ABD hükümetlerinin yaptırımlara bağımlılığının ötesine bir bakış
Amerikan hükümetleri, ister Cumhuriyetçi ister Demokrat partili olsun, yaptırımlara o kadar bağımlı ki, sonuçlarına bakmaksızın yaptırımları uygulamaya devam ediyorlar.
Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana ABD, diğer ülkeleri kendi politikalarını benimsemeye zorlamak için bir araç olarak ekonomik yaptırımları sürekli ve çeşitli şekillerde uygulamıştır. Hedeflenen ihracat yaptırımları Belarus, İran, Afganistan, Libya, Sudan ve Zimbabwe dahil 19 ülkeyi kapsıyor ve ABD yasalarına göre bu ülkelerdeki şirketlerle veya belirli kişilerle her türlü mali ve ticari ilişkiyi yasaklıyor.
ABD, 2021 yılı itibarıyla dünya çapında kişi ve şirketlere 8.000'den fazla yaptırım uyguladı ve şu anda ABD, Joe Biden yönetimi başta olmak üzere diğer tüm ülke veya uluslararası kuruluşlardan üç kat daha fazla yaptırım uyguladı. Bu baskı aracın kullanılması, Hazine yetkililerinin yalnızca önceki yaptırım rejimlerini yeniden yapılandırmaya yönelik taslakları iptal etmesine değil, aynı zamanda yeni ekonomik yaptırımlar arayışına da yol açtı.
Amerika Birleşik Devletleri birçok durumda gerçekleştirilemeyen yaptırımları uygulamaya bile devam etti. Örneğin, Kuzey Kore'ye onlarca yıldır uygulanan yaptırımlar, ülkenin silah gelişimini ve kıtalararası balistik füze yeteneklerini durduramadı. ABD'nin 60 yılı aşkın bir süre önce Küba'ya uyguladığı yaptırımlar Küba hükümetini değiştirmeyi başaramadı.
İran'da 1970'li yıllara dayanan ABD yaptırımları, İran İslam Cumhuriyeti’ni Rusya ve Çin ile ittifak kurmaya yöneltti. Biden ve Avrupa Birliği'nin Şubat 2022'den bu yana uyguladığı yeni yaptırım paketleri, Rusya'nın devrilmesine veya Rusya’nın Ukrayna'dan çekilmeye yönelik AB’nin taleplerine razı olmasına da yol açmadı.
Günümüzde dünya çapında dolar karşıtı stratejiler ve yerel para birimleriyle ticarete verilen önem, Rusya'yı, ABD'nin mali etkisini sınırlama hedefini paylaşan Çin, İran ve Türkiye gibi ülkelere yaklaştırdı.
ABD'nin acımasız yaptırımları, yaptırım uygulanan ülkelerin halkları üzerinde baskı oluşturup haklarını ihlal etmekle kalmıyor, aynı zamanda yaptırım uygulayan ülkeye, özellikle de ABD'ye ciddi zararlar veriyor.
Yaptırımlara ilişkin uyarılar ABD hükümetinin en üst seviyelerine ulaştı, öyle ki Washington’daki bazı üst düzey yetkililer, Biden'e, yaptırımların aşırı kullanımının bu aracı kullanmayı etkisizleştirme riski taşıdığı konusunda uyarıda bulundu. Söz konusu yetkililere göre ABD'nin yaptırımları etkili bir şekilde kullanması gerekiyor.
Amerikalılar kendi para birimleri olan doları diğer ülkeler üzerinde bir "siyasi baskı aracı" olarak kullanmakta, bu da istemeden de olsa doları devirme yönünde küresel bir kararlılık başlatmaktadır.
BRICS örgütüne üye ülkeler, gelecekte işlemlerinde yerli para birimlerini kullanmayı ve bir süre sonra doların yerine ortak dijital para birimini kullanmayı planladıklarını açıkladılar. Burada sorulması gereken soru şu ki, yaptırımların, yaptırım uygulanan ülkelerin yanısıra yaptırım uygulayan ABD'nin kendisine de zarar vermesine rağmen neden Washington yaptırım politikasına hala, hem de yoğun bir şekilde devam ediyor!?
Bu soruya en az iki açıdan cevap verilebilir: Birincisi, savaş ve zorlayıcı güç kullanımı yerine yaptırım adı verilen bir aracın kullanılmasıyla bu olgunun kapsamı 20. Yüzyılın sonlarından beri öyle bir hale geldi ki, savaş gibi bazı yaptırımlar günümüz yaşamının gerçeklerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu açıdan ABD, yaptırımlara bir savaş gibi bakıyor, ve Rusya, Çin ve İran gibi ülkeler konusunda bu ülkelere karşı askeri ve fiziki savaşma gücünü kendinde görmediği için yaptırıma yöneliyor. İkincisi de şu ki, ABD'de bir grubun menfaat ve çıkarı yaptırımlara endekslenmiştir./