Venezüela’ya Terörist Damgası: Siyasi Suçlama mı, Yoksa Saldırı İçin Bahane mi?
Parstoday – ABD Başkanı Donald Trump, Venezüela Cumhurbaşkanı Nicolás Maduro yönetimine yönelik son adımında, bu devleti terörist ilan etti ve fiilen ülkeye giren veya ülkeden çıkan tüm petrol tankerlerinin ablukaya alınmasını emretti.
Parstoday’in haberine göre, ABD Başkanı sosyal medya platformu Truth Social’da Venezüela’nın, Güney Amerika tarihinin şimdiye kadarki en büyük deniz filosu tarafından tamamen abluka altına alındığını iddia etti. Trump, bu filonun daha da büyüyeceğini ve Venezüela’ya verilen şokun daha önce gördükleri hiçbir şeye benzemeyeceğini belirtti; amaç, Venezüela’nın ABD’den daha önce çaldıkları tüm petrol, toprak ve diğer varlıkları geri vermesini sağlamaktı.
ABD’nin Venezüela’ya olası bir savaş başlatma ihtimali güçlenirken, Washington, 24 Kasım’da herhangi bir delil sunmadan “Cartel de Los Soles” adlı iddia edilen bir grubu yabancı terör örgütü olarak ilan etti ve yaptırımlar uyguladı. ABD, Venezüela Cumhurbaşkanı ve üst düzey yetkililerinin bu karteli yönettiğini ve buradan uyuşturucu ithal edildiğini öne sürdü. Venezüela ise böyle bir kartelin varlığını “gülünç bir yalan” ve ülke iç işlerine müdahale için bir bahane olarak nitelendirdi.
Bu suçlamanın ardından ABD Başkanı, onlarca savaş gemisi ve askerini Karayip sularına sevk etti ve Venezüela kıyılarını fiilen abluka altına aldı. Oysa Venezüela yetkilileri defalarca uyuşturucu iddialarını reddetmişti. Maduro, Trump’ın “Uyuşturucuya Karşı Savaş” iddiasıyla Güney Amerika’daki ülkelerini “yüzyılın en büyük kıtasal tehdidi” ile karşı karşıya bıraktığını belirtti. Buna rağmen Trump, yakın zamanda Venezüela’ya olası bir kara saldırısı ihtimalinden de söz etti.
Washington ile Caracas arasındaki gerilimin artması ve ABD’nin Venezüela’ya askeri müdahale olasılığı gündeme gelirken, Amerikan medyası, ABD Güney Komutanlığı’nın (SOUTHCOM) yaklaşık üçte bir deniz filosunun bu bölgede konuşlandırıldığını ve savaş uçaklarının Venezüela yakınındaki uluslararası hava sahasında sürekli devriye yaptığını bildirdi.
Washington ve Caracas arasındaki gerginliğin artması ve kara savaşı olasılığının yükselmesi, Trump’ın Venezüela’ya yönelik adımlarının ABD’nin müdahaleci ve emperyalist politikalarının en bariz örneklerinden biri olduğunu gösteriyor. Bu adım, sadece uluslararası hukukun ve ulusal egemenlik ilkesinin açık bir ihlali değil, aynı zamanda Washington’un bağımsız ülkelerin, özellikle Latin Amerika ülkelerinin, kritik kaynakları üzerindeki kontrol ve hakimiyet politikalarının süregeldiğini de göstermektedir.
Venezüela, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olması nedeniyle ABD’nin sürekli dikkatini çekmişti; ancak son yıllarda uluslararası siyasetteki değişiklikler, Ukrayna-Rusya savaşı ve enerji arzındaki değişimler, özellikle Trump’ın Monroe Doktrini’ni yeniden canlandırma ve Venezüela üzerinde ABD hâkimiyetini güçlendirme politikalarıyla birleşince, konu daha geniş bir boyut kazanmış ve Venezüela’ya hâkimiyet ve petrol kaynaklarını kullanma stratejisi ABD için daha öncelikli hale gelmiştir. Kongre üyesi Maria Elvira Salazar, bu konuda şu itirafta bulunmuştur: “Venezüela petrolü, Washington’ın Karayipler’deki sürekli düşmanca eylemlerinin ve askeri konuşlandırmasının ardındaki ana ekonomik hedeftir.” Salazar, Amerikan petrol şirketleri için Venezüela’nın altın bir fırsat olduğunu ve bunun bir trilyon dolardan fazla ekonomik faaliyet anlamına geldiğini belirtti.
Bu bağlamda, ABD’nin uygulamaları aslında Venezüela ekonomisinin hayati damarını kesmeyi ve Maduro hükümetini Washington’un taleplerine boyun eğmeye zorlamayı amaçlamaktadır. Bu politika, Irak’ta gözlemlenen yaklaşımın bir devamı niteliğindedir; çünkü büyük enerji kaynakları ve ABD’ye karşı direnç gösteren ülkeler, doğrudan saldırı ve müdahaleye hedef olmuştur.
Görünüşe göre Maduro hükümetinin “terörist örgüt” ilan edilmesi, ABD’nin propaganda ve damgalama politikasının bir parçasıdır. Aslında ABD, “terörizm” kavramını, kendi karşıt hükümetlerini meşruluktan düşürmek için politik bir araç olarak kullanmaktadır. Oysa ABD’nin, karşıt hükümetleri devirmek için uyguladığı askeri ve ekonomik araçlar, kendisi açısından açık bir terörizm örneğidir.
Tarihsel tecrübeler, halkların baskıcı ve emperyalist politikalara karşı direndiğini göstermiştir. Venezüela da halk desteği ve bölgesel dayanışmaya dayanarak ABD baskısına karşı direnmeye devam etmektedir. Bugün Venezüela’da yaşananlar, ABD’nin barış ve demokrasi iddiaları ile saldırgan ve emperyalist politikaları arasındaki çelişkinin açık bir örneğidir; bu çelişki her geçen gün daha görünür hale gelmekte ve Washington’un küresel düzeydeki iddialarının meşruiyetini sorgulatmaktadır.