Biden Hükümeti ve Amerika'nın Batı Asya Siyasetlerinin Gözden Geçirilmesi
Amerika yeni başkan Joe Biden'in 20 Ocak Çarşamba günü başkanlık koltuğuna oturması ardından eski hükümetin baş vurduğu girişimler ve siyasetlerin değiştirilmesi süreci başladı. Bu çerçevede dış siyasette de önemli değişiklikler yapılmaktadır.
Amerika başkanı Joe Biden geçen Çarşamba günü ilk mesai gününde Donald Trump'ın girişimlerini durdurmak ve iptal etmek adına 15 kadar talimatı imzaladı. Bu başkanlık talimatlarının en önemlileri arasında Amerika'nın Paris İklim Anlaşmasına ve Dünya Sağlık Örgütüne geri dönmesi oldu. Bu çerçevede Amerika dış siyasetinde önemli değişikliklerin yapıldığı söylenebilir.
Aslında Biden dış siyaset alanında Trump girişimlerinin tam tersi istikametinde hareket etmektedir. Biden Amerika'nın imajını düzeltmek ve bu ülkenin küresel arenada etkin bir güç olarak konumunu tekrar iyi bir seviyeye taşımak istiyor. Batı Asya bölgesinin Amerika dış siyasetindeki öneminden dolayı Biden hükümeti Washington'un bölgeye yönelik siyasetlerini hemen gözden geçirdi. Bu doğrultuda Yemen, Afganistan, İran ve Siyonist İsrail Rejimine karşı değişiklikler başlamış olduğu söyleniyor.
Amerika dışişleri bakanı 22 Ocak Cuma günü Trump'ın Yemen Ensarullah Hareketini terör listelerine almasında revizeye gideceğini bildirdi. Trump hükümeti bu kararı 11 saat içerisinde alelacele bir şekilde almıştı. Amerika dışişleri bakanlığı sözcüsü şöyle bir açıklamada bulunmuştu:" Dışişleri bakanlığı Husilerin terörist olarak kategorilendirilmesi hususunda revize edilmiş kararı hemen nihaleştirmeye çalışmaktadır. "
Amerika dışişleri bakanlığının sözcüsüne göre bu bakanlık Ensarullah'ın adının terör listesine alınması hususunda revizyona gidecektir. Joe Biden'in dışişleri bakanlığı için aday olarak tanıttığı Anthony Blinken de hemen bu kararı gözden geçireceğini böylece Yemen'e insani yardımların kesilmesini engelleyeceğini bildirmiştir.
İnsan haklarını savunan gruplar ve insani yardımlar ulaştıran ekipler ve şahsiyetler de Yemen'de insani felaketin daha da derinleşmesini engellemek amacı ile Amerika'dan Trump'ın Ensarullah hareketini terör örgütü olarak kategorileştirmesine karşı çıkmasını ve bu kararı iptal etmesini istemişlerdir.
Mülteciler Konseyinin Norveçli genel sekreteri İan Angland ise bu hususta şöyle bir açıklamada bulunmuştur:" Ensarullah hareketinin terör listesine alınması mantık dışı ve yıkıcı bir girişimdir. Amerika eski hükümeti bu kararı kötü bir zamanda aldı. Hem de insani faaliyetlerin arttığı ve kıtlığın önlenmesi ve görülmemiş felaketin yaşanmaması için çabaların arttığı bir sırada. "
Üst düzey BMT makamları da Amerika'nın Ensarullah ile ilgili kararının tehlikesi ve bu kararın Yemen'e besin maddeleri ulaştırmaktaki süreci baltalayacağı hususunda uyarılarda bulundu. Dünya Gıda Programı da Ensarullah hareketinin terör listesine alınmasının yüzlerce belki de milyonlarca Yemenlinin idam edilmesi anlamına geldiğini bildirdi.
Trump, Siyonist Rejim İsrail'in yakın müttefiki olarak Ensarullah hareketine yaptırım uygulayarak aklı sıra Yemen direnişini kırarak sonuçta Suudi Koalisyonu lehine önemli bir adım attığını düşünüyordu. Buna rağmen Ensarullah hareketinin boykot edilmesi gerçekte Yemen'de milyonlarca insana gıda ve insani yardımların ulaştırılmasının engellenmesi anlamına gelir.
