Amerika’nın Latin Amerika’daki Gerilimi Tırmandırma Amaçları Nelerdir?
Parstoday – Donald Trump’ın tekrar göreve gelmesiyle birlikte, Amerika Birleşik Devletleri Latin Amerika’da yeni bir politika izlemeye başlamış ve bu da bölgede gerilimin artmasına yol açmıştır.
Parstoday’in bildirdiğine göre, ABD Başkanı Donald Trump son haftalarda Venezuela’ya yönelik askeri baskıyı artırmak, Arjantin’de Javier Milei hükümetine 20 milyar dolarlık mali yardım sağlamak ve Panama Kanalı’ndaki Çin etkisini kesmeye çalışmak gibi adımlarla Washington’un Latin Amerika’daki yeni hedeflerine dair pek çok analiz yapılmasına neden olmuştur. ABD’nin bu adımlardaki amaçları, bölgedeki jeopolitik nüfuzunu korumak, Çin ve Rusya gibi rakip güçlerle mücadele etmek ve ekonomik ile güvenlik çıkarlarını sağlamaktır.
Bu politikanın ana eksenlerinden biri, Venezuela gibi sol görüşlü hükümetlere baskı uygulamaktır. Bu doğrultuda, Venezuela yeniden güç gösterisinin merkezi haline gelmiştir. Karayip Denizi’ne savaş gemileri gönderilmesi ve Nicolás Maduro hükümetine yönelik sert yaptırımlar, yönetimi zayıflatmak ve muhalefeti desteklemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Trump, son haftalarda Karayipler’e savaş gemileri göndererek Venezuela üzerinde doğrudan askeri baskı kurmaya çalışmıştır. Ancak, ABD’nin Latin Amerika’daki önceki müdahale deneyimleri, askeri müdahalelerin nadiren siyasi istikrar sağladığını göstermektedir. ABD Başkanı, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele iddiasıyla, güdümlü füzelere sahip muhripler, F-35 savaş uçakları, bir nükleer denizaltı ve yaklaşık 6.500 askeri personeli Venezuela kıyılarına yakın Karayipler’e sevk etmiştir. Ayrıca ABD’nin Karayipler’deki teknelere yönelik saldırıları en az 32 kişinin ölümüne yol açmıştır.
Öte yandan, Trump hükümetinin kışkırtıcı adımları nedeniyle ABD-Kolombiya ilişkilerinde gerilim artmakta ve taraflar arasında sert söylemler yaşanmaktadır. Bu bağlamda, ABD Başkanı Donald Trump, Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’yu “uyuşturucu tüccarı” olarak nitelendirmiş, Petro ise ABD Başkanı’nı “kaba ve kibirli” olmakla suçlamıştır. Trump, sosyal medya platformu Truth Social’da Petro’yu Kolombiya’da “çok sevilmeyen” ve “geniş çapta uyuşturucu üretimini teşvik eden” biri olarak tanımlamış ve “Bugünden itibaren Kolombiya’ya yapılan tüm ödemeler ve yardımlar durdurulacaktır” demiştir. Kolombiya Devlet Başkanı Petro da sosyal medya üzerinden Trump’ın iddialarına karşılık vererek, “Ben bir tüccar değilim, hele hele uyuşturucu tüccarı değilim” ifadelerini kullanmıştır. Petro, Trump’ın Kolombiya’ya karşı “kaba ve kibirli” davrandığını ve “danışmanları tarafından kandırıldığını” belirtmiştir.
ABD daha önce Kolombiya’yı kokain üretimine karşı işbirliği yapmamakla suçlamış ve 30 yıl sonra ilk kez Kolombiya’yı uyuşturucuyla mücadelede işbirliği yapmayan ülkeler listesine eklemiştir. Bu adımın ardından Kolombiya, ABD’den silah alımını durdurmuştur.
Aynı zamanda, Trump hükümeti, Çinli şirketlerin Panama Kanalı ve ilgili liman yönetimindeki varlığını sona erdirme anlaşmasını değerlendirmektedir. Bu adım Çin’in Panama Kanalı’ndaki stratejik etkisini sınırlayabilir, ancak Pekin’in Ekvador’dan Şili’ye kadar diğer bölge ülkelerinde yatırımlarını artırmasına yol açabilir. Böylece Washington, Batı Yarımküre’de Çin ile yeni bir jeopolitik rekabete girmiştir; bu rekabet, ABD’nin Tayvan’a desteği ve Çin ile ticaret savaşıyla birlikte Washington ile Pekin arasında yeni bir Soğuk Savaşın habercisi olabilir. Latin Amerika, stratejik konumu, zengin doğal kaynakları ve ABD’ye coğrafi yakınlığı nedeniyle Washington’un dış politikasında her zaman öncelikli olmuştur. Son yıllarda, Çin’in Panama Kanalı gibi kritik altyapılardaki etkisinin ve bölge ülkelerine yaptığı kapsamlı yatırımların artmasıyla ABD, askeri, ekonomik ve diplomatik adımlarla bu durumu dengelemeye çalışmaktadır. Güvenlik açısından bakıldığında, ABD Latin Amerika’nın rakip güçler özellikle Çin için askeri ve istihbarat üssü haline gelmesinden endişe duymaktadır. Bu nedenle askeri varlığını güçlendirmek ve güvenlik anlaşmaları yapmak suretiyle bölge üzerindeki kontrolünü sürdürmeye çalışmaktadır.
Diğer taraftan, Trump hükümeti, Washington yanlısı sağcı Latin Amerika devlet başkanlarına ve rejimlere destek olarak, Arjantin’de sağcı Javier Milei hükümetine 20 milyar dolarlık kredi vermiştir. Bu karar, son haftaların en tartışmalı gelişmelerinden biri olmuştur. Arjantin hükümetine verilen bu büyük mali yardım ve müttefik ülkelerle ilişkilerin güçlendirilmesi, Washington’un dış nüfuz karşıtı bir blok oluşturma stratejisinin parçası olarak görülmektedir. Analistlere göre, bu yardım ekonomik kaygıdan ziyade Latin Amerika’da sağcı popülistlerin eksenini pekiştirme amacını taşımaktadır. Bu karar pratikte Amerikan vergi mükelleflerine yük olurken, gizli hedefi Trump ile bölgedeki ideolojik müttefikleri arasında bir ittifak sağlamaktır.
Görünüşe göre Trump’ın Latin Amerika dış politikası, ikinci başkanlık döneminde askeri baskı, ekonomik nüfuz ve ideolojik ittifak olmak üzere üç unsurun birleşiminden oluşmaktadır. Bu bileşim hem Soğuk Savaş dönemi jeopolitik hırslarını anımsatmakta hem de Washington merkezli yeni bir düzenin işaretidir. Ancak günümüzde “yumuşak güç” yerini top yüklü gemiler diplomasisiyle açık güç gösterisine bırakmıştır ve demokrasi artık iddia edilen nihai amaç değil, ABD çıkarlarına hizmet eden bir araç haline gelmiştir. Genel olarak, ABD’nin Latin Amerika’daki hedefleri; Maduro hükümeti gibi uyumsuz yönetimleri devirmek, Çin ve Rusya’nın nüfuzunun yayılmasını önlemek, müttefik hükümetleri desteklemek ve uzun vadeli ekonomik ve güvenlik çıkarlarını sağlamak olarak özetlenebilir. Bu adımlar, demokrasi ve kalkınma söylemleriyle gerçekleştirilse de, pratikte Washington’un geleneksel “arka bahçesi” Latin Amerika’da gücünü sağlamlaştırma amacına yönelik Monroe Doktrini çerçevesinde yapılmaktadır.