ABD Neden Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni Yaptırımlarla Hedef Aldı?
Pars Today – ABD Başkanı Donald Trump, ikinci başkanlık döneminin başında İsrail’e desteğini artıran dikkat çekici adımlar attı. Son olarak, Trump 06 Şubat Perşembe günü bir başkanlık kararnamesi imzalayarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni ABD ve müttefiklerini, özellikle İsrail’i "yasadışı eylemlerle taciz etmekle" suçlayarak yaptırım kapsamına aldı.
Bu kararnameye göre, "ABD, Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkililerine karşı somut ve önemli sonuçlar doğuracak yaptırımlar uygulayacak. Bu yaptırımlar, mal varlıklarının dondurulması, Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkililerinin ve yakın aile üyelerinin ABD’ye girişinin engellenmesi gibi önlemleri içerebilir. Çünkü onların ülkemize girişi, ABD’nin çıkarlarına zarar verecektir."
Trump, bu kararnamede Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin ne ABD ne de İsrail üzerinde yetkisi olduğunu, çünkü her iki ülkenin de Roma Statüsü’ne veya Uluslararası Ceza Mahkemesi üyeliğine katılmadığını belirtti. Ayrıca, "Her iki ülke de güçlü demokrasilere sahip olup, orduları savaş hukukuna sıkı sıkıya bağlıdır." ifadelerini kullandı.
ABD hükûmeti yaptığı açıklamada, "Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin ihlalleri" arasında ABD ve müttefikleri (özellikle İsrail) hakkında soruşturma başlatmasını gösterdi.
Önemli bir nokta olarak, daha önce ABD Senatosu, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni yaptırımlarla cezalandırmayı amaçlayan bir yasa tasarısını onaylamamıştı. Bu yasa tasarısı, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında yakalama kararı çıkarmasına karşı bir misilleme olarak hazırlanmıştı. Ancak, ABD Temsilciler Meclisi bu tasarıyı 243 "evet" oyuna karşı 140 "hayır" oyu ile kabul etti. Bu oylamada, 45 Demokrat vekil de Cumhuriyetçilerle birlikte tasarıya destek verdi.
Donald Trump, ilk başkanlık döneminde İsrail lehine benzeri görülmemiş adımlar atmıştı. ABD dış politikasının en belirgin yönlerinden biri, Trump’ın İsrail’e koşulsuz desteği ve seleflerinin kaçındığı adımları atmasıydı.
Trump, ikinci döneminde bu politikayı daha da agresif bir şekilde sürdürüyor. Küresel kamuoyunun İsrail’e duyduğu öfkeye rağmen, Trump Gazze savaşındaki İsrail suçlarını kınamadığı gibi, yeni silah anlaşmalarıyla işgal altındaki Filistin topraklarına daha fazla silah göndermeyi planlıyor.
Trump’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne yaptırım kararı küresel ölçekte büyük tepkilere yol açtı.
79 ülke, aralarında Kanada, Almanya, Fransa, Güney Afrika ve Meksika’nın da bulunduğu bir grup devlet, Trump’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni yaptırım listesine almasını kınayan ortak bir bildiri yayımladı.
Bildiride, "Bu tür eylemler uluslararası hukukun otoritesini zayıflatır ve ağır suçlar işleyenlerin cezasız kalma riskini artırır." denildi.
BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) da Trump’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkililerine yönelik yaptırımlarını kınayarak, kararın derhal geri alınmasını talep etti.
İran İslam Cumhuriyeti de Trump’ın bu hamlesini şiddetle eleştirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bakaî, "ABD’nin uluslararası kurumlara yönelik saldırgan tavrı ve kendi iç yasalarını diğer ülkelere dayatma alışkanlığı artık uluslararası kuruluşları bile hedef almaya başladı." dedi.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, 21 Kasım 2024’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işledikleri gerekçesiyle tutuklama kararı çıkardı.
Bu suçlamalar arasında Gazze halkını aç bırakma politikası ve açlığı bir silah olarak kullanma stratejisi de yer aldı. Bu emsalsiz karar, İsrail'de büyük bir şok yarattı.
İsrail ve en büyük destekçisi ABD, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aldığı bu karara sert tepki gösterdi.
İsrail uzun yıllardır Filistin direniş gruplarını (özellikle Hamas’ı) terörist ve suçlu olarak gösterip, kendisini mağdur olarak tanıtma çabasında bulunuyordu.
Ancak, Gazze’deki soykırım, aç bırakma politikası ve insani yardımları engelleme gibi belgelenmiş savaş suçları, küresel kamuoyunun gözünde İsrail’i köşeye sıkıştırdı.
Bu olaylar, uluslararası toplumun İsrail liderlerinin yargılanması için Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne baskı yapmasına neden oldu.
Sonuç olarak, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Karim Khan, Mayıs 2024’te Netanyahu ve Gallant’ın tutuklanması için Uluslararası Ceza Mahkemesi yargıçlarına başvurmuş ve bu talep kabul edilmişti.
ABD ve İsrail yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin bu kararından büyük bir şaşkınlık ve öfke duydu ve sert misillemelerde bulundu. Ancak, İsrail’in Gazze’deki suçlarının kanıtlarla sabit olması, aç bırakma ve kıtlık yaratma suçunun uluslararası hukukta kesin olarak savaş suçu sayılması, BM ve insan hakları kuruluşlarının İsrail'e karşı suçlamaları desteklemesi, ABD’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni susturma çabalarını etkisiz hale getirdi.
Trump’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne yönelik yaptırımları, ABD'nin küresel prestij kaybının açık bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Birçok ülke, hatta Washington’un müttefikleri bile ABD’nin bu tek taraflı ve yasa dışı politikalarına karşı mesafeli bir tavır sergiliyor.
ABD’nin İsrail’i koruma uğruna Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi uluslararası adalet mekanizmalarını hedef alması, küresel kamuoyunda ABD’ye karşı güvensizlik oluşturuyor.
Bu durum, ABD'nin artık uluslararası sahnede eskisi kadar etkili olmadığını ve müttefiklerinin bile onun politikalarını sorgulamaya başladığını gösteriyor.
Sonuç olarak, Trump yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne karşı yaptırımları, İsrail’in savaş suçlarını örtbas etme çabasının bir parçası olarak görülse de, uluslararası toplumdan gelen sert tepkiler bu çabanın boşa çıkabileceğini gösteriyor.