Uluslararası alanda da Trump'ın bu girişimi kınanmıştır. Ayrıca Amerika içinde de 25 kadar Kongre temsilcisi yazdıkları mektupta da bu girişimi kınamışlardı. Senatördeki Cumhuriyetçi temsilci Taad Young ise Tweet'inde şöyle yazdı:" Mike Pompeo'nun Yemen'de Husi hareketini terör örgütü olarak adlandırma kararı Amerika'nın Yemen sorununa karşı attığı bir başka yanlış adımdı. "
Bu girişimin bir başka boyutu da , Trump yönetiminin Biden yönetiminin dış ve bölgesel politikalarını taşlama ve engelleme girişimiydi. ABD Kongresi'ndeki demokratlar, ABD'nin Yemen'deki savaşa ilişkin politikasını defalarca kınadı ve bu acımasız savaşta Suudi koalisyonuna desteğin sona ermesi gerektiği çağrısında bulundu. Trump yönetimi ise terörizm ile mücadele bahanesi ile Yemen Ensarullah hareketini boykot etti. Ancak şimdi Biden yönetimi, Trump yönetiminin kararını yeniden gözden geçirmek istiyor.
Afganistan konusu, şu anda Biden hükümetinin gündeminde olan bir diğer konu. Beyaz Saray 22 Ocak Cuma günü yaptığı açıklamada, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'ın Afgan mevkidaşı Hamdallah Moheb ile yaptığı telefon görüşmesinde, yeni ABD yönetiminin Şubat 2020'de Taliban ile imzalanan anlaşmada revizyona gitmekte kararlı olduklarını bildirdi.
Daha önce, Dışişleri Bakanı adayı Anthony Blinken için Senato oturumundaki dinleme oturumunda Trump yönetiminin Taliban ile yaptığı anlaşmayı gözden geçireceğini söylemişti. Afgan hükümeti ve Taliban daha önce Trump yönetiminin Taliban ile anlaşmaya ve eylemlerine ilişkin tutumlarını kesinleştirmek için Biden'in Beyaz Saray'a girmesini beklediklerini söylemişti.
Bir Taliban yetkilisi, ABD'nin Afganistan'dan askerlerini geri çekme taahhütlerine uymaması halinde zor kararlar vermeleri gerektiği konusunda uyarıda bulunmuştur. Washington, Şubat 2020'de , Katar'da varılan ABD-Taliban anlaşmasının ardından, Taliban'ın Doha anlaşması kapsamındaki taahhütlerini yerine getirmesi halinde, Mayıs 2021'e kadar Afganistan'dan güçlerini çekeceğini duyurmuştu.
Trump'ın talimatına göre, Afganistan'daki ABD askerlerinin sayısı 2021 Ocak ayı ortasına kadar 4 bin 500'den 2 bin 500'e düşürülecek.
Aynı anlaşma kapsamında Afgan hükümeti hapishanelerinden beş bin Taliban tutuklusu da serbest bırakıldı ve Afgan hükümeti şimdi çoğunun savaş alanına geri döndüğünü duyuruyor. Anlaşmaya göre, tüm ABD birlikleri 14 ay içerisinde Afganistan'dan ayrılacak ve ABD-Taliban barış anlaşmasının imzalanmasından sonraki 10 gün içinde , Afgan hükümeti ve Taliban arasında barış görüşmeleri başlayacaktı. Ancak anlaşmanın bu kısmı hala bir sonuca ulaşmamıştır.
Afganistan'daki ABD askerlerinin sayısının azalmasıyla Taliban artık bir fırsat bulduğunu gördü ve Afgan hükümet güçleri ile şiddeti yoğunlaştırdı ve ülkedeki askeri mevzilere ve şehirlere yönelik saldırıları önemli ölçüde arttırdı.
Afganistan'ın ulusal güvenlik danışmanı Hamdullah Moheb, Amerika Birleşik Devletleri'nin ülkeden ayrılmaya hazırlandıktan sonra Afganistan'ın gerçek bir iç savaş tehdidiyle karşı karşıya olduğu konusunda uyardı.
Aslında Afganistan'a giren ve o ülkede savaşı körükleyen, on binlerce insanı öldüren ve olabildiğince ülkeyi yok eden ve yıpratan Amerika, Trump iktidarının son yılında Afganistan'dan sorumsuzca ayrılmasıyla Afganistan'da bir güvenlik boşluğu yarattı. .
