, su kaynakları ve hava kirliliği, iklim değişikliği gibi etkenler de gelişmekte olan ülkelerde maluliyetlere yol açan etkenlerdir.
Uluslararası engelli hakları konvansiyonu 2006 yılında hazırlandı ve aynı yılın 13 Aralık tarihinde BM genel kurulunda onaylandı. Konvansiyonun bir önsözü, 50 temel maddesi ve ek protokolünde de 18 maddesi bulunuyor. Konvansiyonun temel konuları sekiz eksen üzerinde odaklanıyor. Zati şana saygı, bireysel bağımsızlık, seçim hakkı, ayrımcılık yapılmaması, çok yönlü ve etkili katılımı, sosyal bütünleşme, insanların çok çeşitliliğine saygı, beşeri çeşitlilik olarak engelli insanların da benimsenmesi, fırsatların eşitliliği, ulaşım imkanı sağlanması, kadın erkek eşitliliği, engelli çocukların zati yeteneklerine saygı duyulması ve bağımsız kimlik hakkı tanınması, uluslararası engelli hakları konvansiyonunun temel eksenleridir. Bu konvansiyon engellilerin büyük camiasının en büyük kazanımı olarak kendine özel özellikleri bulunmaktadır. Bu konvansiyon üçüncü milenyumda engelli camiasının tedvininde önemli rol ifa ettikleri ilk konvansiyondur. Konvansiyon dünya nüfusunun yüzde onundan fazlasını kapsayan en büyük etnik olmayan bir azınlığı kapsayan konvansiyondur.
Normal insanların engellilere yönelik bakışı onların bu kesime karşı telakkilerinde etkilidir. Maluliyet meselesini ve engelli insanların yeteneklerinin doğru bilinmemesi ve bunun sonucu olarak bu insanların reddedilerek dışlanması veya onlara karşı insani ve mantıklı davranmak yerine acıma duygusuyla bakılması hiç kuşkusuz birçok olumsuz sonuca yol açacaktır. Oysa bu meseleyi doğru okumak ve engelli insanların yeteneklerini keşfetmek ve bu potansiyelden doğru biçimde yararlanmak ülkenin kalkınmasına da katkısı olacağı kesindir.
Günümüzde birçok engelli insan eğitim, konut, ulaştırma, istihdam, bilgilere ulaşma imkanları ve uygun hayat koşullarından yoksundur. Bu insanların bir çoğu hatta en temel sosyal, iktisadi, siyasi ve kültürel haklarından uzak tutulmuş ve bu adaletsizlik yoksul insanların hakkındaki bir takım yanlış ve kalıplaşmış düşüncelerle desteklenmiştir. Oysa bu insanlar da normal insanlar kadar hayat hakkına sahiptir. Eğer engelli olmayı bir damga gibi görecek olursak, bu durum doğal olarak engelli ve sağlıklı insanları farklı görmemize yol açar. Gerçi son zamanlarda bu alanda bazı ilerleme kaydedilmiştir, ancak engelli insanlar halâ bir sürü engelle mücadele etmek zorundadır.
Kültür, psikodinamik ve sosyal etkenler, olumsuz bakışlara yardımcı olan etkenlerdir. Yaklaşım yapısının karmaşıklığı, sosyal etkenlerin bakışımızı değiştirme yönünde etkili olduğunu gösteriyor. Sosyal şartlar ve yapı doğal telakki edildiğinde, kim bu doğal yapıya uygun olmazsa anormal telakki edilir ve normal insanların ulaşabildiği birçok imkandan mahrum bırakılır ve bu mahrumiyet doğal karşılanır. Buna göre engelli olmayan insanlar olumsuz görünüşleri yüzünden başkalarından farklı gözüken engelli insanların sürekli doğal şartlara kavuşmayı arzu ettiklerini zanneder. Engelli olmayan insanların engelli insanlara karşı ayrımcı tutumu da genellikle engellilerin hakkındaki varsayımlarına dayanır.
Ve son olarak söylenmesi gereken söz, engelli insanlar da hangi alanda olursa olsun sahip oldukları yetenekleri sergileme fırsatına sahip olması ve bu yeteneklerin sadece onların değil toplumun da çıkarları doğrultusunda kullanılmasıdır. Bunun için ise engellilere sosyal, kültürel, siyasi ve iktisadi faaliyetlere katılma zemini hazırlanmalıdır.
Dünya sağlık örgütünün tabiri ile, eğer devletler, STK’lar, uzmanlar, engelliler ve ailelere el ele verirse, engellilerin yolundaki engelleri ortadan kaldırmak hiç de zor değildir.