ABD’nin yeni Monroe Doktrini hakkında ne biliyoruz?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i289614-abd’nin_yeni_monroe_doktrini_hakkında_ne_biliyoruz
Parstoday – ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’ya yönelik saldırının ardından, “Danroe Doktrini” (Donald + Monroe) çerçevesinde Washington’un Latin Amerika üzerindeki eşi benzeri görülmemiş hâkimiyetini ilan etti.
(last modified 2026-01-04T15:10:11+00:00 )
Ocak 04, 2026 10:01 Europe/Istanbul
  • ABD’nin yeni Monroe Doktrini hakkında ne biliyoruz?

Parstoday – ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’ya yönelik saldırının ardından, “Danroe Doktrini” (Donald + Monroe) çerçevesinde Washington’un Latin Amerika üzerindeki eşi benzeri görülmemiş hâkimiyetini ilan etti.

Parstoday’in haberine göre, ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’ya saldırıdan sonra düzenlenen basın toplantısında yaptığı tartışmalı açıklamalarda, ABD’nin gücünün 200 yıllık “Monroe Doktrini”ni bile aştığını ve artık Amerika kıtasının mutlak hâkimi olduğunu iddia etti. Trump, Monroe Doktrini’nin önemli bir mesele olduğunu ancak artık bunun çok daha ötesine geçtiklerini vurgulayarak, “çok ama çok ötesine geçtik” dedi ve artık buna “Danroe Doktrini” (Donald + Monroe) denildiğini söyledi.

Ona göre, ABD’nin yeni ulusal güvenlik stratejisi kapsamında Washington’un Batı Yarımküre üzerindeki hâkimiyeti artık asla sorgulanmayacaktır. ABD Başkanı, 1823 yılında ABD’nin beşinci başkanı James Monroe tarafından ortaya konulan ve ABD’nin Latin Amerika’daki askeri müdahalelerini meşrulaştırmak için kullanılan Monroe Doktrini’ne atıfta bulunarak, kendi adını da buna ekledi ve “Danroe Doktrini” adını verdi. Trump, “Batı Yarımküre’deki Amerikan hâkimiyeti artık hiçbir zaman tartışma konusu olmayacak” dedi.

Monroe Doktrini, ABD dış politikasının temel ilkelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu doktrin, 1823 yılında dönemin ABD Başkanı James Monroe tarafından ilan edilmiş olup, amacı Avrupa güçlerinin Amerika kıtasına yeniden müdahale etmesini ve sömürgeleştirmesini engellemek ve aynı zamanda ABD’nin Latin Amerika üzerindeki hâkimiyetini tesis etmekti.

Monroe Doktrini yalnızca 19. yüzyılın özel koşullarına verilen bir tepki değil, aynı zamanda sonraki yüzyıllarda da ABD dış politikasının temel taşlarından biri olarak kalmıştır. Bu doktrin, ABD’nin Batı Yarımküre’deki nüfuz alanını pekiştirme çabasını yansıtmaktadır. Günümüzde Avrupa’nın sömürgeci güçler dönemi sona ermiş, Washington ise çabalarını Latin Amerika’da Rusya ve Çin’in nüfuzunu engellemeye yöneltmiştir.

Monroe Doktrini iki temel ilkeye dayanmaktadır:

ABD’nin Avrupa’nın savaşlarına ve politikalarına müdahale etmemesi; Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’nın iç işlerine ve mevcut sömürgelerine karışmamayı taahhüt etmiştir.

Batı Yarımküre’de yeniden sömürgeleştirmenin yasaklanması; Avrupa’nın Latin Amerika ülkeleri üzerindeki hâkimiyetini yeniden tesis etmeye yönelik her türlü girişimi, ABD’ye karşı düşmanca bir eylem olarak kabul edilmiştir.

Başlangıçta ABD, bu politikayı uygulayacak yeterli askeri güce sahip değildi ve birçok Avrupa devleti bu doktrini görmezden geldi. Ancak bölgede ticari çıkarlarını korumak isteyen Britanya, Monroe Doktrini’ni destekledi. 19. yüzyıl boyunca bu ilke defalarca ihlal edilse de, zamanla ABD bunu dış politikasının temel sütunlarından biri hâline getirmeyi başardı. 20. yüzyılda ise Monroe Doktrini genişletilerek Batı Yarımküre’de ABD nüfuzunu pekiştiren bir araca dönüştü.

Theodore Roosevelt ve John F. Kennedy gibi bazı ABD başkanları bu doktrini yeniden yorumladı. 1933 yılında Franklin D. Roosevelt, “İyi Komşuluk Politikası” ile doğrudan müdahaleden kaçınmayı ve çok taraflı iş birliğini esas alan yeni bir yaklaşım sundu.

Buna rağmen, Washington’un Latin Amerika’daki müdahaleci politikaları, İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze kadar; siyasi ve ekonomik baskılar, yaptırımlar, sabotajlar, çok sayıda darbeye verilen destekler ve Grenada ile Panama’ya yönelik saldırılar gibi doğrudan askeri müdahaleler yoluyla devam etmiş, bugün ise Venezuela’ya yönelik saldırıyla sürdürülmüştür.

Görünüşe göre, tartışmalı ABD Başkanı Donald Trump, “güç yoluyla barış” politikası doğrultusunda, özellikle Latin Amerika olmak üzere Batı Yarımküre’deki Amerikan hâkimiyet alanını yeniden tanımlamak ve genişletmek istemekte ve bu doğrultuda “Danroe Doktrini”ni ortaya koymaktadır.