Neden Avrupa Birliği, Çin ve Rusya arasındaki işbirliğinin genişlemesinden endişeli?
Parstoday – Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı açık ve nadir konuşmasında, Çin’in Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısını kınamaktan kaçınması halinde Brüksel-Pekin ilişkilerinin benzeri görülmemiş bir krizle karşı karşıya kalacağını uyardı.
Komisyon Başkanı, Çin’i “fiilen Rusya’nın savaş ekonomisini harekete geçirmekle” suçladı ve bu tür davranışların devam etmesinin Çin ile ilişkilerin geleceğini tehdit edeceğini vurguladı. Bu üst düzey AB yetkilisinin uyarısı, birkaç hafta önce Xi Jinping ve Vladimir Putin’in Moskova’da “stratejik ortaklığı derinleştirme” ve ikili ticareti genişletme konusunda anlaşmaya vardıkları bir dönemde geldi. Bu işbirliği, ABD ve AB’nin Rusya karşıtı politikalarına meydan okumak anlamına geliyor. P
ek çok analiste göre, Pekin stratejik, ekonomik ve jeopolitik nedenlerle Moskova ile kalıcı ve artan bir ilişki kurmayı hedefliyor. Carnegie düşünce kuruluşunun analizine göre, Çin, Rusya’yı sadece stratejik bir ortak olarak değil, uluslararası sistemde Batı hegemonyasını kırmak için bir araç olarak görüyor. ABD ve Avrupa müttefiklerinin Pekin’e yönelik baskısı arttıkça, Çin’in Rusya ile Batı’ya karşı tek cephe oluşturma isteği güçleniyor.
Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi (CSIS) raporunda da “Çin için Rusya sadece önemli bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda küresel hedefleri için jeopolitik bir hızlandırıcıdır. Çin Batı’ya baskı yapmak istediğinde Kremlin’e yakınlık işe yarıyor” ifadeleri yer aldı.
Neden Çin açısından Rusya ile işbirliği çok boyutludur?
Birincisi, enerji kaynaklarına güvenli erişim. Rusya şu anda Çin’in ana petrol ve doğal gaz tedarikçilerinden biri. Batı’nın yaptırımlarına rağmen Pekin, Rus enerji kaynaklarını tercihli fiyatlarla satın alıyor.
İkinci neden, Çin’in Rusya ile geniş teknolojik ve askeri işbirliği. Batı’nın, bazı ileri teknolojileri Çin’e vermemesi karşısında Moskova, belirli silahlar ve teknolojiler için hâlâ potansiyel bir kaynak olarak kalıyor.
Üçüncü neden, mevcut düzen yerine alternatif bir küresel düzen yaratmak. Pekin ve Moskova, ABD egemenliğinde olmayan çok kutuplu bir uluslararası sistem istiyorlar. Ortak bildirilerde birçok kez “küresel sistemin çok kutuplulaştırılması” vurgulanıyor.
Dördüncü neden ise BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü ve hatta BM Güvenlik Konseyi gibi çok taraflı kurumlarda koordinasyon. İki ülke, Batı’nın girişimlerinin önüne geçmeye çalışıyor.
İngiliz Chatham House düşünce kuruluşu raporunda da şöyle deniyor: “Çin, Rusya ile ittifakın bedeli olduğunu biliyor ama bunu Tayvan, teknoloji ve ticari anlaşmazlıklar gibi alanlarda Batı’yı ödün vermeye zorlamak için bir baskı aracı olarak kullanıyor.” Bu stratejik bağlamda, Avrupa Birliği, Rusya’ya yönelik yaptırımların genişletilmesi ve Rusya’nın izole edilmesi çabalarının Çin’in açık veya gizli işbirliği nedeniyle engellendiğini hissediyor.
Von der Leyen, Avrupa Parlamentosu’ndaki konuşmasında bu sürecin devamının Avrupa için kabul edilemez olduğunu vurguladı. Ona ve birçok Avrupalı lidere göre Çin’in tarafsızlığı, savaşın devamında bir tür işbirliği anlamına geliyor.
Avrupa yetkilileri uyarıyor: Çin, Rusya’ya yaptırımları delme, çift kullanımlı teknolojileri transfer etme ve ekipman ihracatı konusunda yardım etmeye devam ederse, AB Çin ile ilişkilerini köklü biçimde gözden geçirmek zorunda kalacak. Elbette, Çin ile ilişkilerde böyle bir dönüşüm AB için zor ve karmaşık olacak. Çin, ABD’den sonra AB’nin en büyük ticari ortağı.
Ancak Pekin, Avrupa yetkililerinin uyarılarına resmi olarak farklı bir pozisyon alıyor. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, “Pekin, Ukrayna krizinin bir parçası değildir. Ateşkes, diyalog ve barış istiyoruz” dedi. Çin, siyasi çözüm yolunda arabuluculuk rolü oynamaya hazır olduğunu defalarca açıkladı. Avrupa şu anda kendisini “doğu cephesi”nin karşısında görüyor. Rusya savaş alanında, Çin ise diplomasi ve ekonomi alanında bu cephenin parçası. Her ne kadar çıkarları farklı olsa da, bu iki güç ortak bir amaçta birleşmiş durumda. Çin ve Rusya, Batı liderliğindeki küresel düzeni zayıflatmayı hedefliyor. Çin, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını bu hedefe ulaşmak için bir fırsat olarak görüyor. Ancak bu politikayı, ABD ve Avrupa ile geniş ticari ve ekonomik ilişkilerine en az zarar verecek şekilde yürütüyor. Bu yüzden resmi politikası krize karşı tarafsızlık.
Elbette Avrupalıların da Çin politikalarında manevra alanı sınırlı. Avrupa, giderek daha fazla, Batı’nın askeri ve kurumsal gücüne dayalı küresel düzeni savunmak için bağımsız bir rol üstlenmek zorunda hissediyor. Çin ve Rusya yakınlığı, sadece askeri bir tehdit değil, aynı zamanda Avrupa’nın düzeni ve güvenliği için yapısal bir tehdit olarak görülüyor. Çin, bağımsız, karmaşık ve zaman zaman Avrupa çıkarlarıyla çelişen duruşları olan bir jeopolitik aktöre dönüşüyor. Avrupa, ABD, Çin ve Rusya arasındaki rekabet, uluslararası sistemde yeni bir “büyük oyun”un parçası. AB, Pekin’e baskı yaparak Batı karşıtı stratejik ittifakın oluşmasını engellemek istiyor. Ancak Çin, Rusya ile ilişkileri ile Batı’daki ekonomik çıkarları arasında denge kurmaya çalışıyor. Bu çekişmenin sonucu, küresel düzenin geleceğini şekillendirecek./