“Karabağ 17 Rebi” konferansı
Gerçekte dağlık Karabağ krizi ve bu krizin çözümü için krizin ta ilk gününden itibaren sergilenen en sabit ve en sağlam tutum İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin açıkladığı ve üzerinden yaklaşık otuz yıl geçtiği halde halâ geçerliliğini koruyan görüşüdür.
Kafkasya meseleleri uzmanlarından Burhan Hişmeti bir makale yayımlayarak dağlık Karabağ krizi ve çözümü için en geçerli görüş İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin görüşü olduğunu vurguladı.
Hişmeti makalesinde şöyle dedi:
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah İmam Hamanei Karabağ münakaşası başladığı ta ilk günlerde Tebriz halkına hitaben yaptığı konuşmada Karabağ’ın yeri İslam toprakları olduğunu ve bu bölgenin işgaline son verilmesi gerektiğini belirtti. Şimdi dağlık Karabağ münakaşasının üzerinden yaklaşık otuz yıl geçtiği bir sırada da Ayetullah Hamanei kameri 17 Rebiülevvel 1442 tarihinde bir kez daha dağlık Karabağ bölgesinde işgale son verilmesi ve bu bölgenin Azerbaycan Cumhuriyeti’ne iade edilmesi ve bölgenin güvenliğini tehdit eden ve acı hadise nitelediği savaşa son verme zaruretine vurgu yaptı.
İranlı uzman Hişmeti yazısına şöyle devam ediyor:
Karabağ münakaşası hakkında Ayetullah İmam Hamanei'nin sergilediği tutum kadar sabit, sağlam, delillere dayalı ve mantıklı bir tutuma başka hiç bir kaynakta veya referansta rastlamıyoruz; zira bu tutum Karabağ krizi tarihinde, hatta Azerbaycan Cumhuriyeti bile bir nevi uzlaşıyı içeren çözüm yollarına eğilimli olduğu veya boyun eğdiği bir zaman diliminde gündeme gelmiştir. Gerçi bu uzlaşı durumları siyasi sebepler ve çeşitli etkenlerin müdahalesi yüzünden hiç bir zaman hayata geçmediği de bilinmektedir. Şimdi de Azerbaycan Cumhuriyeti çeşitli etkenleri kullanarak Karabağ çevresinde bazı bölgeleri geri almasına karşın, Karabağ'ın hakkında gelecekte nasıl bir karar vereceği belirsizdir.
Karabağ’ın 44 günlük savaşından sonra şartlar istikrara kavuşmadan önce Azerbaycan Cumhuriyeti’nde bu ülkenin kaybettiği toprakların üzerinde milli egemenliğini ihya edebildiği yönünde genel bir kanaat oluşmuştu ve bu sürecin devamında 10 Kasım Moskova anlaşması çerçevesinde beş yıl sonra Akdam, Kelbecer ve Laçin’in bir bölümü gibi bazı bölgelerin barışçıl bir şekilde ve Ermenistan’ın kabul etmesi ile Azerbaycan Cumhuriyeti’ne iade edildiği gibi dağlık Karabağ bölgesi de bu ülkeye geri verileceği düşünülmeye başladı.
Ancak son aylarda dağlık Karabağ bölgesinde yaşanan ve hepsi de bölgedeki Ermeni halkın Rusya, ABD ve Avrupa’nın desteği ile Azerbaycan Cumhuriyeti’nden kesin ayrılmak istediklerini yansıtan son gelişmelerin Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bu bağlamda resmi tutumunu muğlaklığa sürüklediği anlaşılıyor. Kuşkusuz Azerbaycan Cumhuriyeti halkı halâ dağlık Karabağ’ın Azerbaycan Cumhuriyeti’ne geri verilmesi üzerinde ısrar ediyor; ancak son otuz yılın deneyimleri, Karabağ’da 44 günlük savaşın sonunda Azerbaycan Cumhuriyeti halkı birden Moskova’da gece yarısı bir anlaşma sağlandığından haberdar olduğu gibi gelecekte de istekleri ile asla örtüşmeyen bir başka siyasi anlaşma ile karşılaşabileceklerini gösteriyor.