ABD Kongresi ve üst düzey Amerika ve Pentagon askeri yetkilileri, Amerikalı birliklerinin Afganistan'dan tamamen çekilmesi konusunda hemfikir değiller, bu nedenle 20 Ocak 2021'de Joe Biden'inn gelişiyle ABD birliklerinin geri çekilmesinin yavaşlaması ve bunu değiştirmesi zaten beklenen bir husustu. Washington'un Afganistan'a yönelik yeni politikası şu anda tüm hızıyla devam ediyor ve Biden yönetiminin ABD birliklerinin ülkeden çekilmesinde büyük bir revizyon yapması bekleniyor.
Batı Asya bölgesindeki Biden yönetimi için bir diğer sorun da ABD'nin İran'a yönelik politikası ve BERCAM nükleer anlaşmasıdır. Biden yönetimi yetkililerinin İran ve BERCAM'a yönelik son dönemdeki tutumları göz önüne alındığında, Washington'un İran politikasında gerçek bir değişiklik için pek kararlı olmadığı görülüyor. Amerika Dışişleri Bakanlığı, bakan adayı Anthony Blinken, İran'ın nükleer silah edinme süresinin bir yıldan üç ila dört aya kadar düştüğünü iddia ederek, Biden yönetiminin İran'ın nükleer silah edinmesini engelleme kararlılığını vurguladı. ABD Ulusal İstihbarat Direktörü adayı April Hines, "İran nükleer anlaşmaya geri dönerse, ona geri döneceğiz, ancak mevcut durumda bu pek olası görünmüyor ve önümüzde uzun bir yol var" dedi.
April Hines İran'ın nükleer anlaşmasına dönüşün İran'ın füze programı ve sözde istikrarsızlaştırma faaliyetleriyle ilgili görüşmeleri içermesi gerektiğini de sözlerine ekledi. ABD Savunma Bakanı adayı Lloyd Austin de İran'ı bölgedeki ABD müttefikleri ve Batı Asya'da konuşlanmış ABD güçleri için bir tehdit olarak nitelendirdi. Bu nedenle, Biden'in işbaşına gelmesi ve özellikle BERCAM nükleer anlaşması hakkındaki görüşleri hususundaki önceki iyimserliğe rağmen, üst düzey hükümet yetkilileri şimdi eskisi gibi aynı tutumları ve literatürü tekrarlıyorlar.
Mayıs 2018'de BERCAM nükleer anlaşmasından ayrıldıktan sonra Trump yönetimi benzer mazeret ve taleplerde bulundu ve bu talepleri yerine getirmek için İran'a karşı tarihteki en ağır yaptırımları da kapsayan maksimum baskı kampanyası başlattı. Trump'ın bu alanda başarısıyla ilgili çok fazla abartısına rağmen, bu maksimum baskı kampanyası, Washington'un o zamanki Dışişleri Bakanı Mike Pompeo On İki Talebi'nin ardından belirlenen hedeflerinden herhangi birine ulaşmada pratikte başarısız kaldı.
Amerikalı siyasi uzman olan Paul Pillar'a göre, Trump'ın ekonomik savaşı ve İran üzerindeki azami baskı süreci sadece başarısız olmakla kalmadı, her açıdan hezimete uğradı. Bunun nedeni İran'ın azami direniş politikasını benimsemesi ve ağır Amerika baskısına direnmesiydi.
Aynı zamanda Tahran, 5 + 1 grubundaki Avrupalı tarafların yükümlülüklerini yerine getirmede oyalanması nedeniyle bu anlaşma çerçevesindeki yükümlülüklerini 5 aşamada azalttı. Ardından İran İslami Şura Meclisi kararına göre yüzde 20 zenginleştirme ve zenginleştirilmiş uranyum rezervlerini artırma gibi önlemler gündemde. Aslında bu, İran'ın Batı'ya, yani Avrupa ve ABD'ye yönelik sözlerini gerçekleştirmedeki ciddiyetini göstermek içindi.
