Siyonist rejim ABD'nin işbirliği olmadan Katar'a saldırabilir miydi?
Parstoday- Beyaz Saray'ın Binyamin Netanyahu'nun Washington ile koordinasyon olmadan Katar'a saldırı emri verdiği yönündeki iddiası, ABD ile İsrail arasındaki derin ve tarihi askeri ve istihbarat ilişkileri ışığında sadece ciddi şüphelere yol açmakla kalmamış, aynı zamanda İsrail'in ABD'nin kilit müttefiklerinin topraklarında bu tür hassas operasyonları yürütme bağımsızlığının derecesi hakkında temel soruları da gündeme getirmiştir.
ABD hükümetinin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Katar'a saldırı kararını bağımsız olarak aldığı yönündeki iddiası, ABD ile İsrail arasındaki askeri ve istihbarat ilişkilerinin doğası hakkında birçok soruyu gündeme getirmiştir. Bu iddia, özellikle ABD ve İsrail arasındaki yakın işbirliğinin geçmişi göz önüne alındığında, dikkatli bir inceleme gerektirmektedir. İsrail, ABD'nin bölgedeki yakın bir müttefiki olan Katar gibi bir ülkede, ABD ile koordinasyon veya bildirimde bulunmadan gerçekten böyle hassas bir operasyonu gerçekleştirebilir mi?
Parstoday'in haberine göre, ABD ile İsrail arasındaki askeri ve istihbarat ilişkileri, dünyadaki en derin ve en karmaşık ikili işbirliklerinden biridir. İsrail, on yıllardır Batı Asya'daki en yakın ABD müttefiklerinden biri olarak bilinmektedir ve bu ilişki, kapsamlı mali, silah ve istihbarat desteğiyle birlikte devam etmektedir. ABD, İsrail'e her yıl milyarlarca dolarlık askeri yardım sağlamakta ve bu rejimi, F-35 savaş uçakları ve füze savunma sistemleri de dahil olmak üzere en gelişmiş silahlarla donatmaktadır.
Ayrıca, MOSSAD ve CIA gibi kuruluşlar arasındaki istihbarat işbirliğinin yanı sıra askeri istihbarat birimleri (İsrail'deki Aman gibi) aracılığıyla yapılan bilgi alışverişi de eşi benzeri görülmemiş bir düzeye ulaşmıştır. Bu işbirliği, Doha'daki saldırı gibi karmaşık operasyonların yürütülmesi için gerekli olan uydu verilerinin, canlı istihbaratın ve siber operasyonların paylaşımını içermektedir.
Bazı kaynaklara göre Doha'daki Hamas liderlerini hedef almak amacıyla İsrail'in Katar'a düzenlediği saldırı, önemli lojistik ve siyasi karmaşıklıkları olan bir operasyondu. Katar, ABD'nin bölgedeki en büyük askeri üslerinden biri olan El Udeid Askeri Üssü'ne ev sahipliği yapmakta ve ABD'nin Batı Asya'daki askeri operasyonlarında kilit bir rol oynamaktadır. ABD'nin yakın bir müttefikinin topraklarında Washington ile koordinasyon olmadan böyle bir saldırı gerçekleştirmek, Katar'ın askeri tepki verme olasılığı veya bölgesel gerginliklerin tırmanması dahil olmak üzere büyük siyasi ve askeri riskler taşımaktadır.
Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al-i Sani, Siyonist rejim ordusunun ülkesine yönelik saldırısından sonra yaptığı açıklamada, ABD'nin Doha'ya saldırıdan sadece 10 dakika sonra bilgi verdiğini belirtti. Ayrıca, Beyaz Saray'ın Siyonist saldırıdan önce Doha'yı bilgilendirdiği yönündeki iddialarını da reddetti."
Operasyonel açıdan bakıldığında, bu ölçekte bir saldırının gerçekleştirilmesi, genellikle ABD ile koordinasyon yoluyla sağlanan istihbarat ve lojistik desteği gerektirir. Kaynaklara göre, İsrail benzer saldırılar için büyük ölçüde ABD'nin işbirliğiyle mümkün olan uydu verilerini, insansız hava araçlarını (İHA) ve siber operasyonları kullanmıştır. Katar'a yapılan saldırı söz konusu olduğunda, Maariv gazetesi bu operasyonun Şabak tarafından haftalar öncesinden planlandığını ortaya çıkarmıştır, bu da yüksek düzeyde bir hazırlık ve koordinasyonu göstermektedir. Bu kadar geniş kapsamlı bir planlamanın, özellikle ABD'nin kilit bir müttefikinin topraklarında, ABD'ye haber verilmeden yapılmış olması inanılmaz görünmektedir.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump'ın, İsrail'in Doha'ya saldırısını Netanyahu'nun kişisel kararı olarak nitelendirmesi ve bu durumdan üzüntü duyduğunu ifade etmesi, Washington'un uluslararası baskıyı azaltmaya yönelik siyasi stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Bu açıklamalar, CNN gibi bazı kaynakların, İsrail'in bölgedeki askeri operasyonunun zımni ABD desteğiyle gerçekleştiğini bildirdiği bir dönemde yapılmıştır. Bu zımni destek, istihbarat sağlanmasını, operasyonun engellenmemesini ve hatta dolaylı koordinasyonu içerebilir. Tarihsel geçmiş de İsrail'in bu şiddette bir operasyonu ABD ile koordinasyon olmadan gerçekleştirmediğini göstermektedir. Ayrıca, Birleşmiş Milletler ve diğer ülkelerin güçlü kınamaları da dahil olmak üzere Katar'a yönelik saldırıya verilen uluslararası tepkiler, ABD üzerindeki siyasi baskıyı artırmıştır.
Bu baskı, Beyaz Saray'ın İsrail'in Katar'a saldırısındaki doğrudan rolünü inkar etme çabasını açıklayabilir. Ancak, ABD ile İsrail arasındaki derin askeri ve istihbarat koordinasyonu ve ABD'nin Katar'daki askeri varlığı, İsrail'in tek başına hareket ettiği iddiasını gerçekçi olmaktan uzaklaştırmaktadır. Resmi bir bildirim yapılmamış olsa bile, ABD istihbarat teşkilatlarının böyle bir operasyonun planlanmasından habersiz olması pek olası değildir. Her halükarda, ABD ile İsrail arasındaki kapsamlı askeri ve istihbarat işbirliği ve Katar'ın ABD'nin bir müttefiki olarak stratejik konumu göz önüne alındığında, İsrail'in ABD'nin bilgisi veya koordinasyonu olmadan Doha'ya saldırmadığı açıktır. Operasyonun karmaşıklığı, ikili işbirliğinin geçmişi ve resmi açıklamalardaki çelişkiler de dahil olmak üzere kanıtlar, ABD'nin bu saldırıdan haberdar olduğunu ve Beyaz Saray'ın Netanyahu'nun bağımsız karar verdiği yönündeki iddiasının, bu saldırgan eylemin siyasi sonuçlarını yönetmeye yönelik bir girişim olduğunu göstermektedir.