Yaptırımların En Büyük Kurbanları Kimlerdir?
Pars Today – Katar merkezli Al Jazeera İngilizce web sitesi, ABD ve Avrupa'nın uyguladığı yaptırımların insanî sonuçlarını ele alan bir makalede, milyonlarca insanın bu politikalar nedeniyle hayatını kaybettiğini yazdı.
Al Jazeera İngilizce'de Jason Hickel, Dylan Sullivan ve Omar Dahiab imzasıyla yayımlanan analizde, ABD ve Avrupa'nın tek taraflı yaptırımları, emperyalist gücün bir aracı olarak kullanmakta oldukları belirtildi. Bu yaptırımların amacı, küresel Güney ülkelerini cezalandırmak, ekonomik bağımsızlık arayışlarını bastırmak ve kendi egemenliklerini kurmalarını engellemektir.
Tarihsel Arka Plan: Şili Örneği
1970’lerde her yıl ortalama 15 ülke Batı'nın tek taraflı yaptırımlarına maruz kalıyordu. Bu yaptırımların amacı, ülkelerin uluslararası finansman ve ticarete erişimini kesmek, sanayilerini istikrarsızlaştırmak ve nihayetinde hükümetlerin çökmesini sağlamaktı.
Şili örneği bu stratejinin açık bir örneğidir. 1970 yılında halk oyuyla iktidara gelen Salvador Allende, ABD'nin ağır yaptırımlarının hedefi oldu. Dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, "Şili ekonomisini çökertmeliyiz" diyerek amacını net şekilde ifade etmişti. Tarihçi Peter Kornbluh, bu süreci "görünmez bir abluka" olarak tanımlar. Bu abluka, Şili'yi uluslararası kaynaklardan kopararak toplumsal krizlere yol açmış ve ABD destekli darbenin önünü açmıştır. Bu darbe sonunda diktatör Augusto Pinochet iktidara gelmiştir.
Günümüzde Yaptırımların Yaygınlaşması
1990 ve 2000’li yıllarda her yıl yaklaşık 30 ülke yaptırım altındayken, 2020’lerde bu sayı 60’tan fazla ülkeye ulaşmıştır. Bu ülkelerin çoğu, küresel Güney’de yer almaktadır.
Yaptırımların Asıl Amacı: Açlık ve Yoksulluk
Yaptırımların insanî bedeli çok ağırdır. Araştırmalar, bu politikaların doğrudan yoksulluk, açlık, ilaç ve su eksikliği gibi krizlere yol açtığını göstermektedir. Örneğin, 1979 İran İslam Devrimi sonrasında ABD çıkarlarının tehdit altında olduğunu hisseden Washington, İran’a kapsamlı yaptırımlar uygulamaya başladı ve bu yaptırımlar hâlâ devam etmektedir. Bu yaptırımlar; enerji, ticaret, finans, bankacılık, bilim, iletişim altyapısı, nükleer enerji ve ulaşım gibi birçok alanı kapsamaktadır.
1990’larda Irak’a uygulanan ABD yaptırımları, temiz içme suyu, gıda, ilaç ve elektrik kıtlığına neden olmuş; on binlerce insanın hayatına mal olmuştur. Venezuela’ya yönelik ekonomik savaş ise sadece 2017–2018 yılları arasında 40.000 kişinin ölümüne neden olmuştur.
38 Milyon Ölüm: Bilimsel Bulgular
Bu yıl The Lancet Global Health dergisinde yayımlanan, Denver Üniversitesi’nden ekonomist Francisco Rodriguez liderliğindeki yeni bir araştırma, 1970’ten 2021’e kadar olan dönemde uygulanan uluslararası yaptırımların toplamda 38 milyon insanın ölümüne yol açtığını ortaya koydu.
1990’larda bazı yıllarda tek bir yılda 1 milyondan fazla kişi yaptırımlar nedeniyle hayatını kaybetmiştir. 2021 yılında bu sayı 800 bin kişiye ulaşmıştır. Araştırmaya göre, her yıl yaptırımlardan ölenlerin sayısı savaşlarda ölenlerin (yılda yaklaşık 100.000) kat kat üzerindedir. Bu ölümlerin yarısından fazlasını çocuklar ve yaşlılar oluşturmaktadır. Sadece 2012’den bu yana 1 milyondan fazla çocuğun yaptırımlar nedeniyle öldüğü belirtilmiştir.
Bu veriler, açlık ve yoksulluğun yaptırımların istenmeyen yan etkileri değil, doğrudan hedefleri olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 1960 tarihli bir notunda, Küba’daki devrimci hükümete karşı uygulanan yaptırımların amacı şu şekilde açıkça belirtilmiştir: “Küba’nın ekonomik yaşamı zayıflatılmalı, maaşlar düşürülmeli, halk açlığa ve umutsuzluğa sürüklenmeli; böylece hükümet devrilmelidir.”
Batı Yaptırımlarının Temel Dayanakları
Batı'nın yaptırımlar üzerindeki hâkimiyeti üç temel faktöre dayanmaktadır:
1. Rezerv para birimlerini (dolar ve euro) kontrol etmeleri
2. SWIFT gibi uluslararası ödeme sistemleri üzerindeki tekel
3. Uydu sistemleri, bulut bilişim, yazılım gibi hayati teknolojiler üzerindeki tekel
Güney Küresinin Direniş Yolu
Eğer Güney Küresi ülkeleri daha bağımsız ve çok kutuplu bir dünya inşa etmek istiyorsa, bu alanlardaki bağımlılığını azaltmalı ve kendisini Batı’nın baskılarına karşı koruyabilecek yapılar oluşturmalıdır.
Rusya örneği, bunun mümkün olduğunu göstermiştir. Ülkeler arası ticaretin artırılması (Güney-Güney işbirliği), dolar ve euro dışı takas sistemleri kurulması, bölgesel teknoloji girişimleri ve bağımsız ödeme sistemleri geliştirilmesi bu doğrultuda atılabilecek adımlardır.
Çin, bu alanda önemli çözümler sunmaktadır:
CIPS (uluslararası ödeme ağı),
BeiDou (uydu sistemi),
Huawei (iletişim altyapısı) gibi teknolojiler, yaptırımlara karşı alternatifler sunmaktadır.
Sonuç: Yeni Bir Dünya Düzeni Şart
Bu tür adımlar sadece ekonomik bağımsızlık için değil, ahlakî sorumluluk açısından da zaruridir. Her yıl yüz binlerce insanın sadece Batı’nın küresel hegemonyasını korumak uğruna ölmesine izin verilemez. Bu şiddet temelli sistem çökmeli, yerine daha adil ve insani bir dünya düzeni kurulmalıdır.