NATO'nun Turan-i Koridoru
İkinci Karabağ savaş projesinin üzerinden 22 ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen, Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye’nin sahte ve mesnetsiz "Zengezur Koridoru" adıyla andıkları "NATO'nun Turan-i Koridoru" konusu hala NATO’nun gündeminde ve yoğun bir şekilde İngiltere ve uluslararası Siyonizm ekseninde ve Bakü ile Ankara taşeronluğu ile yürütülmektedir.
Sözde Zengezur koridoru konusu hala NATO’nun gündemindeki yerini koruyor. Bunun nedeni, İkinci Karabağ Savaşı projesinin Karabağ'ın kurtuluşu için değil, bugüne kadar başarısız olan "NATO'nun Turan-i Koridoru"nun uygulanmasına bir kılıf olmasıydı. Zira eğer Azerbaycan Cumhuriyeti gerçekten Karabağ'ın kurtuluşu için "bağımsız bir iradeye" sahip olsaydı, 1994 ateşkesinden 2020'ye kadar geçen 26 yıllık süre içinde bu konuda sınırlı ve adım adım bile olsa hareket etmesi, Amerika, İngiltere ve Fransa’nın her türlü askeri operasyonuna karşı muhalefetinin bilinciyle Minsk grubun faaliyetine ısrar etmemesi, veya İran karşıtı propagandayı durdurması, en azından Tahran'ın bu ülkenin işgal altındaki topraklarının kurtarılması planına ve önerisine olumsuz yanıt vermemesi gerekirdi.
Görünen o ki, aktörlerin Avrasya'daki gelişmelere bakışındaki paradigma değişiklikleriyle birlikte Karabağ, 2020'den itibaren bir uzlaşma aracı ve NATO'nun ve uluslararası Siyonizm'in jeopolitik arzularını ilerletmenin bir aracı haline gelmiştir. Bunun ekseni İran, Rusya ve Çin’in temel çıkarlarına darbe vurmak hedefi ile NATO’nun Turan-i Koridorudur.
Fakat bundan önce iki konuya değinmek gerekir.
Birincisi sahte Zengezur Koridoru tabirinin NATO’nun “Turan-i Koridoru” yerine kullanılması, tarihi, siyasi ve hukuki açıdan yanlıştır. Zira Azerbaycan cum. Cumhurbaşkanı tarafından kullanılan sahte Zengezur Koridoru veya daha doğrusu Batı Zengezur terimi, Ermenistan ile İran sınırındaki Siyonik eyaletine deniliyor. Aslında bu terim, Ermenistan’ın Siyonik eyaletine karşı bir toprak iddiasıdır, zira Bakü’ye göre bu bölge 1922 yılında eski Sovyetler Birliği tarafından Ermenistan’a verilmiştir. Azerbaycan'ın bu düşüncesi temel alınırsa tarihte birçok benzerine rastlanabilir. Örneğin 1828 yılı anlaşması uyarınca İran’dan kopartılarak Rusya’ya verilen Azerbaycan cumhuriyetinin bulunduğu Kafkasya bölgsi, 1931 yılında hiçbir meşru ve hukuki dayanağı olmaksızın Türkiye’ye teslim edilen ve İran’a ait olan Iğdır, Kars ve Dalan Karasu konusuna değinilebilir. Veya 1920 yılında Osmanlılar tarafından imzalanan Sevr Anlaşmasına göre, bu ülkenin güneydoğusundaki "Batı Ermenistan" adı altında altı vilayet Ermenilere aittir.
Doğal olarak Bakü'nün bu gerekçesi ile bunların hepsi tarihi sahiplerine iade edilmelidir. Bu nedenle, Uluslararası Adalet Divanı kararlarında birkaç kez değinilen uluslararası hukuk ve uluslararası içtihat,” Uluslararası ilişkilerde daha sonraki gelişmelere sahne olan tarihi olaylar mülkiyet iddialarının temeli olamaz.” Şeklinde vurguda bulunuyor. Bu yüzden Ermenistan’ın güneyine "Zangezur" söylenmesi, bu ülkenin toprak bütünlüğünün ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 4. maddesinin ihlali anlamına gelir.
