Hz. Zehra'nın -sa- şehadeti
Medine hala Resulullah'ın -saa- acısını yaşarken büyük bir kayıp ve facia ile tekrar mateme büründü. Bu kez Resulullah'ın biricik kızı, hz. Fatıma -sa- gözlerini dünyaya yumdu.
Medine hala Resulullah'ı -saa- kaybetmenin acısını yüreğinde taşıyordu. Rahmet ül-alemin Resulullah'ın olmayışı kentin her yanını acıya boğmuştu. Sahabe, sahip olduğu iman ve ihlası seviyesinde Resul-i Ekrem'in yokluğunu hissediyor ve acı çekiyordu; fakat en büyük matem, Resulullah'ın kızının evinde yaşanıyordu.
Fatıma Zehra sa, o ki Resul-i Ekrem ona "Ümmi Ebiha" ve "ciğer parem" derdi; o ki çocukluktan beri Resulullah'ın mübarek başını okşar ve göz yaşları dökerek fahr-i kainatın başı ve yüzünden külleri temizlerdi; o ki Resulullah -saa- ne zaman cennet kokusunu özleseydi onu öper ve koklardı, şimdi her gün daha da ağırlaşan bir musibet yaşıyordu ve bunun hiçbir merhemi de yoktu. Hz. Zehra İslam'ın yaralı vücuduna can vermek için kendi canını feda etmek istiyordu.
Resulullah'ın vefatı ve yokluğunu Fatıma için daha da ağırlaştıran ise İslam toplumundaki sapma ve çatlaktı. Fatıma, Resulullah'ın girmek isterken icazet aldığı bir evde yaşıyordu; fakat Resul-i Ekrem'in ardından o mübarek eve saldırıldı ve ahalisi ise tehdit ve saygısızlığa maruz kaldı. Kısa bir süre sonra hz. Zehra -sa- aldığı darbeler sonucu hasta yatağına düşerek şehadete adım adım yaklaştı.
Sıddıka Kübra anlamlı bir harekette eşine vasiyette bulunarak, şehadeti ardından onu geceleyin ve belirsiz bir mekanda defnetmesini istedi; böylece toplumun sapmalarına ve sapkınlıklarına itirazını gösterdi.
Hz. Fatıma -sa- şehadet anlarında önce su istedi ve abdest aldı. Temiz bir elbiseye bürünerek kıbleye yüz tutup, şöyle bir dua ve niyazda bulundu:
"Allah’ım ölümü bana getirdiğinde özlediğim ve seferden dönmüş yolunu gözlediğim sevgilimi karşılar gibi bir konumda beni bırak.
Allah’ım rahmet ve inayetini bana indir. Benim ruhumu pak ruhlar ve canımı salih canlar ve cenazemi mutahhar cenazelerle yan yana bırak. Amellerimi makbul amellerden kıl.”
Böylece hz. Fatıma -sa- hicri kameri 11. yılın 3 cemadiüssani gününde şehadeti ile Rabb'ine kavuştu. Fakat en değerli ve ebedi mirasları insanlık âlemine bıraktı. Bu acı kayıp nedeni ile tüm ehlibeyt aşıklarına başsağlığı diliyoruz.