Hal böyleyken, İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin 17 Rebi söylemi adı ile anılan dağlık Karabağ hakkındaki beyanatına açıklık getirmek kaçınılmaz bir zaruret olarak görülüyor. Zira dağlık Karabağ krizinin çözümsüzlüğü son Karabağ savaşında açıkça gösterdiği gibi Azerbaycan Cumhuriyeti, Ermenistan ve İran İslam Cumhuriyeti’ni büyük tehlikelerle karşı karşıya getirecektir.
Karabağ’da 44 günlük savaş sırasında vampir IŞİD teröristleri ve bölgesel hamilerinin bu bölgeye tamah gözüyle bakmaya başlaması, maalesef şimdi kendini bu savaşın galip tarafı telakki ederek pay peşinde olan Türk milliyetçiliği ve siyonizmin tamahlarının daha da artması, laiklik ve sekülerizmin İslamtalep akımı kandırma girişimi ve Azerbaycan Cumhuriyeti’de bu akıma hiç bir hak ve imtiyaz tanımadan yararlanma gayreti, bölgede jeo-politik dengeleri İran İslam Cumhuriyeti’nin zararına bozma ve bölge ülkelerinin uluslararası sınırlarını bozma gayretleri, dağlık Karabağ bölgesinin çevresinde ıssız bölgelerde bölgenin mazisine uymayan ve İslami İran’ın bu bölge ile tarihi, kültürel ve dini yakınlık duygusu olmayan dini bir nüfus oluşturma çabaları ve diğer bazı tehlikeler baş göstermeye başladı.
Ancak İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin kameri 17 Rebi’de dağlık Karabağ savaşına karşı net tavır koyması ve bu savaşın haklı ve batıl yönlerini açıkça beyan etmesi, Karabağ bölgesini tehdit eden birçok tehlikeyi ve kumpası ta başından itibaren etkisiz hale getirdi ve diğer tehlikelerin ve komploların hakkında hem İran İslam Cumhuriyeti, hem Azerbaycan Cumhuriyeti ve hem Ermenistan’da halkın bilinçli kesimleri, siyasileri ve akademisyenleri arasında bu tehditlerin ve kumpasların peşinde olanların umudunu hüsrana uğratan uyarılarda bulundu. Gerçi dağlık Karabağ bölgesinin kimliğini değiştirme peşinde olan çevreler halâ başka kılıklara girerek bu bölgede bir takım jeo-politik, kültürel ve dini değişiklikler yapma ve yeni koridorlar kurma ve özellikle Şuşa kenti gibi yerlerde tarihi ve kültürel simgeleri değiştirme gayretinde oldukları da ortadadır.
Ancak dağlık Karabağ bölgesinde hakkı inşa edecek ve batılın planlarını suya düşürecek şeyin, İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin 17 Rebi konuşmasında kısa ama net bir şekilde beyan edilen İslami hukuk, insani ilkeler ve uluslararası hukuk temelinde adil söylem olduğu söylenebilir.
“Azerbaycan toprakları kurtarılmalıdır”, “Bu topraklarda yaşayan Ermenilerin güvenliği korunmalıdır”, “İki taraf uluslararası sınırlara tecavüz etmemelidir” ve “ Eğer teröristler İran sınırlarına yaklaşırsa, kesin tepki veririz” gibi sözler oldukça önemli sözlerdir ve eğer mantık, delil ve güçlü bir şekilde uygulanacak olursa, Karabağ krizi köklü ve daimi bir çözüme kavuşabilir; aksi takdirde adeta kanayan bir yara misali bölgeyi ve İslami İran’ı rahatsız etmeye devam edeceği kesindir.
17 Rebi Karabağ söylemi, dağlık Karabağ çevresinde işgale uğrayan bölgelerin düğümünün bir bölümü savaş ve çatışma ve bir bölümü de Azerbaycan Cumhuriyeti ile Ermenistan arasında sağlanan uzlaşı ile çözümlendiği gibi, bu bölgenin esas düğümü de Ayetullah Hamanei’nin beyan ettiği ilkelere uyulduğu takdirde çözümlenebileceğini gösteriyor ve eğer otuz yıllık bu düğüm çözümlenir ve otuz yıllık hüsran umuda dönüşürse, İslam dünyasının daha da önemli bir bölgesi, yani kutsal Kudüs’ün işgal düğümü de çözümlenebilir, ki bu da İmam Hamanei’nin Müslümanlara vadettiği ve defalarca vurguladığı kat’i vaatlerinden biridir ve Kudüs sonunda kurtarılacaktır.