Bu yüzden maalesef bazı haber çevrelerinde farkında olmadan fakat genelde Pantürkizm lobisi tarafından kasıtlı olarak Ankara ve Bakü yetkililerinden naklen kullanılan “Zengezur koridoru” sahte ismi, siyasi, hukuki ve tarihi açılardan yanlıştır. Sahte terimler tıpkı “terörizm” konusunda olduğu gibi iyi veya kötüsü olamaz, tıpkı sahte “Arap Körfezi” veya “ güney Azerbaycan” terimlerinin yanlış olduğu gibi Zengezur koridoru da aynı durumda.
“Zengezur koridoru” sahte başlık için en iyi alternatifin, bu satırların yazarının yaklaşık 22 ay önce ilk kez önerdiği gibi "NATO Turan-i koridoru" başlığı olduğu görülüyor. Zira her şeyden önce “Turan-i” koridorun oluşturulması planı İran, Rusya ve Çin’e karşı kurulduğunu gösterirken, bu planın Türkiye ve Azerbaycan cum.nin ağırlığını aştığını ve arkasında, İngiliz asıllı Yahudi teorisyenlerin yetiştirilmesi yoluyla Pan-Türkizm'e önderlik ettiğine dair 200’den fazla dosyaya sahip olan İngiltere'nin sömürgeciliği vardır. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasında oynadığı rol gibi.
İkinci nokta, Bakü'nün 9 Kasım 2020 ateşkes anlaşmasının 9. maddesine yaptığı atfın hukuken geçerliliği olmamasıdır. Zira Karabağ ile Ermenistan arasında beş kilometre genişliğinde bir Laçın Koridoru oluşturulmasından açıkça bahseden muhtıranın 6. maddesinin aksine, 9. ve 10. maddeler sadece ekonomik ulaşım hatlarının yeniden açılması ve inşasından bahseder. Üstelik bunun için her hangi bir mekan belirlenmezken bu rota, Ermenistan'ın güneyi yerine Azerbaycan Cumhuriyeti'nin kuzeyindeki Kazak tarafından bile olabilir zira Ermenistan ve Nahçivan’a ulaşım yolu da vardır. Ayrıca ekonomik ulaşım hatları, ev sahibi ülkenin mutlak egemenliği altındaki hatlar anlamına gelir.
Öte yandan, Bakü'den Erivan'a yaygın psikolojik ve medya şantajı ve siyasi ve askeri baskının eşlik ettiği Laçın Koridoru'nu sahte Zengezur Koridoru ile eş tutmak da bir başka açıdan hukuk ihlalidir. Zira Laçın koridorunun hukuki statusu ile Karabağ'ın Dağlık Karabağ'a (en azından Nahçıvan'ın özerkliğine benzer) özerklik verilmesine odaklanan hukuki statusu arasında bir tür bağlantı vardır. Azerbaycan Cumhuriyeti, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın (1996) Lizbon zirvesinde kabul etti ve Minsk Grubu yetkililerine Karabağ'a yüksek özerklik vermeye hazır olduğunu defalarca bildirdi. Ancak şimdi Bakü tutum değiştirip, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı da Karabağ'a herhangi bir hukuki statu sağlanmaması gerektiğini vurguluyor. Ermeniler açısından, Karabağ için hukuki statu yokluğunda Laçın Koridoru'nun özel ve yasal bir önemi olmayacağı doğaldır.
Karabağ sorunu daha çözümlenmezken ve Bakü'ye geri dönmemesine rağmen, Azerbaycan Cumhuriyetinin hala İran-Ermenistan sınırının NATO'nun "Turan-i Koridoru" üzerinden kapatılması konusuna odaklanması, daha büyük bir komplodan kaynaklanıyor. Bu komplo yıllardan beri İngiltere ve uluslararası Siyonizm merkezli NATO güvenlik düşünce kuruluşlarında planlanarak tasarlanıyor. Onlara göre İran, Rusya ve Çin, NATO’nun başlıca 3 düşmanlarıdır ve koalisyonları ise batıya karşı bölgede yeni bir düzeninin kurulması anlamına geliyor. Dünyanın kalbi olan Kafkaslar ve Orta Asya bölgesi, bu üç ülkenin ortak olduğu tek bölge olması nedeni ile, İran, Rusya ve Çin'e darbe vurmaya en yatkın coğrafi bölgedir ve itici gücü Pan-Türkizm ve Pan-Turanizm fikrini yaymaktır.
