Bakü; Rüzgar her zaman aynı yönden esmez!
1970’li yıllarda eski Sovyetler Birliği yetkililerinden biri İran’ın görülmemiş düzeyde savunma bütçesi ve yüklü silah alımına işaretle İran şahına şöyle demişti: Amacınız nedir? Eğer Irak ise, bunca silah onların gücünden çok fazladır. Eğer amaç Sovyetler Birliği ise, bu kadar silahın yüz katı ile bile bizimle askeri denge sağlayamazsınız.
Görünen o ki bu misal bugün Azerbaycan Cumhuriyeti için geçerlidir.
Stratejik askeri hareketler, yüksek savunma bütçesi ve konvansiyonel olmayan askeri ortak tatbikatlar, amacı iki hasım güç arasında sıkışıp kalan Ermenistan gibi küçük ve zayıf olma ihtimali yoktur. Eğer de amaç İran ise, bu da fil ile fincan benzetmesi misali, sonuç vermesi imkansızdır.
Görünen o ki Bakü’nün militarist tutuma yönelmesi iki önemli etkenden kaynaklanıyor. Birincisi, Ermenistan karşısında yıldırım hızıyla kesin zafer kazanmanın gururu ve ikincisi Azerbaycan Cumhuriyeti’nin demokratik olmaya yapısı ve elde edilen zaferi iç politika malzemesi yapma ve böylece hakimiyetin iktidarını pekiştirme ve son kazanımları arttırma yoluyla iktidarını sürdürme sevdasıdır. Ancak bu politikanın Aşil topuğu, sırf ecnebi müttefiklere mutlak surette dayanmak ve bu ülkenin kapasitelerini, gücünü ve boyunu aşan daha büyük ölçeklerde jeo politik oyunlara girmektir.
Türkiye’den başlayalım.
Açıktır ki Türkiye’de baş aktör ve perde arkasında yer alan kişi Erdoğan ve Neo Osmanlı hayalleridir. Oysa bundan yüz yıl önce de Jön Türklerin “İslam birliği” adı altındaki gizli amacı ve politikası, Pan Turanizm ve Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinde Türk kökenli milletlerle vahdet kurmaktı; ancak bu rüya tabir olmadı ve Türkiye için acı sonuçlar doğurdu.
Peki ama, Erdoğan sonrası Türkiye’de yeni yöneticilerin imparatorluk sevdasını bırakıp yeniden AB kapılarının ardında beklemeye geçmeyecekleri ne malum? Acaba böyle bir durumda Ankara, Bakü ile kayıtsız şartsız ittifakından el çekerek başka önceliklere yönelemez mi? Acaba yarın daha demokratik bir Türkiye için Aliyev hanedanının üçüncü kuşağının sultası altında yönetilen “Aile ülkesi” ile kayıtsız şartsız ittifak devam etmeyebilir mi?
Gelelim İsrail’e. İsrail’in Azerbaycan Cumhuriyeti’ne bakışı, bir vekalet elemanı ve İran ile Lübnan Hizbullah hareketinin ittifakına karşı operasyonel bir köprü misalidir. Büyük ihtimalle petrole karşı silah alış verişi ise ikinci derecede önem arz ediyor. Zira İsrail’in bazı petrol zengini Arap rejimlerle normalleşmesine bakıldığında, enerji etkeni bu rejimin Bakü ile ikili ilişkilerinde stratejik öncelik olacağı düşünülmüyor.
Öte yandan büyüklerin oyununda daha küçük ve zayıf tarafın her zaman pazarlığa kurban gitme ihtimali vardır. Diyelim ki Batı Asya bölgesinde yeni bir denge kuruldu veya İran ile İsrail arasında gerginlik hafifledi. Peki acaba bu durumda Bakü stratejik önemini kaybetmez mi?
Bundan başka, İsrail’in Azerbaycan Cumhuriyeti’ni haddinden fazla takviye etmesi, Ermenistan’la tarihi ve dostane bağları olan ABD ve Fransa gibi ülkelerin tepkisini çekebilir.
Bu alana Pakistan’ın da ayak basması, diğer gelişmelere kıyasla daha tuhaftır kuşkusuz İslamabad, Ankara’nın daveti üzerine gelmiştir. Bu iki ülke S. Arabistan’la ilişkileri kısmen karardıktan sonra ve birlikte Katar’a yaklaşmaları ile bölgede bir nevi yeni bir eksen kurdular.
Ancak ne var ki Pakistan’ın Bakü ile stratejik ittifakı, ayı ile dost olan adamın hikayesine dönüşebilir. Pakistan bölgede profesyonel ve büyük ölçüde sorumsuz bir aktördür. Bu ülkenin S. Arabistan ile eski ve derin ilişkileri ise inkar edilemeyecek kadar bellidir. Nitekim son yıllarda Pakistan’ın mali kaynaklarından biri ve bütçesini karşılayan ve hatta nükleer programına mali destek sağlayan taraf, Riyad olmuştur. Ancak zamanı gelince, Pakistan hatta göstermelik olsa bile Yemen savaşına katılmaya yanaşmadı. Buna göre bu ülkenin Bakü’ye ne faydası dokunabilir ki? Rusya ve Hindistan’ı kışkırtmak ve onlara karşı güç dengesini sağlamak için harekete geçirmekten başka?
Bu şartlarda Azerbaycan Cumhuriyeti için sürdürülebilir çıkarlarını kapsayacak gerçekçi ve maslahata dayalı bir dış politika, iki daimi ve güçlü komşusu İran ve Rusya ile stratejik dostluk ve çıkarlarını temin etmeye bağlı olduğu açıkça ortadadır. Nitekim Erivan’a baskıların büyük ağabeyle birlikte devam etmesi, Ermenistan’ı da benzer tepkiye zorlayabilir.
Karabağ savaşının sonuçları bölgede yeni jeopolitik gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Ancak bu sonuçları devam etmesi bölgedeki güçlerin stratejik çıkarlarının temin edilmesi ve akılcı bir şekilde sağduyulu hareket etmeye bağlıdır. Sınırları değiştirmeye çalışmak, velev ki haritalara ve hukuk ilkelerine dayalı olsun, kendi kaderimizi belirleme hakkı kadar kronik ve gerilime yol açacak bir durumdur. Bu konuyu teorik olarak BM bildirgesi adı altında savunmak mümkün olsa bile, uygulamada yine aynı bildirgeye istinaden bölgesel güvenlikten ve komşuların çıkarlarından taviz verilemeyeceği kesindir.
Ermenistan zayıf bir ülkedir ve büyük bir tehditle, yani Türkiye ile karşı karşıya gelmiştir. Ancak Ermenistan’ın İran ile ortak sınırı, ülkemizin milli güvenliği ve milli çıkarlarının bir parçasıdır ve Tahran, önemi ve gücü gözardı edilebilecek Erivan değildir.
Yazar: Salahaddin Hadiv