Amerika'nın Biyolojik Silahları Geliştirme Çabası-1
Biyolojik silahlar, insanları öldürmek veya onlara zarar vermek için mikroorganizmalar aracılığı ile üretilen bakteriler, virüsler, mantarlar, zehirler veya zehirli maddeler içeren araçlardır. Biyolojik silahlar kişileri hedef almak veya bir topluma, binlerce insana gizlice saldırmak için kullanılır.
Biyolojik silahların şekillenmeye başlamasından beri bu tür silahların kullanılmasından güdülen asıl amaç düşman saflarında zayiatı arttırmaktı. Birinci ve İkinci Dünya Savaşında biyolojik girişimler ve saldırılardan güdülen hedef düşmanların öldürülmesi olsa da mevcutta tanımlanan yeni modellerin hedefleri değişmiştir. Bu çerçevede biyoterörizm bu modellerden biri sayılır.
Biyoterörizm ise canlı organizmaları, mikropları, virüsleri ve zehirleri kasten özel şahıslara, askeri komutanlara, liderlere, başkanlara zarar vermek veya hükümetleri korkutup şantaj yapmak için baş vurulan yöntemdir. Biyolojik savaşların bir başka modelinde ise biyolojik silahlar, bir ülkenin ve birkaç ülkenin gıda sektörünü hedef almak, virüse dayalı saldırılar gerçekleştirmek, insan ve hayvanı ortak bir şekilde etkilemek için kullanılmaktadır.
Bu tür biyolojik savaşlarda asıl hedef saldırıya uğrayan ülkenin ekonomisinin etkisiz hale getirilmesidir. Kimi stratejistler ve biyologlar ise 2002 ve 2003 yılında Çin'de SARS virüsünün yayılması da bu ülkenin ekonomisini etkilemek adına yapılan bir biyolojik terörizm girişim olduğunu düşünüyorlar.
Biyolojik silahlar düşük öldürme oranı, yüksek epidemik oranı, gizli olma gücü, insan ve hayvan arasında ortak olma, ilaçsız ve aşısız olma ve aniden patlak verme gibi özelliklere sahiptir. Bu çerçevede bu tür saldırıların en önemli özelliği genel olarak düşük ölüm oranlı ve yüksek yayılma oranlı olmasıdır.
Bu arada doğa da bu biyolojik saldırı maddeleri ile kirlenirse insan toplulukları için uzun vadeli olarak büyük tahditler oluşturabilir. Bunun son yıllardaki açık örneği de son aylarda karşısında mücadele vermekte olduğumuz Kovid-19 hastalığıdır. Bu virüs görülmemiş etkileri ile tüm dünyayı sarsmış ve belki de insanlık tarihinin en etkin olaylarından biri olmuştur.
Böylece biyolojik etkenin diğer konvansiyonel olmayan silahlardan bile daha yıkıcı ve denge bozucu olduğu ortaya çıkmıştır. Amerika eski savunma bakanı William Cohen bu hususta şöyle bir açıklamada bulunmuştur:" Yüz kilogram Şarbon hastalığı etkeni içeren bir saldırı bir mega tonluk nükleer bombadan daha ölümcül, bombanın 6 katı daha şiddetli sonuçlar doğurabilir. " Cenevre'de imzalanan 1925 konvansiyonu ve de 1975 biyolojik silahlar konvansiyona göre mikrobik veya biyolojik silahların üretimi ve geliştirilmesi yasaklanmıştır.
Amerika ordusu ise İkinci Dünya Savaşı başlamadan önce biyolojik silahları araştırma ve geliştirme çalışmalarına başladı. 1943 yılında Amerika ordusu sıhhiye birlikleri komutanı halihazırda 490 hektarlık bir alanı kapsayan Meryland eyaletinde bir milyon dolarlık bütçe yardımı ile biyolojik silah laboratuvarlarının kurulması için Fort Detrick isimli bir üs kurdu. Bu çalışmaların hedefi ise biyolojik saldırılara karşı caydırıcılık gücünün kazanılması ve karşılık verilmesi gücünün elde edilmesi idi. İkinci Dünya Savaşının sonunda 1945 yılında bu üssün laboratuvarlarında birçok hastalığın nedenleri üzerinde çalışmalar ve araştırmalar yapıldı.