NATO’nun Turan-i koridoru, İran ve Ermenistan sınırını yok etmekle, Türkiye’dden Azerbaycan cumhuriyetine ve oradan orta Asya’ya Pantürkizm bağlantısını, küresel Siyonizm ve NATO hedefleri doğrultusunda kurmayı amaçlıyor. Böylece Çin, Rusya ve İran'ın temel ve hayati çıkarlarına, transit alanda, enerji meselesi, etnik konusu ve NATO’nun yayılması olarak, dört alanda ciddi darbeler indirmesine zemin hazırlayacaktır.
Transit alanında Rusya, Çin ve İran şu anda "İpek Yolu Canlandırma Projesi veya Bir Kuşak - Bir Yol", "Kuzey-Güney Koridoru", "Fars Körfezi-Karadeniz Koridoru" ve "ECO Koridor" olmak üzere dört büyük transit projesinin eksenindendir. NATO'nun Turan-i Koridoru çerçevesinde Ankara tarafından, Türkiye'den Kafkaslar ve Orta Asya, Afganistan ve Pakistan'a (Gwadar), " Lapis Lazuli Koridoru" oluşturulurken aynı zamanda söz konusu 4 koridor da bir şekilde zayıflatılıp veya kesilmesi hedefleniyor. Bu konunun önemi, Amerikan düşünce kuruluşlarının Çin'in Bir Kuşak Bir Yol proje sonuçlarının, Çin'in Amerika için askeri tehlikesinden çok daha büyük olduğunu ilan etmiş olmasıdır.
Enerji alanında NATO'nun Turan-i Koridoru'nun Özbekistan, Kazakistan ve Türkmenistan'ın gazını Hazar'dan Bakü'ye taşıması bekleniyor. Hali hazırda Bakü'den İtalya'ya uzanan doğal gaz boru hattı aktif, ancak Bakü'de tek başına bu boru hattından gönderecek yeterli gaz yok. NATO'nun Turani Koridoru hayata geçirilip bu üç ülkenin gazı bu boru hatlarına bağlanırsa, Avrupa'nın artık Rusya’nın stratejik Kuzey Akımı ve İran'ın NABUCCO hatlarına ihtiyacı kalmayacaktır. Rusya ve İran'ın enerji alanında jeopolitik kapasiteleri zayıflayacak ve aynı zamanda Çin de enerji ihtiyacını Türkmenistan başta olmak üzere Orta Asya'dan temin etmekte sorunlar yaşayacaktır.
Etnik alanında, NATO'nun Turan-i Koridoru'nun Bakü ve Türkiye'nin son yıllarda Azeriler, Türkmenler, Tatarlar ve Uygurlar alanında oluşturduğu etnik temele dayanarak, İran'ın Azeri ve Türkmen bölgelerine, Çin'in Uygur bölgesine ve Rusya'nın Tatar ve Türk bölgelerine karşı Pan-Türkizm'e dayanan geniş bir etnik dalga yaratması bekleniyor.
NATO’nun yayılması alanına da NATO'nun Turani Koridoru'nun NATO'yu doğrudan İran'ın kuzey sınırlarına, Rusya'nın güney sınırlarına ve Çin'in Sincan eyaletindeki batı sınırlarına ulaştıracak ve böylece 3 ülke kuşatma altına alınarak parçalanmaları için ortam hazırlanacaktır. Gerçek şu ki, NATO'nun Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra doğuya doğru genişleme hevesi hiç durmadı. NATO, kendisi için tanımladığı sözde küresel rolü uyarınca, Kafkaslar ve Orta Asya gibi önemli bir bölgeyi asla göz ardı etmez.
