İngiltere Parlamentosunda “Kürtlerin Politik Temsili Ve Türkiye’de Eşitlik” konulu münazara yapıldı
Avam Kamarasında yapılan “Kürtlerin Politik Temsili ve Türkiye’de Eşitlik” oturumunda Türkiye'de çok sayıda seçilmişin cezaevinde oluşuna, diğer baskı ve eşitsizliklere dikkat çekildi.
Brighton Kemptown bölgesini temsil eden Parlamenter Lloyd Cameron Russell-Moyle’un çağrısıyla düzenlenen oturumda APPG’nin (All-Party Parliamentary Group) Kürtler konusundaki raporu değerlendirildi.
Russel-Moyle Halkların Demokratik Partisinin (HDP) seçilmiş vekilleri ve belediye başkanlarının Türkiye’de artan bir baskı ile karşı karşıya olduğunu söyledi ve “Kürt ve Kürdistan” kelimelerini kullandığı için dokunulmazlığı kalkan milletvekilleri olduğunu söyledi.
Türkiye’nin basın ve ifade özgürlüğü bağlamında gazetecilere yönelik baskılar konusunda dünyadaki en kötü örneklerden birisi olduğunu belirten milletvekili kapatılan basın-yayın kuruluşları ve tutuklu gazetecilere dair istatistikleri paylaştı. Russel-Moyle “Tüm dünyada tutuklu olan gazetecilerin üçte biri Türkiye’de tutuklu ” dedi.
Belçika Yüksek Mahkemesinin PKK'nin bir terör örgütü olarak görülemeyeceği yönündeki kararına atfen İngiltere’nin PKK’yı yasa dışı terör örgütü sınıflandırmasından çıkarmayı değerlendirip değerlendirmediğini de soran milletvekili mahkemede PKK aleyhine sunulan kanıtların aslında Türkiye güvenlik güçleri tarafından işlenen suçlar olduğunu söyledi.
İşçi Partisi’nden Liverpool Riverside temsilci Kim Johnson ise HDP üyesi demokratik olarak seçilmiş 65 belediye başkanından sadece altısının görevi başında olduğunu söyledi.
Johnson’ın ardından söz alan Kürt milletvekili Feryal Clark da Türkiye’de çocukken Kürtçe konusunda maruz kaldığı baskılardan bahsetti. Clark, APPG raporunda yer alan tavsiyeler ışığında İngiltere’nin, -dostu ve müttefiki olan- Türkiye’ye Kürtlerin yanısıra Alevilere, kadınlara ve LGBT bireylere yönelik baskıcı uygulamaları sonlandırma çağrısı yapması gerektiğini söyledi.
Clark’ın ardından söz alan Muhafazakar Parti’den Reigete temsilcisi Crispin Blunt ise İngiltere’nin demokrasi ve insan hakları bağlamında savunduğu değerler olduğunu ve bu nedenle -önemli bir ortak olmasına karşın- insan hakları ihlalleri nedeniyle Türkiye ile ilişkilerin ciddiyetle gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etti.
İskoç Ulusal Partisi (SNP) Sözcüsü Alan Smith ise parti olarak “ulusların kaderini tayin hakkı”nı savunan bir çizgide olduklarını hatırlattı.
Hornsey-Wood Green temsilcisi İşçi Partili milletvekili Catherine West ise Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğini hatırlattı ve bu konuda İngiltere hükümetinin tutumunu da öğrenmek istediğini belirtti.