İkinci Dünya Savaşının ardından bu araştırmalar ise Amerika hükümetlerinin büyük destekleri ile geliştirildi ve insan üzerindeki tehlikeli deneyler de başlamış oldu. Bu askeri üste farklı bakteriler ve virüsler kimi zaman tamamen habersiz olan insanlar üzerinde bile denendi. Bu araştırmalar çerçevesinde yapılan deneyler Afrika, Vietnam, Küba, Kuzey Kore ve Avrupa'da uygulanmasının yanı sıra birçok Amerikan askeri ve sivil halkı da bu testlere tabi tutuldu.
Bu süreç 1969 yılına kadar Fort Detrick üssünde devam etti. Bu yılda ise Amerika görünüşte biyolojik silahlar araştırmalarını resmen bıraktı ve sözde bulaşıcı hastalıklar ile araştırmalar yapmaya aşı bulmaya çalıştı. Ancak bu mesele hiçbir zaman gerçek anlamı ile gerçekleşmedi ve biyolojik silah çalışmaları devam etti.
11 Eylül olayının ardından neo-muhafazakar G.W.Bush hükümeti aniden biyolojik silahlar araştırmalarının bütçesini iyice arttırdı ve bu bütçenin büyük bir bölümü de Fort Derick üssüne verildi. Amerika makamlarına şarbon hastalığına bulaşılmış mektupların gönderilmesi ise bu girişimin bahanesi idi. Bu çerçevede Amerika kongresi ve halkı düşmanların biyolojik silah kullandıklarını bahane göstererek hastaların tedavisi için ayrılan paraları biyolojik silahların üretimi ve geliştirilmesine ayırdı.
Bush hükümetinin biyolojik silahlar alanındaki çalışmaları geliştirmeye vurgusu ile Amerika ordusu Fort Derick'teki enfeksiyonel hastalıklar askeri enstitüsünü sözde biyolojik savunma kompleksine dönüştürdü. O dönemde Amerika ordusu bir bildiri yayımlayarak çalışmalarının sırf caydırıcılık ve savunma mahiyeti taşıdığını öne sürdü.
Fort Derick askeri üssündeki laboratuvarlarda yaklaşık 1800 kadar uzman ve bilim insanı bakteriler ve virüsler gibi tehlikeli organizmalar üzerinde çalışmaktadırlar. Tabii Amerika ordusu bu dev kompleksin aşı üretmek ve biyolojik savunma alanında çalıştığını iddia ediyor. Amerika ordusunun tüm iddialarına rağmen bu iddiaların yalan olduğu da aşikardır.
Bu hususa ilgi duyan isimlerden biri de İllinois Üniversitesi hukuk hocası Prof. Francis Boil'dur. Bu isim, Fort Derick üssündeki çalışmaların genetik mühendisliği çerçevesinde hastalık doğuran genetikleri üretmek üzerine olduğunu söylüyor. Boil'un dediğine göre bu tür faaliyetler başta da hastalık doğuran etkenlerin silah olarak kullanılma doğrultusundaki incelenmeleri saldırgan biyolojik çalışmaların göstergesidir. Kimi Amerikan bilim insanları da bu hususu onaylamaktadırlar.
