ABD Başkanı’nın Müdahaleci Açıklamalarının Tekrarı; Trump, İran Halkını Önemsiyor Mu?
Parstoday – ABD Başkanı, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı müdahaleci açıklamalarını, son gelişmelerin ardından bir kez daha yineledi.
Parstoday’in bildirdiğine göre, İran İslam Cumhuriyeti yetkilileri protestocuların sesini dinlemenin önemine vurgu yaparken, Donald Trump 4 Ocak Pazar günü ABD başkanının uçağında gazetecilere verdiği demeçte, protestoculara yönelik şiddet kullanılması konusunda İran’a bir kez daha uyarıda bulundu. Son günlerde, özellikle döviz kurları ve ekonomik durumdaki dalgalanmalar nedeniyle İran’da protestolar gerçekleşti.
Donald Trump’ın müdahaleci açıklamaları, İran İslam Cumhuriyeti yetkililerinin, başta Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkian olmak üzere, halkın taleplerine saygı göstermeyi ve onları dinlemeyi devlet yönetiminin temel ilkesi olarak kabul ettiği bir dönemde yapıldı.
Trump daha önce de sosyal medya platformu Truth Social üzerinden İran’daki protestocuları destekleyen paylaşımlar yapmıştı. Son günlerde ABD Başkanı, 12 Günlük Savaş sonrası İran’ın nükleer tesislerini yeniden inşa etme ve füze kapasitesini güçlendirme çabalarını, ayrıca İran’daki protestoculara destek verme gerekçeleriyle Tahran’ı askeri saldırıyla tehdit etti.
ABD Başkanı’nın iddiaları ve tehditlerine yanıt olarak İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Irakçi, Trump’ın açıklamalarını “pervasız ve tehlikeli” olarak nitelendirdi ve bu tutumların muhtemelen diplomasiyi eleştiren veya gereksiz bulan akımların etkisi altında olduğunu belirtti. Irakçi, “Büyük İran milleti geçmişte olduğu gibi, iç işlerine her türlü müdahaleyi kararlılıkla reddedecektir. Aynı şekilde, güçlü silahlı kuvvetlerimiz hazır durumdadır ve İran’ın egemenliği ihlal edilirse hangi hedeflerin vurulacağını tam olarak bilmektedir” dedi.
Trump’ın İran halkını destekleme iddiası, gerçekte onun 2018 Mayıs’ında nükleer anlaşmadan çekildikten sonra uyguladığı “maksimum baskı” politikası kapsamında İran’a uyguladığı en yoğun yaptırımlar ve baskılar ile çelişiyor. Başkanlığının ikinci döneminde de aynı politikayı sürdürerek, İsrail rejiminin doğrudan desteğiyle 12 Günlük Savaş sırasında İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Görünüşe göre, Trump’ın son açıklamalarındaki temel amaç, İran’da huzursuzlukları artırmak ve protestoların devamını teşvik etmek, ayrıca şiddet ve yıkıcı eylemleri kışkırtmaktır.
ABD Başkanı’nın İran halkına duyduğu iddia edilen “düşkünlüğü”, onun geçmişteki davranış ve politikalarından bağımsız değerlendirilemez. Görev süresi boyunca bir halkın ekonomik, siyasi ve hatta askeri baskılarla karşı karşıya kalmasına neden olan bir kişinin, bugün kendini bu halkın iyiliğini düşünen biri olarak göstermesi, açık bir çelişkiyi yansıtır. Bu iddianın eleştirisi, Trump’ın İran’a karşı geçmişteki uygulamalarını gözden geçirmeyi gerektirir.
Trump, başkanlık döneminde “maksimum baskı” politikasını İran’a karşı izledi. Bu politika, yalnızca İran hükümetini değil, günlük yaşamı da hedef alan kapsamlı ekonomik yaptırımları içeriyordu. Yaptırımlar, ulusal paranın değer kaybına, ilaç ve temel ürünlere erişimin kısıtlanmasına ve milyonlarca İranlı için yaşam koşullarının kötüleşmesine yol açtı. Böyle bir kişinin bugün kendini İran halkının dostu olarak tanıtması nasıl kabul edilebilir? Gerçek şefkat, insanları temel ihtiyaçlarından mahrum bırakmakla bağdaşmaz.
Öte yandan, Trump dış politikada sürekli İsrail ile uyum içinde hareket etti. İsrail’in bölgedeki eylemlerine koşulsuz desteği, İran’a yönelik tehdit ve saldırıları da kapsayarak, onun asıl kaygısının İran halkı değil, ABD’nin bölgesel müttefiklerinin çıkarları olduğunu gösteriyor. İsrail ile iş birliği, özellikle askeri alanda, İran halkının güvenliğini ve huzurunu tehlikeye attı. Dolayısıyla Trump’ın şefkat iddiası daha çok politik ve propaganda amaçlı bir araçtır.
Trump’ın müdahaleci açıklamaları, onun İran halkına karşı samimi olmadığını da gösteriyor. Sık sık sözleriyle halk ve hükümet arasında bir ayrılık yaratmaya çalıştı ve bu şekilde kendi politikalarını meşrulaştırmaya çabaladı. Bu tür açıklamalar, şefkattan ziyade ABD’nin bölgedeki siyasi ve jeopolitik hedeflerini ilerletmeye yöneliktir. Gerçek şefkat, halkların bağımsızlığına ve kendi kaderini tayin etme hakkına saygı göstermekle mümkündür; müdahale etmekle değil.
Önemli bir diğer nokta, Trump’ın birçok durumda tehdit dilini kullanmasıdır. Askeri saldırı veya yaptırımların artırılması tehdidi hiçbir şekilde şefkat göstergesi olamaz. Bu yaklaşım sadece halk üzerinde psikolojik ve ekonomik baskı oluşturur ve ülkede istikrarsızlık yaratır. Eğer gerçekten İran halkını önemseseydi, tehdit ve yaptırımlar yerine diyalog ve yapıcı iş birliği yollarını seçerdi.
Özetle, Trump’ın İran halkına duyduğu iddia edilen “şefkat”, onun geçmiş uygulamalarıyla tamamen çelişmektedir. Maksimum baskı politikaları, İsrail ile iş birliği ve müdahaleci açıklamaları, onun asıl amacının İran halkını desteklemek değil, ABD ve müttefiklerinin siyasi ve ekonomik çıkarlarını ilerletmek olduğunu gösteriyor. Bu nedenle bu iddia, insani ve samimi bir tutumdan ziyade, ABD’nin emperyal hedefleri doğrultusunda sahnelenmiş bir siyasi gösteri olarak değerlendirilmelidir.