İbni Abbas, Fatıma'nın yazılı bir vasiyetini rivayet etmiştir ve bu rivayette şöyle deniyor:
"Bu, Resulullah'ın -saa- kızı Fatıma'nın vasiyetidir. O, bu vasiyette bulunurken Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve resulü olduğuna, cennetin ve cehennemin hak olduğuna, kıyamet gününün gelmesinde şüphe bulunmadığına ve Allah'ın kabirlerde bulunan herkesi dirilteceğine şahitlik etmektedir. Ey Ali! Ben, Muhammed'in kızı Fatıma'yım. Allah beni seninle evlendirdi ki, dünya ve ahirette senin olayım. Sen başkalarından daha çok bana yakınsın. Na'şımın üzerine kâfur dök, beni yıka ve geceleyin beni kefenle. Namazımı kıl ve cenazemi geceleyin defnet. Hiç kimse bilmesin. Seni Allah'a emanet ediyorum ve çocuklarıma selâm söyle kıyamete kadar." (Bahar ul-envar, c. 43, s 214)
Hz. Fatıma’nın değerli miraslarından biri Rasûlullah’ın -saa- vefatından sonra okuduğu hutbeydi. Hz. Fatıma, beşeriyetin kurtuluş yolunun sadece hak dini İslam'a ve Allah’ın emirlerine uymak olabileceğini söyleyerek şöyle buyuruyor:
"Ey halk, siz ateşin uçurumunda bulunuyor, aşağılık ve zebun bir hayat yaşıyordunuz. Düşmanların saldırısına uğrayıp esir alınmaktan korkuyordunuz. Fakat Allah Muhammed'in -saa- eliyle sizi kurtardı. Küfür ve şirkin karanlığından sizi aydınlığa kavuşturdu. Karanlıkları bertaraf edip, gözlerinizi nurla aydınlattı."
Hz. Fatıma'nın -sa- hayatı çok kısa sürdü ve Resulullah'ın kızı sadece 18 yıl yaşadı. Fakat hayatının kısa olmasına rağmen o hazretin çeşitli alanlardaki etkin varlığı ve yaşam tarzı tıpkı güzel bir tablo gibi gözleri kamaştırıyor ve ilham veriyor. Bu seçkin hayat tarzının bazı kesitleri ve o hazretin seçkin vasıf ve özelliklerinden örnek alınması için bazılarına değinmek istiyoruz.
Hz. Fatıma’nın -sa- en bariz özelliklerinden biri, yüce manevi ve ruhsal konumuydu. Fatıma Zehra’nın beden ve ruhu, tüm hareket ve konuşmalarında sadece Allah rızasını düşünecek kadar Allah’ın aşkı ile bütünleşmişti. O hazreti hayatında en çok mutlu eden ise hakikate hizmet yolunda ilerlemektir.
Hz. Zehra her zaman en zor şartlarda babasının yanında o hazrete yardımcı olurdu. Resul-i Ekrem’in -saa- zulüm ve şirk sembolleri ile mücadele ettiği çağda, Fatıma -sa- fahr-i kainatın yüce ülkülerini savunuyordu.
Günün birinde Resûlullah -saa- kızı Hz. Fatıma’ya -sa- “Canım Fatıma! Bir hacet ve isteğin var mı? Cebrail yanımda duruyor ve Allah Teâlâ tarafından her ne hacetin varsa yerine getireceği mesajı getirmiştir” diye buyurdu. Hz. Zehra babasının sorusuna şöyle cevap verdi:
شَغَلَنِی عَن مَسئلَتِهِ لِذَّهَ خِدمَتَهُ، لَاحَاجَهَ لِی غَیرَ النَظَرِ إلی وَجهِهِ الکَریمِ
Cenab-i Hakk’a hizmetten aldığım şevk, beni her türlü istek ve ricadan alıkoymuştur. Sürekli Allah Teâlâ’nın kerim ve güzel cemaline her zaman bakabilmekten başka isteğim yoktur.
Hz. Muhammed -saa- kızı hz. Fatıma hakkında şöyle buyuruyor: “Allah’a iman Fatıma’nın ruh ve yüreğinin derinliklerine nüfuz etmiştir öyle ki ibadet için mihrapta durduğunda nuru, göklerdeki melekler için parlar ve yüce Allah meleklerine şöyle hitap eder:
—Ey melekler, bakın benim kulum Fatıma’ya; o benim huzurumda tüm vücudu titrerken ve kullukta gark olmuşken namaza durmuştur. Ey melekler şahit olunuz ki, ben onun takipçilerini cehennem ateşinden koruyacağım.
Bu hadis bir kadının tüm iyilikler ve güzelliklerin yaratanı ile bağlantısındaki ruhsal yüceliğini gösteriyor ve Müslüman kadınlar bu hadisten, ibadet ve kulluk ruhunu kendi davranış ve hareketlerinde canlandırma dersi alırken günün bir kısmını Allah telaya ayırmayı öğreniyorlar.