Kaliforniya Üniversitesi Mikrobiyoloji Bölümü hocalarından Marck Wallice ise Fort Derick faaliyetleri ile ilgili şöyle diyor:" Sorgulanmayacak bir husustur. Çünkü saldırılarda kullanılacak biyolojik silahların üretimi için neler yapabilecekleri aşikardır. "
Wallice sözlerine şunları da ekliyor:" Amerika, farklı hedefler doğrultusunda patojenleri üretmek istiyor. Amerika bu patojenlerin kontrolü ve yayılması için yeni yöntemler arayışındadır. Amerika bu patojenleri doğa tarafından yok edilmeyecek şekilde üretmek istiyor. "
Amerika'nın 1932 yılından beri biyolojik silah kullanma çalışmalarına baktığımız zaman bu insan hakları öncüsü olduğunu iddia eden ülkenin kimi bakteri, mikrop ve virüsü hem kendi ülkesinde hem de diğer ülkelerde yaydığı görülmektedir. Tabii Amerika kolay erişimi yüzünden ilk olarak bu çalışmalarda kendi azınlıklarını veya mahpuslarını deneylere tabi tutmaktadır. Bu çerçevede Amerika savunma bakanlığı 1951 yılında laboratuvar dışında açık hava deneylerini virüsler ve bakteriler aracılığı ile başlattı. Bu deneyler 1969 yılına kadar devam etti ve birçok bölge de bu deneylerden etkilendi.
1977 yılında Senato'daki sağlık ve bilimsel araştırmalar bölümü 1949 ila 1969 yılları arasında 239 yerleşim bölgesinin tehlikeli biyolojik etkenler ile kirlendiğini açıkladı. Bu çerçevede Amerika ordusunda çalışan Hanley Wattson ise yazdığı mektupta Amerika ordusunun 1950 yılından en az 1976 yılının ortalarına dek insanlar üzerinde sayısız deneyler gerçekleştirdiğini Amerika'nın 12 bölgesinde mikrobik ve biyolojik saldırılarının simülasyonunu yaptığını ifşa etti.
1987 yılında ise Amerika savunma bakanlığı Amerika'nın biyolojik silahları konvansiyonuna katılmasına rağmen 127 merkez ve üniversitede çalışmaların devam ettiğini itiraf etti. Kongre'nin 1986 raporuna göre Amerika'daki biyolojik silahları şu şekilde idi: Manipüle edilmiş virüsler, doğal zehirler ve Genetik olarak değiştirilmiş organizmalar. Bunların aşısı olmadığı unutulmamalıdır.
Ekim 2019'da ise İndependent gazetesi yayımladığı raporda kimi bilim insanları ve avukatların Amerika ordusunun virüsleri böcekler aracılığı ile yayma çalışmalarının bir tür biyolojik silah üretimi olduğu konusunda uyarıda bulunduklarını bildirdi. Bu grubun söylediğine göre Amerika ordusu bu böcekler aracılığı ile istediği yerde tarımsal ürünleri kirletmek için bu silahı geliştirmek istiyor. Aslında Amerika ordusunun böyle bir girişimi dünyamızı çok ciddi bir tehlike ile de karşı karşıya bırakacaktır.
Aslında Amerika dış düşmanlarına karşı da defalarca biyolojik silah kullanmıştır. Amerika ordusu biyolojik silahları arasında kirli böcekleri bile kullanmıştır. Amerika ordusu 1954 yılında bu böcekleri denedi. Bu deneyden bir kaç yıl sonra Sovyetler Birliği Amerika'yı Çin ve Kuzey Kore'ye biyolojik bombalar atmakla suçladı. 1981 yılında ise Küba hükümeti Amerika ordusunun biyolojik saldırıları sonucu 300 vatandaşının deng hummasına yakalandığını ve kan kaybetme yüzünden hayatlarını bir bir kaybettiklerini duyurdu.
Sovyetler Birliği de 1980'li yıllarda kimi belgeler ve kanıtlara dayanarak Amerika'nın Pakistan ve Afganistan'a Deng humması virüsü yaymak ve epidemi haline getirmek için adam gönderdiğini ileri sürdü. 1983 yılında ise Amerika Irak Baas Rejimini İran İslam Cumhuriyeti karşısında donatmak için biyolojik etkenleri Saddam Rejimine verdi. Bu çerçevede Washington dünyanın farklı noktalarında facia yaratacak çalışmaları doğrultusunda yeni tesisler ve merkezleri de devreye sokmuştur.