Korona virüs ve küresel siyaset-1
Korona virüs ilk kez Aralık 2019’da ortaya çıktı ve son üç ayda küresel siyaset meydanında siyasilerin elinde bir malzemeye dönüştü.
KORONA VİRÜS VE ABD’NİN ÇİN KARŞITI TUTUMUNU SÜRDÜRMESİ
Korona virüs veya diğer adıyla Covid-19 salgını Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıktıktan sonra beklenmedik bir hızla tüm dünyaya yayıldı. Korona virüs salgını Çin’den başlaması, Amerika yönetiminin bu virüsü Çin’e karşı bir koz olarak kullanmaya yöneltti. Başta ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo olmak üzere Amerikalı üst düzey yetkilileri virüsün bilimsel adı Covid-19 yerine resmen “Çinli virüs” tabirini kullandılar ve böylece Pekin yönetimi ile eski ihtilaflarını ve bu yönde baskılarını arttırarak Çin’e karşı bir nevi psikolojik savaş başlattılar.
Ancak Donald Trump yönetiminin bu tavrı Çinli yetkililerin sert tepkisine yol açtı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Şuang düzenlediği basın toplantısında Amerika yönetiminden Covid-19 hastalığı ile mücadele sürecinde başka ülkeleri suçlamaktan ve bu pandemiyi politize etmek ve kendi sorumluluğunu başkalarının üzerine yıkmaktan kaçınmasını istedi. Washington yönetimi korona virüs salgını ile mücadelede uygulamalarının yetersizliğini ve zafiyetlerini başkalarının üzerine yıkmaya çalıştığını belirten Sözcü Şuang, Amerika yönetimi bu davranışı ile zamanını boşuna harcadığını, Washington başkalarını suçlamaktan ve iftira atmaktan el çekmesi gerektiğini kaydetti.
Amerikalı yetkililer korona virüsü, dünya sağlık örgütü DSÖ bu virüsü Covid-19 olarak adlandırdığı ve Çinli virüs gibi adları kullanmadığı halde bu adı kullanıyor.
KORONA VİRÜS VE ABD’NİN İRAN KARŞITI TUTUMUNU SÜRDÜRMESİ
Kuşkusuz korona virüs salgını ile mücadele etmek ve bu ölümcül hastalığın yayılma zincirini kırmak için yeterli mali kaynakları bulunması ve ayrıca başka ülkelerin sağlık ve tedavi ve tıbbi teçhizatların ulaşma imkanından yararlanabilmesi gerekir.
Korona virüs salgını Çin’de başladığında, İran İslam Cumhuriyeti bu salgınla mücadelede gerekli olan maske, eldiven ve benzeri ekipmanlardan oluşan yardımını hemen bu ülkeye gönderdiği seyrek sayıda ülkelerden biriydi. Nitekim Pekin yönetimi de İran bu salgınla karşılaştığını İran’ın bu dayanışmasını telafi etti ve benzer bir şekilde İran’da ihtiyaç duyulan ekipmanları gönderdi.
İran’da korona virüs salgını başladıktan sonra Tahran yönetiminin bir talebi de Amerika terör devletinin İran’a dayattığı yaptırımları kaldırması oldu; böylece İran İslam Cumhuriyeti başka ülkelerde bloke edilen mali kaynaklarına ulaşarak vatandaşların bu mücadelede ihtiyaç duyduğu ilaç ve tıbbi teçhizatı ve ekipmanları içeride veya başka ülkelerden temin edebilecekti.
Bu doğrultuda Çin ve Rusya ve Türkiye gibi bazı dost ülkeler de Amerika’dan İran’a dayattığı illegal ve tek yanlı haksız yaptırımları kaldırmasını istedi. Yine Arap ülkelerinde faaliyet yürüten 62 STK ve insan hakları örgütleri ve vakıflar da BM’ye yazdıkları mektupta, Amerika’nın İran’a dayattığı iktisadi yaptırımların kaldırılmasını ve ayrıca İran milletinin korona virüs salgını ile mücadelede ihtiyaç duyduğu ilaç ve ekipmanların temin edilmesi için gerekli girişimlerde bulunmasını istedi.
Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e yazdığı mektupta şöyle dedi:
BM ve üye ülkelerden Amerika’nın ülkeme dayattığı insanlık dışı yaptırımları gözardı etmemelerini ve yaptırımların kaldırılması için ısrar etmelerini istiyorum. Korona virüs İran’ı kasıp kavurduğuna bakıldığında, bu virüsün hiç bir ayrım yapmadığını ve insanlarla değil, asıl virüslerle mücadele etmek gerektiğini anlamalıyız.
