Amerikan Eyaletleri Neden Filistin’i Savundukları İçin Cezalandırılıyor?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i280642-amerikan_eyaletleri_neden_filistin’i_savundukları_İçin_cezalandırılıyor
Parstoday – ABD Başkanı Donald Trump, Filistin’e destek veren ve İsrail şirketlerini boykot eden eyalet ve şehirleri, doğal afetlerle mücadele ve iç güvenlik için acil yardım fonlarından mahrum bırakmakla tehdit etti.
(last modified 2025-08-06T00:35:55+00:00 )
Ağustos 06, 2025 03:35 Europe/Istanbul
  • Amerikan Eyaletleri Neden Filistin’i Savundukları İçin Cezalandırılıyor?

Parstoday – ABD Başkanı Donald Trump, Filistin’e destek veren ve İsrail şirketlerini boykot eden eyalet ve şehirleri, doğal afetlerle mücadele ve iç güvenlik için acil yardım fonlarından mahrum bırakmakla tehdit etti.

ABD federal hükümeti, İsrail şirketlerini boykot eden eyalet ve şehirlerin doğal afetlere hazırlık amacıyla fon alamayacağını vurgulayarak, Federal Acil Durum Yönetim Ajansı (FEMA) tarafından belirlenen şartlara göre, eyaletlerin bu fonları alabilmek için İsrail şirketleriyle ticari ilişkilerini kesmeyeceklerini teyit etmeleri gerektiğini duyurdu.

Parstoday’in haberine göre, federal hükümetin hayati yardımlarını İsrail karşıtlarına karşı bir baskı aracına dönüştüren bu tartışmalı karar, Siyonist lobilerin ABD iç yapısındaki artan etkisinin endişe verici bir göstergesidir.

Son yıllarda, ABD iç siyaseti giderek Batı Asya’daki gelişmelere ve özellikle İsrail ile ilişkilerine daha fazla bağımlı hale gelmiştir. Bu bağımlılık yalnızca diplomatik ve askeri alanda değil, aynı zamanda federal fon dağılımı gibi hassas iç konulara da yansımıştır. Trump yönetiminin yeni kararı ve Filistin’e destek veren ya da İsrail şirketleriyle ilişkilerini kesen eyalet ve şehirleri fonlardan mahrum bırakma tehdidi, bunun açık bir örneğidir.

Son aylarda, bazı Amerikan üniversitelerinden Filistin’e destek verdikleri veya Gazze karşıtı savaş protestolarına katıldıkları için öğrencilerin atılması, hem ABD’de hem de uluslararası alanda büyük yankı uyandırdı. İnsan hakları ve sivil hareketlerde aktif olan bu öğrenciler, yalnızca ABD’nin İsrail’e verdiği resmi desteğe karşıt görüşler dile getirdikleri için disiplin cezalarıyla hatta bazı durumlarda okuldan atılmayla karşı karşıya kaldılar. Kendilerini ifade özgürlüğünün savunucusu olarak tanıtan üniversitelerin bu tavrı, ABD’de ifade özgürlüğünün ve sivil faaliyetin, özellikle İsrail’in çıkarları söz konusu olduğunda ne kadar sınırlı olabileceğini açıkça ortaya koydu.

Bu bağlamda, Trump’ın İsrail şirketlerine yönelik boykot uygulanmaması şartıyla federal fonları dağıtma kararı, aynı yaklaşımın devamı olarak değerlendirilmektedir. Bu karara göre, etik, siyasi veya insan hakları gerekçeleriyle İsrail şirketleriyle ticari ilişkilerini kesmek isteyen eyalet ve şehirler, doğal afetlere hazırlık için ayrılan en az 1.9 milyar dolarlık fondan yararlanamayacak. Bu fonlar genellikle arama-kurtarma ekiplerinin donatılması, kriz yöneticilerine maaş ödenmesi, acil elektrik sistemlerinin güçlendirilmesi gibi hayati konular için kullanılmaktadır. Basitçe söylemek gerekirse, federal hükümet mali baskı aracılığıyla eyaletleri ticari politikalarını Washington ve Tel Aviv’in siyasi çıkarlarına göre şekillendirmeye zorlamaktadır.

Bunun yanı sıra, büyük şehirlerin 553.5 milyon dolarlık terörle mücadele fonundan pay alabilmek için İsrail’i boykot etmeme politikasını onaylamaları zorunluluğu, dış politikanın ABD iç karar alma süreçlerine artan müdahalesinin açık bir göstergesidir. Bu tür şartlar, yerel karar alma süreçlerinin bağımsızlığını sorgulamakta ve Washington’un dış politikasına yönelik iç eleştirilerin alanını daraltmaktadır; bu durum, eyaletlerin görece özerkliğine dayalı Amerikan federalizmi ruhuyla açıkça çelişmektedir.

Toplumsal açıdan da bu tür politikaların geniş sonuçları olabilir. Özellikle Filistin meselesine ve Gazze’deki insan hakları ihlallerine duyarlılığın yüksek olduğu bölgelerde, bu tür politikalar federal hükümet ile yerel halk arasında daha derin bir uçurum yaratabilir. Ayrıca uzun vadede bu politikalar, hükümet sistemine olan kamu güvenini ve adalet duygusunu zedeleyebilir.

Bunun ötesinde, bu tür politikaların uluslararası düzeyde de yansımaları olacaktır. ABD her zaman ifade özgürlüğü, kurumların bağımsızlığı ve insan haklarını savunduğunu iddia etmiştir. Ancak iç politikanın açıkça belirli bir yabancı aktörün çıkarlarına hizmet etmesi durumunda, bu iddialar küresel arenada sorgulanmaya açık hale gelir.

Peki Trump yönetimi neden böyle politikalar izlemektedir? Bu sorunun yanıtı, ABD’deki aşırı sağcı akımlar ile Siyonist rejim arasındaki ideolojik ve siyasi bağlarda yatmaktadır. Trump, ilk başkanlık döneminden itibaren ve şimdi de, ABD’deki güçlü İsrail yanlısı lobilerin desteğini tamamen kazanmayı amaçlamıştır. ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması, UNRWA’ya yapılan yardımların kesilmesi vb. bu stratejinin birer parçasıdır.

Trump’ın Filistin destekçisi eyaletleri tehdit etmesi de bu çerçevede değerlendirilebilir. Amaç, ABD’nin İsrail’e koşulsuz desteğine karşı çıkan her türlü sesin, ABD topraklarında bile bastırılmasıdır.

Öte yandan, bu kararlar Amerikan kamuoyunda Filistin’e yönelik artan sempatiye karşı siyasi bir yanıt olarak da görülebilir. Son yıllarda yapılan anketler, özellikle genç nesil, öğrenciler, etnik azınlıklar, Müslüman ve Latin topluluklar arasında Filistin’e desteğin ve İsrail politikalarına yönelik eleştirilerin arttığını göstermektedir. Bu değişim, ABD’deki geleneksel İsrail destekçilerini endişelendirmektedir. Bu nedenle, mali baskılar ve ifade alanlarının kısıtlanmasıyla bu eğilimlerin tersine çevrilmesi ya da henüz başlarken bastırılması hedeflenmektedir.

Sonuç olarak, bu tür uygulamalar yalnızca Amerikan demokrasisinin temel ilkeleriyle çelişmekle kalmaz, aynı zamanda ülke vatandaşlarının güvenlik ve refahını da riske atabilir. Bu durumda şu sorunun sorulması her zamankinden daha elzem hale gelmektedir: ABD’de vatandaşların güvenliği, İsrail’e koşulsuz sadakate kurban mı edilmektedir?