Amerika’nın psikolojik terörizminden ne biliyoruz?
Parstoday – Amerika’nın psikolojik terörizmi, son yıllarda özellikle Latin Amerika ve Asya’daki bazı ülkelere karşı kullanılan bir kavramdır.
Parstoday’in haberine göre, psikolojik terörizm; Washington’un politikalarına karşı çıkan devletler ve milletler üzerinde korku yaratmayı, zihinsel istikrarsızlık oluşturmayı ve psikolojik baskı kurmayı amaçlayan Amerika Birleşik Devletleri’nin bir dizi eylemini ifade eder. Bu eylemler yalnızca askerî değildir; medya savaşı, doğrudan tehditler, ekonomik yaptırımlar ve psikolojik operasyonların birleşiminden oluşur ve birlikte, halkların ve liderlerinin iradesini zayıflatmaya yönelik bir araç olarak kullanılır. Son yıllarda, Washington’un hegemonik politikalarına karşı duran ülkelere yönelik Amerika’nın psikolojik terörizmine dair çok sayıda örnek hayata geçirilmiştir.
Psikolojik terörizmin en belirgin örneklerinden biri Venezuela’da görülmektedir. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, 21 Aralık’ta yaptığı açıklamada ülkesinin son 25 hafta boyunca psikolojik terörizm ve deniz haydutlarıyla karşı karşıya kaldığını ve bunları yenilgiye uğrattığını söyledi. Maduro, Venezuela’nın ABD tarafından çok boyutlu bir saldırıya maruz kaldığını defalarca vurgulamıştır; bu saldırı, psikolojik terörizmden petrol tankerlerinin denizde alıkonulmasına kadar uzanmaktadır. Maduro, Washington’un askerî tehditler ve tankerlerin el konulması yoluyla Venezuela halkını korkutmaya ve hükümeti geri adım atmaya zorlamaya çalıştığını belirtmiştir. Bu eylemler, Karayip Denizi ve Pasifik Okyanusu’nda yürütülen ve “Güney Kalkanı” olarak adlandırılan operasyonlar kapsamında gerçekleştirilmiş; bu süreçte onlarca gemi hedef alınmış ve bazı petrol tankerlerine el konulmuştur. Bu tür adımlar, ekonomik zararın yanı sıra açık bir psikolojik mesaj da taşımaktadır: ABD, bir ülkenin hayati kaynaklarına her an el koyabileceğini ve onun ulusal güvenliğini tehdit edebileceğini göstermek istemektedir.
Amerika’nın psikolojik terörizmi yalnızca askerî tehditlerle sınırlı değildir. Batılı medya kuruluşları ve sosyal ağlar da bu kampanyanın bir parçasıdır. Tehditkâr haberlerin yayılması, hükümetlerin yakında çökeceğine dair söylentiler ve hatta yapay zekâ ile üretilmiş videolar gibi yeni teknolojilerin, liderlerin yenilgiye uğradığı ya da zayıf olduğu algısını oluşturmak için kullanılması bu psikolojik savaşın örneklerindendir. Venezuela’da ABD ordusunun tekneleri imha ettiğini gösteren görüntüler ve videolar yayımlanmış, daha sonra bunların sahte olduğu iddia edilmiştir. Bu tür girişimlerin amacı, hedef ülkenin halkı ve askerî güçleri arasında şüphe yaratmak, devlete olan güveni azaltmak ve siyasi değişim için zemin hazırlamaktır.
Amerika’nın psikolojik terörizmi üç ana eksene dayanmaktadır:
Birincisi, yaptırımlar ve mal varlıklarına el koyma yoluyla ekonomik baskı;ikincisi, askerî tehditler ve ABD güçlerinin hassas bölgelerde konuşlandırılması;üçüncüsü ise kamuoyunun moralini zayıflatmaya yönelik medya ve propaganda savaşıdır.
Venezuela’da petrol yaptırımları ve tankerlerin alıkonulması yalnızca ülke ekonomisini baskı altına almakla kalmamış, aynı zamanda halka, gelecekte kıtlıklar ve krizlerle dolu bir dönemin kendilerini beklediği mesajını vermeyi amaçlamıştır. Buna ek olarak, ABD’ye ait savaş gemileri ve denizaltıların Venezuela kıyılarına yakın bölgelerde konuşlandırılması, bu ülkenin ulusal güvenliği için açık bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Son olarak, Batı medyasında Maduro’nun “başarısız bir lider” olarak sunulması da aynı psikolojik terörizmin bir parçasıdır.
Bununla birlikte, tecrübe göstermiştir ki bu politikalar her zaman sonuç vermez. Venezuela’da teslimiyet yerine, milyonlarca işçi ve çiftçi yerel toplantılarda seferber olmuş ve silahlanarak ABD tehditlerine karşı koymaya hazır olduklarını ilan etmiştir. Bu tepki, psikolojik terörizmin ters etki yaratabileceğini ve zayıflatmak yerine ulusal birlik ve dayanışmayı güçlendirebileceğini göstermektedir. Maduro da defalarca, ABD emperyalizminin amacının Latin Amerika’yı yeniden sömürgeleştirmek olduğunu, ancak özgürlük yanlısı halkların bir daha asla sömürge olmayacağını vurgulamıştır.
Amerika’nın psikolojik terörizmi, bu ülkenin küresel hegemonyasını korumaya yönelik genel stratejisi çerçevesinde analiz edilebilir. Washington, doğrudan savaşın maliyetlerinin son derece ağır olduğunun farkındadır; bu nedenle psikolojik ve dolaylı araçlarla muhalif hükümetleri diz çöktürmeye çalışmaktadır. Bu politikanın İran, Küba ve Kuzey Kore’ye karşı uygulanması da gözlemlenmiştir. Tüm bu örneklerde ABD, askerî tehditler, ekonomik yaptırımlar ve medya savaşını birleştirerek halkların iradesini kırmayı hedeflemiştir. Ancak gerçek şu ki, sömürgecilik ve tahakküme karşı direniş tecrübesine sahip halklar bu kampanyalardan kolayca etkilenmemektedir. Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello bu konuda şöyle demektedir:“Dört aydır halkımıza karşı yoğun tehditlere ve psikolojik terörizme maruz kalıyoruz; ancak halkımız her durumda, her an, hiçbir korku ve hiçbir karamsarlık olmadan, doğru yolda olduğumuza tam bir inançla ayağa kalkmıştır. Tüm bu tehditlerin, kuşatmaların ve yaptırımların sonunda bizi bekleyen şey, yalnızca Venezuela için değil, tüm halklar için yeni ve büyük bir zaferdir.”
Aynı zamanda Amerika’nın psikolojik terörizmi, askerî işgale gerek kalmadan devletlerin davranışlarını değiştirmeyi hedefleyen bir tür “yumuşak savaş” olarak da değerlendirilmelidir. Bu savaş, ekonomik, askerî ve medya araçlarını kullanarak hedef toplumlarda korku, güvensizlik ve psikolojik çöküş yaratmayı amaçlar. Ancak Venezuela örneğinin de gösterdiği gibi, halk direnişi ve siyasi bilinç bu politikaları etkisiz hâle getirebilir. Dolayısıyla Amerika’nın psikolojik terörizmi, Washington’un mutlak gücünden ziyade, doğrudan hâkimiyet kurmadaki yetersizliğini telafi etme çabasını yansıtmaktadır. Bu gerçek, direnişin ve ulusal birliğin önemini iki kat artırmakta ve halkların, kolektif irade ve siyasi bilinçle dünyanın en büyük askerî gücüne karşı bile ayakta durabileceğini göstermektedir.