Buna karşın Amerika terör devleti tüm bu talepleri geri çevirmekle kalmadı, aynı zamanda İran’a karşı psikolojik savaşının devamında Tahran yönetimini elindeki mali kaynakları kendi halkına harcamamakla suçladı.
Amerika Başkanı Donald Trump Dışişleri Bakanı Zarif ve başkalarının taleplerine cevap vermediği gibi İran’a karşı 15 Mart 1995’te ABD dönem Başkanı Bill Clinton’un ilan ettiği acil durum uygulamasını da bir yıl daha uzattı ve böylece bir kez daha dayatılan yaptırımların İran milletini hedef aldığını açıkça ortaya koydu.
KORONA VİRÜS VE MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜ İDDİALARI
Korona virüs salgınının uluslararası siyaset arenasında gözler önüne sergilediği en çirkin boyutlardan biri, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı medyanın ayrımcı tutumuydu.
İran’da korona virüs salgını başlar başlamaz muhalif medya organları da hemen harekete geçerek İran karşıtı karalama kampanyalarını başlattı. Muhalif medya organları ele geçirdikleri bu fırsattan İran’ın siyasi nizamı ve milletine darbe indirmek için yararlanmaya başladı ve nizamı yetersizlik, verileri gizlemek, yalancılık, otoriterlik, duyarsızlık ve benzeri suçlamalarla karalamaya ve nizam yetkililerini halkın kaderine karşı umursamaz göstermeye çalıştı.
İran’ı karalama kampanyası sağlık Bakanı yardımcısı Harirçi korona virüsten etkilenince doruk noktasına ulaştı. Oysa aynı medya organları Britanya Başbakanı Boris Johnson korona virüse yakalanınca sadece haberi duyurmakla yetindi ve hiç biri Johnson’un sağlık kurallarını hiçe sayarak korona virüs hastaları ile görüştüğünü anlatmadı. Yine Britanya sağlık Bakanı bu hastalığına yakalanınca hiç bir medya organ Britanya’da sağlık düzeni ne kadar yetersiz olduğuna hiç mi hiç değinmedi. Batı medyası başta Amerika olmak üzere Batılı ülkelerde insanların sağlık malzemelerini karşılamak için uzun kuyruklar oluşturduğunu yansıtan hiç bir görüntü yayımlamadı. Böylece korona virüs salgını Batılı ülkelerde medyanın bağımsız ve tarafsız olduğu ve özgürce hareket ettiği yönündeki iddiaların ne denli içi boş iddialar olduğunu ve hepsi yüzde yüz devletlerine tabi olduklarını ispat etti.
KORONA VİRÜS VE AB İLE ABD ARASINDA DERİNLEŞEN UÇURUM
Korona virüs salgının küresel siyaset arenasında sebebiyet verdiği bir başka siyasi gelişme, Amerika ile Avrupa arasındaki uçurumu daha da derinleştirmesi oldu.
Korona virüs salgınının ta başından itibaren konuya diplomatik olmayan bir tavırla yaklaşan ve bu virüsten korkmadığını ve virüs Amerika’ya girmeyeceğini telkin etmeye çalışan ABD Başkanı Donald Trump, salgın Amerika’da başlar başlamaz hemen Avrupa’dan Amerika’ya seyahatlere yasak getirdi. Trump korona virüs Amerika’da Avrupa’dan gelen yolcularla bulaştığını ve Avrupalı yetkililer bu virüsle mücadelede gerekli sıkı tedbirleri uygulamadıklarını belirterek, İngiltere dışında Avrupa’dan Amerika’ya gelen tüm yolcuların girişine bir ay boyunca yasak uygulama kararı aldıklarını kaydetti.
ABD Başkanı Trump’ın bu kararı Amerika ile Avrupa arasındaki uçurumun ne denli derinleştiğini ortaya koydu; üstelik Britanya’yı bu yasaktan muaf tutması da bir kez daha Britanya’yı AB’den tamamen koparmak istediğini gözler önüne serdi.
Yine ilginçtir ki Trump, an itibarı ile Amerika dünyada korona virüsten etkilenenlerin sayısı bakımında birinci sırada yer aldığı halde AB liderlerini korona virüs salgını ile mücadelede sıkı tedbirleri uygulamamakla suçlamasıdır. Bundan başka Trump çıkarcılığını ortaya koyan bir harekette bulunarak Alman bir firmaya korona virüs aşısı üretmesi ve bu alandaki bulgularını Amerika’ya vermesi için rüşvet teklif etti. Bu konu ABD Başkanı Trump için yeni bir skandala yol açtı.