Suikastlar, İsyanlar, Memnuniyetsizlik: ABD İç Savaşın Eşiğinde mi?
Pars Today – Siyasi figürlere yönelik suikastlar eşliğinde artan protestolar ve dağınık, ölümcül şiddet olayları; Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenliği konusunda, ülkenin iç savaş geçmişi göz önünde bulundurulduğunda, ciddi endişelere yol açmıştır.
Newsweek dergisine göre, geçtiğimiz hafta muhafazakâr aktivist Charlie Kirk’ün suikasta uğraması, ABD genelinde büyük bir şok etkisi yarattı ve siyasî hedeflere ulaşmak için şiddetin araçsallaştırılmasını normalleştirebilecek bir şiddet dalgası üzerine yeni bir tartışmayı başlattı.
Pars Today’nin haberine göre, birçok kişi bu gelişmeleri ABD'deki yeni ya da dış kaynaklı bir şiddet trendi olarak tanımlasa da, uzmanlar ölümcül siyasi şiddetin uzun zamandır Amerikan siyasetinin bir parçası olduğuna inanıyor. Kaliforniya Üniversitesi Hukuk Profesörü John Michaels, şu ifadeyi kullanıyor: “Amerika’da tarif edilemez düzeydeki şiddet olaylarına giderek alıştık. Bunların en belirgini ve en sık görüleni, okullar ve ibadethanelerde gerçekleşen toplu silahlı saldırılardır.”
Birçok gözlemci, 6 Ocak 2021'deki Kongre Binası Baskınını çağdaş Amerikan siyaseti açısından bir dönüm noktası olarak görüyor. O gün Donald Trump destekçileri, Joe Biden’ın seçim zaferinin onaylanmasını engellemek amacıyla Kongre'ye saldırmıştı.
Newsweek yazarı, bu olayı, ABD'de artan siyasi şiddetin zirve noktası olarak tanımlıyor. Özellikle 2020 başkanlık seçimleri sırasında büyüyen siyasal kutuplaşma ve COVID-19 salgınıyla gelen belirsizlik ortamı, bu şiddeti daha da körüklemişti.
Raporda, Donald Trump’a yönelik iki suikast girişimi, Haziran ayında Minnesota senatörü Melissa Hortman’ın öldürülmesi ve Washington DC’deki Yahudi Müzesi ile Georgia’daki CDC (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi) gibi farklı yerlere yapılan siyasi motivasyonlu saldırılar da örnek olarak sunulmuştur.
Yazar, siyasi şiddetin köklerinin sadece son on yıla dayanmadığını, çok daha derinlere uzandığını vurguluyor. ABD'nin bağımsızlık savaşından doğmuş bir ülke olması, ilk yüz yılında yerli halklara yönelik organize soykırım, vergi, din, ırk ve yönetim biçimi gibi konular üzerinden rakip gruplar arasında yaşanan sık sık çatışmalar, bu zemini hazırlamıştır. Bu dönemde kölelik konusu ise gerginliğin en belirgin tetikleyicisi olmuş ve sonunda iç savaşa yol açmıştır.
İç savaşın hemen ardından, ABD tarihindeki en kanlı siyasi çatışmalar yaşanmış; Abraham Lincoln, James Garfield ve William McKinley, sadece 35 yıl içinde görevdeyken suikastla öldürülmüştür. Aynı zamanda, 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında başka şiddet biçimleri de artmıştır.
New York Üniversitesi’nden Prof. Jeff Goodwin, tüm bu tarihsel olaylara işaret ederek, ABD'de siyasi şiddetin artmaya devam ettiğini savunuyor. Ona göre: “Son yıllarda gelir eşitsizliği daha önce hiç olmadığı kadar yüksek. Özellikle işçi sınıfı öfkeli. Ancak durum sadece bununla sınırlı değil; aynı zamanda aşırı sağ da uzun süredir bu kadar güçlü olmamıştı.”
Michigan Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü ve Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü (PRIO) araştırmacısı Prof. Christian Davenport, siyasi şiddet araştırmalarında devletin rolüne yeterince dikkat edilmediğini düşünüyor. Ona göre, aşırı derecede sivil aktörlere odaklanmak, devlet kaynaklı baskının göz ardı edilmesine yol açmaktadır.
Davenport şöyle uyarıyor: “Amerikalılar yalnızca sivil siyasi şiddetin arttığını kolayca kabullenmemeli. Unutmamalılar ki, hükümetler çoğu zaman şiddetli memnuniyetsizliği, terörizmi ve isyanı kışkırtmakta ya da körüklemekte rol oynamaktadır – bu da genellikle kendi egemenliklerini koruma çabası kapsamında gerçekleşmektedir.”
Profesör son olarak şu notu ekliyor: “Eğer devletlerin insanları şiddete yönlendirme motivasyonu taşıyabileceğini kabul edersek, daha bilinçli vatandaşlar haline geliriz. Böylece olayları sorgulayan, delil arayan ve yetkilileri hesap vermeye zorlayan bir toplum oluşur.”