Artık NATO'nun Turan-i Koridoru'nun söz konusu 4 konuya göre, bu koridorun oluşturulmasında ısrar etmesi ve İngiltere'nin ve Siyonist rejimin desteğine yoğun şekilde gönül bağlayan Bakü'nün tepeden bakma tutumunun sebebi belli oluyor.
NATO'nun Turan-i Koridoru'nun İran'a karşı özel sonuçları var. Bu koridorun, Ermenistan'ın güneyinde yeni bir enerji boru hattı oluşturarak İran'ın Nahçıvan'a, Türkiye'ye ve hatta Ermenistan'a gaz transferinin ve aynı zamanda Türkmenistan'dan İran üzerinden Azerbaycan Cumhuriyeti'ne gaz takasının avantajını yok ederek durdurmak istiyor. Tabi ki aynı olumsuz etki, İran'ın Türkiye'nin transit geçişini Azerbaycan Cumhuriyeti ve Orta Asya'ya bağlamadaki jeopolitik avantajı üzerinde de olacaktır.
Turan-i koridoru aynı zamanda Pan-Nazism gibi, Pantürkizm’i öne çıkararak, Azeri kimliğini Pantürkizm’e çevirmeyi hedefliyor. Böylece bir yandan Çaldıran savaşı da dahil olmak üzere tarih boyunca "Hanefi Türk Anadolu kimliğine" karşı çıkan "Azeri kimliğini" yok edip, onu "Anadolu Türkü" kimliğiyle değiştirmekle, Tebriz ve Azerbaycan’ın diğer kentlerindeki savaş suçları ve askeri saldırılarını akıllardan silmeyi, diğer yandan da Azeri kimliğe, “Türk” şeklinde atıfta bulunarak, Azerileri Şiilikten arındırmak için zemin sağlamaya çalışıyorlar.
Bu nedenle, başta Kafkaslar olmak üzere tarih boyunca Şiiliğin ve İran kültürünün koruyucusu olan İranlı Azeriler başta olmak üzere tüm İranlılar, bu plana karşı çıkmada eksen role sahipler. Pantürkizm çevrelerinin sözde "G-ü-n-e-y Azerbaycan" meselesiyle ilgili tiksindirici hamleleri onların bu endişelerinden kaynaklanmaktadır.
Bu yüzden ikinci karabağ savaşı ardından Azerbaycan cumhuriyetinde Azerbaycan eğiliminin zayıflatılması start aldı ve Azerbaycan kimliğini Türkleştirme çalışmaları Bakü'ye bağlı medya, siyasi ve güvenlik çevrelerinin gündemine oturdu. Tüm bunlar, Azerbaycan Cumhuriyeti Millet Meclisi'nin 1996 tarihli kararında, Azeri kimliğinin Anadolu Türk kimliğinden bağımsız ve farklı olduğunu belirttiği halde yaşanıyor. Bu yüzden NATO Turan-i koridorunun hedeflerinin odağına, küresel siyonizmin hedeflerine paralel olarak, İran'ın Azerbaycan Cumhuriyeti ve Kafkaslar ile medeniyet, tarih, kültür ve dini bağlarını kopartmayı ve bölgede Şiiliği yok etmeyi yerleştirildiği söylenebilir.
Tüm bu sebeplerden dolayı İslam inkılabı rehberi, dahiyane öngörüsü ile Tahran'da düzenlenen Astana süreci liderler zirvesi sırasında Recep Tayyip Erdoğan ve Vladimir Putin ile görüşmesinde, İran'ın Ermenistan ile ortak sınırını kapatacak her türlü tutuma kesinlikle karşı olduğunu belirtti. Böylece Ayeutllah Hamanei en açık şekilde İran'ın "NATO Turan-i koridora" karşı olduğunu ve bunun değişmez kırmızı çizgisi olduğunu belirtti.
Burada NATO Turan-i koridor ile 4 önemli meseleye değinmek gerekiyor.
