Çin’in Bakış Açısı: ABD, uluslararası düzen için açık bir tehdittir
Parstoday – Çin, açık ve net bir tutumla Amerika Birleşik Devletleri’ni uluslararası düzen için açık bir tehdit olarak nitelendirdi.
Parstoday’in aktardığına göre, Çin’in resmî devlet haber ajansı Şinhua, ABD’nin Venezuela’ya yönelik askerî saldırısı ve bu ülkenin meşru Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasına ilişkin yaptığı yorumda şu ifadeleri kullandı: ABD yıllardır kendisini uluslararası hukukun koruyucusu olarak tanıtmaktadır; ancak gerçekte uluslararası düzeni ihlal eden ve ona açık bir tehdit oluşturan tarafın bizzat kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. Bugün dünyada milletlerin kaderini hukukun değil, gücün belirlediği gösterilmiştir. ABD’nin Venezuela’ya yönelik askerî saldırısı, hangi ülkenin uluslararası hukuku fiilen zayıflattığını ve bağımsız bir ülkenin cumhurbaşkanına yönelik bir eylemin, gerçek anlamda uluslararası hukuku ihlal eden tarafın kim olduğunu tüm dünyaya açıkça gösterdiğini ortaya koymuştur.
Çinli medya kuruluşu değerlendirmesinin devamında, bu askerî saldırının ABD’nin kendisini uluslararası hukukun koruyucusu olarak sunan onlarca yıllık söylemini anlamsız ve boş hâle getirdiğini vurguladı. Washington’un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni devre dışı bırakarak bir kez daha uluslararası hukukun temel ilkelerine doğrudan aykırı davrandığı ifade edildi.
Çin Dışişleri Bakanlığı da yayımladığı bir bildiriyle, ABD’nin Venezuela’ya karşı güç kullanmasını ve bu ülkenin cumhurbaşkanını hedef almasını şiddetle kınadı; bu eylemi uluslararası hukukun ihlali ve Latin Amerika ile Karayipler bölgesinin barış ve güvenliği için bir tehdit olarak nitelendirdi. Bildiride, Pekin’in egemen bir ülkeye karşı pervasızca güç kullanılmasından ve Venezuela Cumhurbaşkanı’nın hedef alınmasından derin bir şok duyduğu belirtilerek, bu adımın sert biçimde kınandığı vurgulandı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ise ABD’ye, Nicolas Maduro ve eşini derhâl serbest bırakma çağrısında bulundu.
Çin’in son yıllardaki ABD algısı giderek şu temel ilke etrafında şekillenmiştir: Washington, uluslararası düzen için açık bir tehdittir. Çinli yetkililer defalarca, ABD’nin özellikle güvenlik, ekonomi ve teknoloji alanlarındaki politikalarının yalnızca küresel istikrarı tehlikeye atmakla kalmadığını, aynı zamanda adil ve çok kutuplu bir sistemin oluşmasını da engellediğini vurgulamıştır.
Pekin’e göre ABD, askerî ve ekonomik gücünden yararlanarak uluslararası kuralları kendi çıkarlarına uygun biçimde yorumlamaktadır. Çin, ABD’nin tek taraflı yaptırımlar, ekonomik baskılar, ülkelerin iç işlerine müdahale ve nihayetinde askerî müdahale ile işgal politikaları yoluyla Birleşmiş Milletler Şartı’nın ulusal egemenliğe saygı ve iç işlerine karışmama gibi temel ilkelerini ihlal ettiğine inanmaktadır. Bu yaklaşımın, gelişmekte olan ülkeler arasında yaygın bir güvensizlik yarattığı ve uluslararası iş birliğini zayıflattığı belirtilmektedir.
Çin’in bakış açısına göre, uluslararası hukukun temel ilkelerine dayanan Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/4 maddesi, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne karşı güç kullanımını ya da güç tehdidini açıkça yasaklamaktadır. Bu nedenle bağımsız bir ülkeye ve onun meşru cumhurbaşkanına yönelik bir eylem, uluslararası hukuku gerçek anlamda ihlal eden tarafın kim olduğunu dünyaya net biçimde göstermektedir. Son yıllarda Irak’tan Libya’ya, Panama’dan Grenada’ya kadar pek çok örnekte ABD’nin temelsiz gerekçelerle güç kullandığı ya da güç kullanma tehdidinde bulunduğu ve bunun uzun vadeli istikrarsızlıktan başka bir sonuç doğurmadığı ifade edilmektedir.
Uzun süredir yaptırımlar ve siyasi baskılar altında bulunan Venezuela da artık bu listeye eklenmiş, diplomasi ise geri plana itilmiştir. Bu saldırının Latin Amerika’da gerçekleşmiş olması ABD’nin bu bölgede uzun bir müdahale geçmişine sahip olduğu düşünüldüğünde Washington’un hâlâ Batı Yarımküre’yi kendi münhasır nüfuz alanı olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. ABD, uluslararası düzeni ve Birleşmiş Milletler Şartı’nı defalarca ihlal eden eylemleriyle, savunduğunu iddia ettiği düzen için bizzat en ciddi tehditlerden biri hâline gelmiştir.
Bu bağlamda, güvenlik alanında Çin, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesindeki geniş askerî varlığına defalarca itiraz etmiştir. Washington’un Japonya, Güney Kore ve Avustralya ile askerî ittifaklarını güçlendirmesi ve Tayvan’a verdiği destek, Pekin’in bakış açısına göre Çin’in ulusal güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir. Çin, bu adımları kendi yükselişini ve küresel etkisini sınırlamayı amaçlayan bir “çevreleme politikası”nın parçası olarak değerlendirmektedir.
Sonuç olarak Çin’in görüşü, ABD’nin tek taraflı ve müdahaleci politikalarıyla uluslararası düzen için ciddi bir tehdit oluşturduğu yönündedir. Pekin, bu yaklaşıma karşı çok taraflı iş birliğini, ülkelerin egemenliğine saygıyı ve uluslararası ilişkilerde daha adil bir sistemin kurulmasını savunmaktadır. Bu görüş ayrılığı, dünyanın iki büyük gücü arasındaki stratejik rekabeti yansıtmakta ve küresel düzenin geleceğini derinden etkileyecek bir sürece işaret etmektedir.