Avrupa Egemenliği Washington Politikalarının Kurbanı Olacak Mı?
Parstoday – Avrupa Birliği (AB) Dış Politika Sorumlusu, ABD’nin AB yetkililerinin Amerika’ya seyahatlerini sınırlama kararını kabul edilemez bulduğunu ve bunun Avrupa egemenliğini zorladığını belirtti.
Parstoday’in haberine göre, AB Dış Politika Sorumlusu Kaya Kallas, “X” platformunda Avrupa Komisyonu’nun ABD’nin son kararına tepkisini paylaştığı bir gönderiyi alıntılayarak şunları yazdı: “ABD’nin Avrupalı vatandaşlar ve yetkililer için seyahat kısıtlamaları uygulama kararı kabul edilemez ve egemenliğimizi zorlamaktadır.” Kallas ayrıca, Avrupa’nın ifade özgürlüğü, adil dijital düzenlemeler ve kendi alanını düzenleme hakkı gibi değerlerini savunmaya devam edeceğini ekledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı geçen hafta, eski AB Komiseri ve Komisyon’da teknoloji düzenleyicisi olan Thierry Breton da dahil olmak üzere beş kişiye vize vermedi. ABD, bunu “Amerikalı sosyal medya platformu sahiplerini muhalif görüşleri bastırmaya zorlamak” girişimi olarak nitelendirdi. Bu adım, Avrupalılar arasında büyük öfkeye yol açtı ve Avrupa yetkililerini küçük düşürme olarak nitelendirildi. Washington, Breton’u Avrupa Birliği Dijital Hizmetler Yasası’nı şekillendiren “düşünür” olarak tanımladı; bu yasa, sosyal medya şirketlerinin içerik moderasyonunu zorunlu kılıyor. Breton ise ABD’nin bu hamlesine eleştirel bir tonla yanıt vererek, Amerika’nın bir tür “av peşinde” olduğunu söyledi.
Avrupa Komisyonu, resmi X hesabında ifade özgürlüğünün “Avrupa’da temel bir hak ve ABD ile demokratik dünyada paylaşılan bir değer” olduğunu vurgulayarak, ABD’nin Thierry Breton da dahil beş Avrupalı için seyahat kısıtlaması uygulama kararını şiddetle kınadığını duyurdu.
Brüksel, dijital pazarını kendi değerleri doğrultusunda düzenleme hakkının AB’ye ait olduğunu belirterek, yasaların “adil ve ayrım gözetmeden” uygulandığını vurguladı. Komisyon ayrıca, gerekirse ABD’nin dayatmalarına karşı “düzenleyici özerkliği” savunmak için hızlı ve kararlı adımlar atacağını duyurdu.
Breton, Ursula von der Leyen döneminde İç Pazar Komiseriydi ve Dijital Hizmetler Yasası’nın hazırlanmasında kilit rol oynadı. Bu yasa, teknoloji şirketlerini ve sosyal medya ağlarını platformlarında yayınlanan içerikten sorumlu tutuyor ve yıllık küresel gelirlerinin %6’sına kadar cezalandırma imkânı sağlıyor. Dijital düzenlemeler yıllardır Washington ve Brüksel arasında bir gerilim noktası olmuş ve her iki taraf diğerini politikleşmekle suçlamıştır.
Bu gerilim, Aralık başında Beyaz Saray’ın tartışmalı Ulusal Güvenlik Strateji belgesini yayınlamasıyla arttı. Belgede Avrupa’nın “medeniyetin çöküşü” tehlikesiyle karşı karşıya olduğu ve rotasını köklü biçimde değiştirmesi gerektiği iddia edildi. Trump yönetimi, Avrupa’nın “yasa dışı, aşırı ve sansürcü düzenlemeler” yükü altında olduğunu savundu. ABD, özellikle Donald Trump, Avrupa’daki aşırı sağ grupların nefret söylemi yayma alanının kısıtlanmasını eleştirdi. Bu yaklaşım, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmaya dayanıyor; Vance, Avrupa’nın en büyük tehdidinin “kendi iç yasaları” olduğunu savunmuş, Avrupa komiserlerini hedef almış ve “dış müdahale” gerekçesinin sansür için bahane olduğunu öne sürmüştü. Avrupa Birliği bu iddiaları reddediyor. Bazı Avrupalı politikacılar, Trump’ın ifade özgürlüğü olmadığını iddia ettiği ülkelerde, esasen aşırı sağ ve ırkçı gruplara yeterince alan tanınmadığını kastettiğini belirtiyor.
2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş sonrası dönemde Avrupa-Amerika ilişkileri güvenlik, ekonomi ve siyasi iş birliği temelinde şekillense de, son yıllarda yaptırımlar, dijital teknolojiler ve enerji politikaları konularındaki anlaşmazlıklar Avrupa’nın Washington’dan ne ölçüde bağımsız olabileceğine dair ciddi sorular ortaya çıkardı. AB Dış Politika Sorumlusu Kaya Kallas’ın ABD’nin beş Avrupalı yetkiliyi hedef alan uygulamalarına yönelik eleştirisi, bu kaygıların somut bir örneği olarak görülüyor. Kallas, Avrupa’nın “özgürlüğün özü” olarak tanınması gerektiğini ve ABD eleştirilerinin Brüksel’e değil, Rusya gibi ülkelere yönelmesi gerektiğini vurguladı. Bu eleştiriler, Avrupa’nın bağımsız kimliğini yeniden inşa etme çabasının bir işareti olarak değerlendiriliyor. ABD hâlâ Avrupa’nın en büyük müttefiki olsa da, yaptırım ve baskı politikalarının devamı, Avrupa’yı Atlantik ötesi ilişkilerini yeniden gözden geçirmeye itebilir.
Bu durumun nedenleri birkaç başlık altında incelenebilir:
1. Avrupa’nın NATO aracılığıyla ABD’ye olan güvenlik bağı, Washington’un birçok stratejik kararında belirleyici olmasını sağlıyor ve aynı zamanda Avrupalılara kendi taleplerini dayatma baskısı oluşturuyor.
2. ABD’nin tek taraflı ekonomik baskıları ve yaptırımları, AB’nin dış politika bağımsızlığını sorgulatıyor.
3. Teknoloji ve dijital alanlarda Avrupa, Dijital Hizmetler Yasası gibi sert düzenlemelerle Amerikan şirketlerini kontrol etmeye çalışıyor; ancak Washington’un tepkisi, ABD’nin etkisini kolayca kaybetmeyeceğini gösteriyor.
Bu durumun sonuçları da önemli. Avrupa kendi çıkarları ile Washington baskıları arasında denge kuramazsa, siyasi ve ekonomik egemenliği zayıflayabilir. Bu, Avrupa ülkeleri arasında bölünmeye yol açabilir; özellikle Doğu Avrupa’daki bazı ülkeler ABD ile ittifakı sürdürmek isterken, diğerleri daha fazla bağımsızlık peşinde olabilir. Ayrıca, bu gerilimler Avrupa’nın Çin gibi diğer güçlere yaklaşmasına veya Rusya ile ilişkilerini yeniden tanımlama çabalarına zemin hazırlayabilir. Temel soru, Avrupa’nın ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında olma ihtiyacı ile siyasi ve ekonomik bağımsızlığını koruma zorunluluğu arasında denge kurup kuramayacağıdır.