Trump neden Latin Amerika ülkelerini tehdit ediyor?
Parstoday – ABD Başkanı Donald Trump, Latin Amerika’daki bazı ülkelere yönelik tehditlerini sürdürerek Küba’nın “çöküşe hazır” olduğunu iddia etti.
Parstoday’in haberine göre, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırgan hamlesinden birkaç gün sonra konuşan Donald Trump, Küba’nın çöküşe hazır olduğunu öne sürdü. Trump ayrıca Kolombiya Devlet Başkanı’na karşı bir operasyonu değerlendirdiklerini söyleyerek onu kokain üretmekle suçladı.
Daha önce de Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’yu kokain üretimiyle itham eden ABD Başkanı, ona yönelik bir operasyon ihtimalini reddetmedi ve şu iddiada bulundu: “Kolombiya çok hasta; kokain üretmeyi ve bunu ABD’ye satmayı seven hasta bir adam tarafından yönetiliyor. Ama bunu uzun süre yapamayacak.” Trump, Kolombiya’da Venezuela’ya benzer bir askerî operasyon fikrinin “çok iyi göründüğünü” de ekledi.
Trump’ın Küba, Venezuela ve Kolombiya’ya yönelik son açıklamaları, ABD’nin müdahaleci politikası çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu politika, köklerini 19. yüzyıldan bu yana Washington’un Latin Amerika üzerindeki hâkimiyetinin aracı olan Monroe Doktrini’nden almaktadır. Trump, aynı eski mantığa geri dönerek bu bölgenin hâlâ ABD’nin “arka bahçesi” olduğunu ve özellikle sol eğilimli bağımsız hükümetlerin tolere edilmeyeceğini göstermeye çalışmaktadır. ABD Başkanı bu bağlamda Monroe Doktrini’ni açıkça sahiplenmiş, hatta adını “Donroe” (Donald + Monroe) olarak değiştirmiştir.
Bu çerçevede, Küba Devlet Başkanlığı Ofisi sosyal medya platformu X’te yayımladığı bir paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Hayır emperyalistler, burası sizin arka bahçeniz ya da tartışmalı bir toprak değildir. Monroe Doktrini’ni, kralları ve modası geçmiş imparatorları kabul etmiyor ve tanımıyoruz.” Paylaşımın devamında ise şu vurgu yapıldı: “Bolívar’ın toprağı kutsaldır ve onun evlatlarına yönelik bir saldırı, Amerika’mızın tüm evlatlarına yapılmış bir saldırıdır.”
Buna rağmen ABD Başkanı, Venezuela’dan sonra Küba ve Kolombiya’yı da kendi hâkimiyeti altına alma niyetindedir. Oysa Küba, altmış yılı aşkın süredir yaptırımlara karşı direnişiyle bağımsızlığın ve ABD baskılarına karşı duruşun sembolü olmuştur. Trump’ın Küba’nın çöküşüne dair tehdidi, daha çok Washington’un bu sisteme yönelik uzun süredir taşıdığı arzunun bir yansımasıdır.
Trump’ın “Küba bir sonraki ülke olacak” yönündeki tehditlerine yanıt olarak Küba Dışişleri Bakanı, bağımsızlık hareketinin lideri José Martí’den bir alıntıyı X’te paylaştı: “Küba’yı ele geçirmek isteyen herkes, eğer savaşta yok edilmezse, yalnızca kana bulanmış bir toprağın tozunu elde eder.”
Kolombiya da Trump’ın tehdit ettiği bir diğer Latin Amerika ülkesidir. Yıllarca ABD’nin geleneksel müttefiki olan bu ülke, bugün Trump tarafından kokain üretimiyle suçlanmaktadır. Bu durum, Washington’un çizgisinden çıkan ülkelerin –müttefik olsalar bile– baskı ve tehdidin hedefi hâline geldiğini göstermektedir. Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro bu konuda şöyle dedi: “Donald Trump özgür insanları sevmez; çünkü kendisi kral olmak istiyor. Kölelik kurmak istiyor.”
Trump’ın bu üç ülkeye odaklanmasının açık nedenleri vardır: Küba siyasi direnişin sembolü, Venezuela devasa bir enerji kaynağı ve Kolombiya ise jeopolitik önemi nedeniyle Washington’un hedefindedir. Buna ek olarak Çin ve Rusya gibi küresel güçlerin Latin Amerika’daki varlığını ve nüfuzunu artırma çabaları, Washington’un kaygılarını daha da artırmıştır. ABD, bu güçlerin bölgedeki etkisinin tarihsel hâkimiyetini sarsmasından endişe etmekte; bu nedenle ekonomik baskıları, askerî tehditleri ve siyasi propagandayı eş zamanlı olarak kullanmaktadır.
Özetle, Trump’ın politikası yeni-sömürgeciliğin yeniden üretilmesinden başka bir şey değildir; sol hükümetlerin ve halk hareketlerinin yükselişiyle uzun süredir sorgulanan bir tahakkümü yeniden canlandırma çabasıdır.
Görünen o ki, Latin Amerika 21. yüzyılda her zamankinden daha fazla, özgürlük ve bağımsızlık yanlısı halklarla hegemonik ABD arasındaki mücadelenin sahnesine dönüşmektedir. Bölge halklarının direnişi, Washington’un aşağılayıcı politikalarının ağır bedelleri olacağını gösterecektir. Kolombiya Devlet Başkanı bu bağlamda şunları vurguladı: “Egemenliğimizi tehdit etmeyin; çünkü kaplanı uyandırırsınız. Halkımızın Bolívar’dan bugünün direnişçilerine uzanan bir direniş tarihi vardır. Toprağımızı ve bağımsızlığımızı savunmaya hazırız.”