Hz. Fatıma Zehra çok derin ve titiz görüşe sahipti; bu yüzden Resul-i Ekremin -saa- ardından cahiliye dönemi ve ölçülerine geri dönmenin tehlikeli sonuçlarını anladı ve bu konuda Müslümanları uyardı. O hazret Kur'an-ı Kerim ve resulullah ehlibeytini toplumun hidayet ve saadeti için temel eksenler biliyor ve Müslümanların ancak onları izleyerek hedeflerine ulaşabileceklerini biliyordu. Hz. Fatıma -sa- ehlibeytin en değerlisi olarak hidayet yolunu şaşıranlara hitap ederek şöyle buyurdu:
Neden doğru yoldan sapıyorsunuz? Halbuki Allah’ın kitabı aranızdadır, konuları açıktır ve hükümleri parlak ve hidayet belirtileri aşikârdır
Hz. Fatıma -sa- tüm tarih boyunca tıpkı bir tablo gibi parlayan ve ilah kaynağı olan bir aileyi yapılandırdı. Eğer emir ül-müminin hz. Ali -as- ve hz. Fatıma’nın -sa- evinin havasını anlatacak olursak, bu samimi yuvanın en önemli özelliğinin Allah’ın eksen tutulması ve bunun aile fertleri arasındaki iç ilişkilerde açıkça görüldüğünü, bunun ise Allah’ın eşsiz bir gerçek olarak bu ailenin tüm fertlerini kendine cezp ettiğini söyleyebiliriz.
Fatıma’nın -sa- evinin havası, Kur'an-ı Kerim’in hoş nağmeleri ile güzel kokuyor. Çocuklar annelerini namaza durduğunda Mabudu ile ünsiyet çekiciliğinden kendinden geçtiğini görüyorlar. Fatıma’nın marifet ve bilinç üzerinden Allah Teâlâ’ya yaptığı eşsiz ibadeti ve başkalarına ettiği yardımlar, onlar için anlatılmazdır. Bu ev, Fatıma’nın eşi Ali bin Ebutalib’e sevgi odağıdır. Onun sevgi ve fedakarlıkları ile tarih yazan ve dünya akışını değiştiren evlatların yetiştiği bir aile şekilleniyor.
Hz. Fatıma’nın -sa- ailesinde cahiliyet, bağnazlık ve bencillikten eser yok. Resûlullah’ın kızı, kendi şahsiyetinin boyutlarında sahip olduğu kapsayıcı özelliği ile kemal ve erdemlik zirvelerine ulaşmanın sadece erkekler veya kadınlara has olmadığını gözler önüne serdi. Bu yüce Allah tarafından insanlara verilen muhibettir; böylece içlerindeki kabiliyetleri filizlendirebilirler.
Hz. Fatıma’nın -sa- en seçkin rollerinden biri toplum ve halkın kültür seviyesini yükseltmekti. O hazret dini maarif ve düşüncenin derinliklerine tam vakıf olduğu için tıpkı parlayan bir meşale gibi etrafına ve topluma nur saçarken bir kadının tüm bilimsel, marifet ve ahlakta yüceliğin zirvelerini dünyaya tanıttı.
Dünyaya rahmet olarak gönderilen Resul’ün -saa- kızı Hz. Fatıma’nın -sa- bu dünyadaki yaşamının son anları yaklaşmış, göğsüne ağırlık eden iki yüzlülüklere rağmen sevgi ve merhametin doruğunda Allah ile raz-ü niyaz ediyor.
Esma şöyle anlatıyor:
Hz. Zehra’yı gördüm iki elini semaya açarak şöyle buyurdu: Allah’ım Senden resulün hürmetine ve onun bana olan sevgisi (hürmetine) Ali ve benim yokluğumda onun acısına, Hasan ve Hüseyin’e ve bana olan hüzünlerine ve kızlarımın hürmeti ve onların hasretine, babamın ümmetinin günahlarına acı, onları bağışla ve onları cennetine koy, sen en değerli sığınak ve merhametlilerin en merhametlisisin.