Avrupa Liderlerinin Belarus'a Yaptırımları Onaylaması
Belarus'ta cumhurbaşkanlık seçimlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından yaşanan geniş çaplı gösteriler Batı'nın bu ülkeye müdahale etme fırsatını doğurdu. Avrupa Birliği ve Amerika ise bu fırsatı kaçırmayıp Aleksander Lukaşenko'yu hasmane politikaları ile hedef almaya başladı.
Bu çerçevede Avrupa Birliği lider ülkeleri Belarus'ta yaşanan siyasi krizin ardından bu ülkeye yönelik yaptırımların uygulanmasına onay verdi.
Bu yöndeki anlaşma, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye'ye yönelik ciddi bir mesaj göndermesi şartı ile bu duruma karşı çıkmasının son bulması ile sağlandı. Böylece bu yaptırımlar çerçevesinde Belarus hükümetine bağlı 40 kişinin 2 Ekim Cuma gününden itibaren malvarlıklarına el koymak, yaptırımlara tabi tutulmaları ve yolculuk yasaklarına imkan sağlandı. Bu Belarus hükümeti makamları Brüksel tarafından Belarus cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale etme ve bu seçimlerde hile yapmakla suçlandı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Lukaşenko'nun isminin bu yaptırım listesinde olmamasının AB'nin muhalifler ile diyalogların ihtimalini zayıflamaması için olduğunu belirtti.
Rus siyasi uzman Fyodor Lukayonov ise bu hususta şöyle düşünüyor:" Avrupa Birliği lider ülkeleri Minsk'in tamamen Moskova'ya çark etmesinden korktuklarından dolayı Belarus Cumhurbaşkanına yönelik yaptırımlar uygulamamışlardır. "
9 Ağustos tarihinde Belarus'ta cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesinin ardından binlerce kişi 6'ıncı kez bu ülkenin cumhurbaşkanı olarak seçilen Aleksander Lukaşenko'yu protesto ettiler. Bu protestolar son haftalarda Belarus'un farklı kentlerinde de düzenlendi.
Muhalifler seçimlerin sağlıklı ve şeffaf bir şekilde düzenlenmediğini öne sürüyorlar.
Batılılar özellikle de Amerika ve Avrupa Birliği muhalifler ve protestocuları desteklemeye çalışıp müdahalelerini git gide arttırmışlardır. Şimdi de yeni yaptırımlar ve baskılara yönelmiş bulunuyorlar.
Bu mesele Belarus hükümetinin tepkisine yol açmıştır.
Avrupa Birliği ve Amerika neredeyse eş zamanlı olarak Aleksander Lukaşenko'yu Belarus'un seçilmiş cumhurbaşkanı olarak kabul etmediklerini belirttiler.
Brüksel ve Washington'un bu Doğu Avrupa ülkesine yönelik müdahaleci girişimleri Lukaşenko'yu devre dışı bırakmak ve tamamen Batı'ya bağlı Batıcı bir cumhurbaşkanının göreve getirilmesi ile alakalıdır.
Aslında bu hedef siyasi baskılar, muhalifleri ve protestocuları eğitmek ve desteklemek, Belarus üst düzey makamlarına geniş çaplı yaptırımlar uygulamak ve özet olarak renkli devrim araçları üzerinden gerçekleştirilmek istenmektedir.
Batı'nın Belarus'a karşı yıkıcı yaklaşımı Minsk'in eski ortaklarından olan Rusya'nın tepkilerine yol açmıştır.
Rusya cumhurbaşkanlığı sözcüsü Dmitriy Peskov ise Cuma günü Lukaşenko'nun adının Avrupa Birliği yaptırım listesine alınmamasından dolayı memnun olduğunu belirterek genel olarak da AB'nin yaptırım siyasetlerinin bu krizi çözemeyeceğini belirtip bu siyasetleri eleştirdi.
Peskov'un söylediğine göre Belarus üst düzey makamları veya Belarus cumhurbaşkanının adının yaptırım listesine alınmasının Belarus ile temasların kesilmesi anlamına geliyor.
Rusya ise Belarus'ta yaşanan mevcut siyasi krizin diyalog yolu ile çözülmesinden yanadır. Bu yüzden hükümet ve muhalifler arasında yapısal değişiklikler hedefi ile diyalogların gerçekleştirilmesini istiyor. Sonuçta Batı'nın Minsk'e yönelik baskısı ve yaptırımları yapıcı sayılmıyor ve sırf bu ülkede gerilimlerin artmasına yol açar. Belarus hükümeti de buna sessiz kalmayacak ve uygun tepki gösterecektir.
Nitekim Belarus hükümeti makamları da ülkelerinin karşılık olarak AB aleyhinde yaptırımlar hayata geçireceğini belirttiler.
Görünen o ki Avrupa Birliğinin Belarus'a yönelik yıkıcı yaklaşımı sonucu Minsk ve Brüksel arasındaki gerilimler de artacaktır.