Avrupa Birliğinin Belarus Krizine Müdahalesi
Belarus cumhurbaşkanlığı seçimleri ve sonuçlarının açıklanmasının ardından bu ülkede geniş çaplı gösteriler başladı. Şimdi de AB açık bir şekilde seçilen Lukaşenko'ya karşı tutum sergilemektedir.
Avrupa Konseyi başkanı Charle Michel AB liderlerinin Belarus seçimlerinin ardından ortaya çıkan durumu ele almak için Çarşamba günü düzenlenen oturumda AB'nin altıncı kez peş peşe seçilen Lukaşenko'yu resmi olarak tanımamakta kararlı olduğunu belirtti. Bu doğrultuda protesto göstericileri bastıran kişilere yönelik de yaptırımların uygulanacağına vurgu yapıldı.
Batılılar özellikle de AB Belarus'a uyguladığı yaptırımları azaltması ve bu ülke ile ilişkileri normalleştirme iddialarına rağmen gerçekte Lukaşenko'nun iktidarda kalmasından memnun kalmamış ve her daim de bu ülkedeki siyasi düzeni devirmeye çalışmıştır.
Belarus hükümetinin belirttiğine göre ise Batılı sivil toplum kuruluşları muhaliflere mali yardım sağlayıp kaosları körüklemektedir. Tabii Lukaşenko son olaylardan önce Batı ve Doğu arasında dengeyi sağlamak adına Batılılar ile ilişkilerini normalleştirmeye çalıştı. Buna rağmen görünen o ki Avrupalı liderler açısından mevcut durum Belarus hükümetini devirmek için uygun bir fırsattır.
Buna rağmen görünen o ki Avrupalı liderler gösterilerin iyice arttığı sırada fırsatı kaçırmak istemiyor. Avrupa ve Amerika medyasında da Lukaşenko'dan son Avrupa diktatörü olarak söz edilmektedir. Avrupa Birliği ise bu alanda attığı ilk adım çerçevesinde Lukaşenko'yu cumhurbaşkanı olarak tanımadığını belirtip onun seçimlerdeki zaferini kabul etmek istemiyor.
Bu adım AB'nin gelecekte de başka adımlar atacağını gösteriyor. AB'nin yakın zamanda sözde protestoculara şiddet uygulayan ve onlara baskı uygulayan üst düzey Belaruslu makamlara yaptırımlar uygulaması beklenmektedir. Avrupa Birliğinin bundan güttüğü asıl hedef ise Lukaşkenko'yu iktidardan uzaklaştırmaktır.
Avrupa Komisyonu başkanı Ursula Von Der Leyen ise bu hususta şöyle bir açıklamada bulundu:" AB Belarus'ta demokratik ve barışçıl iktidarın el değiştirmesine hazırdır. "
AB'nin bu tutumu ise Lukaşkenko'nun tepkisine yol açmıştır. Lukaşenko AB liderlerini kışkırtmakla ve bu ülkedeki kaosları körüklemekle suçlamıştır.
AB açık olarak bu girişimleri ile Batıcı bir iktidarı Belarus'ta iş başına getirmek istiyor. Böylece Moskova'nın da Batı yanlısı lideri olan ülkeler ile kuşanmasını istiyor. Lukaşenko da Batılıların hedefinin Vilnius'tan Kiyev'e kadar zincir oluşturup Rusya ve Batı arasında tampon bölge oluşturmak olduğunu belirtiyor.
Belarus özellikle de jeopolitik konumundan dolayı önemli bir yere sahiptir. Belarus bir yandan AB sınırlarında ve bir diğer yandan da Rusya ile Doğu'dan ve Ukrayna ile güneyden komşudur. Belarus kolektif güvenlik anlaşması örgütünün de bir üyesidir. Bu yüzden Lukaşenko gösterilerin artmasının ve müdahalelerinin de devam etmesi ile bu örgüt ve anlaşmaya değinmiştir.
Amerika yanında yer alarak Lukaşenko'yu devirmek isteyen AB, Rusya gibi büyük ve ciddi bir engel ile karşılaşmıştır. Rusya Belarus'ta Batı çıkarları doğrultusunda olan değişikliklere müsaade etmemekte ve bu tür değişikliklerin Rusya ulusal güvenliğine zıt düştüğüne vurgu yapıyor. İşte uzmanlara göre Belarus ve Ukrayna arasındaki fark tam da bu noktadadır.
Bu yüzden AB liderleri ve Emmanuel Macron da Rusya devlet başkanı Vladimir Putin ve Lukaşenko'nun asıl hamileri ile telefon görüşmesinde şiddet olaylarının durdurulmasını ve kapsamlı ve barışçıl diyalogların başlamasını istediğini belirtti. Buna rağmen Moskova Lukaşenko'yu desteklemekte kararlıdır. Bu da Batı'nın Belarus'ta planlarını hayata geçirmesini zorlaştırmıştır. Buna ilaveten Moskova Lukaşenko gitse bile onun yerine Rusya çıkarlarını garanti altına alacak bir şahsın gelmesini isteyecektir. Rusya'nın Lukaşenko'yu desteklemesine rağmen yine de Moskova'nın çıkarlarını tehlike altına atmayacak kişinin de iktidara gelişine karşı olmadığı siyasi geçişe müsaade edeceği söylenebilir.