Birincisi İran'ın aleyhine olduğu kadar Rusya ve Çin'in aleyhine olan söz konusu koridor ile ilgili Azerbaycan cum. ve Türkiye'ye bağlı şebekeler, Moskova'nın bu koridora olumlu yaklaştığını göstermeye çalıyorlar. Onların bu bağlamda Pantürkizm hareketiyle işbirliği geçmişi olan sınır dışı edilmiş bir Rus askerinin sözlerine atıfta bulunmaları, onların İranlı yetkilileri yanıltmak için her asparagas haberi kullandıklarını gösteriyor.
Gerçek şu ki, Rusya'nın 2008'de Gürcistan ve şu anda Ukrayna ile ilgili askeri operasyonu ayrıca Kazakistan'a asker göndermesi, Rusya'nın NATO'nun Turan-i Koridoru karşısında sessiz kalmayacağını gösteriyor. Azerbaycan Cumhuriyeti, Türkiye ve NATO'nun Batı eğilimli Ermenistan hükümetine 22 aydır sürdürdüğü askeri, siyasi ve güvenlik baskılarına rağmen bu koridorun pratikte gerçekleştirilememiş olması, bir nebze Rusya'nın bu tutumu ile ilgilidir. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın Ukrayna'daki savaşın ilk günlerinde Rusya ile alelacele ittifak bildirisini imzalaması da Bakü'nün, Rusya'da Bakü'nün bölgede NATO'nun ayağını açmak istediği izlenimi yaratmama fikrinden kaynaklanmıştır.
İkincisi, NATO'nun Turani Koridoru, gerçekleşirse Ermenistan'ın toprak bütünlüğünü bozacak ve Pantürkizm pompalamasıyla bu ülkenin bekasını tehlikeye atacaktır. Dolayısıyla iddialara rağmen Ermenistan'da hiçbir hükümet böylesine utanç verici bir anlaşmaya imza atarak ayakta kalamaz. Bu yüzden, Bakü ve Ankara'nın söz konusu koridorun Ermenistan için sözde ekonomik faydalarına ilişkin tüm iddialarına rağmen, Erivan son 22 aydır baskılara direniyor ve İran'ın Kapan Başkonsolosluğunun açılmasını olumlu karşılıyor.
Üçüncüsü, Sözde Türkçe konuşan ülkelerin örgütlenmesi ve güçlendirilmesi "Turan-i NATO Koridoru" komplosunun bir parçası olmasıdır. Bu organizasyonun amacı bölgede Pantürkizm fikrini ilerletmekle bölgede bir boşluk yaratmak ve Şanghay İşbirliği Örgütü-ŞİÖ ve Ekonomik İşbirliği Örgütü- EİT'nün güçlenmesini engellemektir. Aslında bilerek veya bilmeyerek, İran'ın gözlemci üyeliğinin gerekliliğini bu örgütün kararlarını etkilemek gibi saf bir gerekçeyle gündeme getiren bazı kişiler, NATO'nun Turan-i Koridoru'nu güçlendirme yönünde hareket ediyor.
Zira, öncelikle İran'ın bu örgütle sadece gözlemci üye olması veya herhangi bir şekilde işbirliği yapması, "sözde Türkçe konuşan ülkeler" unvanına meşruiyet tanıması anlamına gelmektedir. Ancak böyle bir konu doğru değildir ve Türk oldukları ve aynı dili konuştuğu iddia edilen ülkelerin yetkilileri ise kendi aralarında tercüman ile konuşuyorrlar. Buna göre, bugün Türkiye'deki birçok bağımsız profesör, Ankara'nın bu fikre güvenmesinin, uluslararası düzeyde ülkelerinin bir alay konusu olduğu düşüncesindeler. Sözde "A-R-A-P Körfezi İşbirliği Konseyi" İran için var olmadığı gibi, Türk dili konuşan ülkelerin örgütü de her hangi bir mevcudiyeti yoktur.
İkincisi, Pan-Türkizm ile ilgili medya ağının sözde İran'ın söz konusu örgüte gözlemci üyeliğinin gerekliliğine ilişkin gerekçesi, aynı düşüncenin Azeri kimliğini Anadolu Türkü kimliğine dönüştürme ve İran Azerilerinin Türk dünyasına ait olduğu kışkırtmacı fikrinin gerçekleşmesi doğrultusundadır.