Biden hükümet yetkilileri ise İran'a karşı nükleer silah hususunda baskı yapmak amacı ile yanlış iddialarda bulunarak İran'ın yükümlülüklerini bir bahane olarak kullanmak istiyor.Halbuki Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın mükerrer raporlarına göre İran nükleer silahlara yönelmemiştir. Aynı zamanda, Biden hükümeti, daha önce BERCAM nükleer anlaşmasına bir an önce geri dönüş iddialarının aksine, şimdi bu konuda çelişkili görüşler ve koşullar ortaya attı. Aslında, Biden sadece İran'ın nükleer faaliyetlerinin içerik ve zaman kısıtlamalarını genişletmek değil, aynı zamanda füze kabiliyeti ve bölgesel politikalar gibi diğer konularda da Tahran'la müzakereler yapmak istiyor. İran ise defalarca yalnızca BERCAM nükleer anlaşmasına bağlı olduğunu ve hiçbir şekilde ABD'nin başka konularda müzakere talebinde bulunamayacağını ifade etmiştir.
Biden yönetiminin Siyonist rejime yönelik politikası da Batı Asya bölgesindeki ABD dış politikasının önemli konularından biridir. Amerika, Donald Trump yönetimi sırasında İsrail'e en fazla hizmeti verdiği de unutulmamalıdır.
Şimdi Joe Biden iktidara geldiği sırada ve hükümeti önceki hükümetin politikalarını gözden geçirmeye çalıştığına göre, Tel Aviv yetkilileri, özellikle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, derinden endişelenmiştir. Netanyahu, Kasım 2020'nin sonlarında Joe Biden'a gönderdiği dolaylı bir mesajda, BERCAM nükleer anlaşmasına dönmemesi konusunda uyarıda bulundu.
Netanyahu bu hususta şöyle bir açıklamada bulundu: "Eski nükleer anlaşmaya geri dönmek yasak. İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemek için onunla uzlaşmama politikası izlemeliyiz. "
ABD'nin Aralık 2020'nin sonlarında BERCAM nükleer anlaşmasına olası dönüşüne ilişkin engellemeleri çerçevesinde de, İsrail Başbakanı Netanyahu, ülkeleri anlaşmayı sürdürmemeye çağıran bir bildiri yayınladı. Son günlerde Netanyahu, ABD’nin BERCAM anlaşmasına dönme olasılığı konusunda birkaç kez uyarıda bulundu ve hatta yeni Beyaz Saray yetkililerine BERCAM'a dönmenin "olmaması gereken aptalca bir şey" olduğunu ima etti.
Netanyahu ayrıca Joe Biden'in BERCAM nükleer anlaşmasına dönme olasılığını ve Mossad başkanı Yossi Cohen'i ABD hükümetine özel elçi olarak atama olasılığını tartışmak için bir grup üst düzey İsrail istihbaratçısını görevlendirdi..
Aynı zamanda, Siyonist rejimin üst düzey yetkilileri arasında, yeni ABD yönetimiyle İran'la ilgili olarak nasıl başa çıkılacağı konusundaki tartışmalar ve ihtilaflar da ortaya çıktı.
Netanyahu'nun kargaşa yaratmasına rağmen, uyarıları Biden yönetimi tarafından çok az ilgi gördü. Amerikalı bir siyasi analist olan Danny Sitrinovich'e göre, Netanyahu, Biden'ın BERCAM'a dönmesini kolayca engelleyemez. Biden yönetimi zaten büyük ölçüde, Netanyahu'yu ABD iç siyasetine ve kurallarına müdahale ettiği için hala eleştiren Obama dönemi politika yapıcılarından ve şahsiyetlerinden oluşuyor. Aslında Netanyahu, BERCAM Anlaşmasına katkıda bulunan çok sayıda Barack Obama yönetim yetkilisinin Biden yönetimindeki kilit makamlara atanmasından endişe duyuyor.
Sonuç olarak, Biden döneminde İsrail ile ABD arasındaki gerilimin kademeli olarak artması beklenebilir. Elbette bu, Washington'un Tel Aviv'e tam desteğinde bir azalma anlamına gelmiyor. Ancak ikili ilişkiler, Trump'ın başkanlığı dönemindeki kadar sıcak olmayacaktır. Bu nedenle, Yüzyılın Anlaşması gibi konular unutulsa da, Biden hükümetinin Tel Aviv'e ekonomik ve askeri yardıma ve İsrail'in Arap ülkeleriyle ilişkilerinin normalleşmesinin devamına destek vermeye devam edeceği söylenebilir.