Üçüncüsü, İran, Rusya ve Çin'in özellikle Tahran'ın üyeliğinden sonra Şanghay İşbirliği Örgütü'nde ortak iş birliği ile yeni bir bölgesel düzenin hayata geçirilmesini gündeme getirdiği bir durumda, amacı Türkiye'nin NATO rüyası vesilesi ile Şanghay'ı zayıflatmak olan bir kuruluşa katılmasına ne gerek var?
Dördüncüsü: Türkçe konuşan örgütün tüm ülkeleri ECO, SICA, İslam İşbirliği Teşkilatı, Avrasya Ekonomik Birliği, Kolektif Güvenlik Antlaşması ve D-8 gibi bölgesel örgütlerden en az birinin üyesidir, sonuç olarak, bu ülkelerle işbirliği için kurumsal bir mekanizma eksikliği hissedilmemektedir.
Dördüncüsü ve son olarak eğer Bakü, Ankara ve NATO, İran ve Ermenistan arasındaki sınırı kapatarak ve Siyonik'e saldırarak "Turani NATO Koridoru" komplosunu gerçekten takip etmiyorlarsa, ticari işbirliği koridoru oluşturma amacı, Zengilan ve Nahcivan sınır noktasındaki bu güzergahı Ermenistan ile İran içinden geçmenin en iyi yoludur, bunun mutabakat zaptı ise Mart 2021'de Tahran ve Bakü tarafından imzalandı. Son otuz yılda İran, Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarını Nahçıvan'a bağlayan, Türkiye'yi Azerbaycan Cumhuriyeti'ne bağlayan ve Ermenistan'ı dış dünyaya bağlayan (alternatif bir yol değil) ana yol olmuştur. Üstelik Azerbaycan Cumhuriyeti, Türkiye ve Ermenistan arasında istikrarlı bir barışın sağlanması amacıyla, İran'ın aynı önemli rolü, Zengilan'dan Nahcivan'a giden yolun İran topraklarından devam ettirilmesiyle, güçlendirilebilir. Ayrıca, (sırf) Azerbaycan Cumhuriyeti ile Nahcivan arasında Tavuz ve (Erivan'a ve oradan da Nahcivan'ın kuzeyine bir yolu olan) Kazak bölgesi üzerinden başka iletişim hatları oluşturmak mümkündür.
Bu tür çözümlere rağmen, Bakü ve Ankara'nın Ermenistan'ın Siyonik vilayetinden bri koridorun geçişinde ısrarları aslında transit ve ticari nitelikte değil, siyasi, güvenlik ve askeri nitelikte, jeopolitik ve toprak iddialarına dayalı olan "NATO'nun Turan-i Koridoru"na çanak tutmaktır. Doğal olarak, Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye mantığıyla, İran da Karasu bölgesinden Erivan'a bir koridor oluşturulmasını talep edebilir, böylece İran'ın sınır noktasından Ermenistan'ın başkentine erişimi yaklaşık 400 km'den 50 km'den daha azına inebilir, üstelik Karasu bundan 90 yıl öncesine kadar İran topraklarının bir parçasıydı.
Bakü ve Ankara'nın "NATO'nun Turan-i Koridoru" konusundaki ısrarları sadece bu koridorun gerçekleşmemesine yol açmakla sınırlı kalmayacak ve bölgesel ayrışma yaratarak ve etnisiteye dayalı olarak Karabağ'ın geleceğini daha da belirsiz hale getirecek, Aliyev yönetimindeki iç farklılıklar yoğunlaşacak ve Azerbaycan Cumhuriyeti'ndeki hoşnutsuzluk ve etnik ihtilaflar daha da aktif hale gelecektir.
Tabi ki bu konu, Haziran 2023 seçimlerinde 6'lı masa ve Kürtler ve Aleviler koalisyonuna karşı, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin Aşil topuğu haline gelebilir.
Yazar: Dr. Ahmet Kazımi