Grönland, Bir Sonraki Venezuela mı?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i289770-grönland_bir_sonraki_venezuela_mı
Parstoday – Danimarka Başbakanı, Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirmeye yönelik yeni iddialarını reddederek Washington’dan tarihsel müttefikini tehdit etmeye son vermesini istedi.
(last modified 2026-01-07T03:29:13+00:00 )
Ocak 06, 2026 11:02 Europe/Istanbul
  • Grönland, Bir Sonraki Venezuela mı?

Parstoday – Danimarka Başbakanı, Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirmeye yönelik yeni iddialarını reddederek Washington’dan tarihsel müttefikini tehdit etmeye son vermesini istedi.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, alışılmadık derecede açık ve sert bir dille, Donald Trump’ın Grönland’ı “ele geçirme” yönündeki yeni iddialarını “tamamen saçma” olarak nitelendirdi ve Washington’dan tarihsel müttefikini tehdit etmeyi durdurmasını talep etti.

Bu sert tepki, Kopenhag’ın ve diğer Avrupa başkentlerinin, ABD’nin stratejik davranışlarında yaşanan köklü bir değişime dair derin endişesinin göstergesi olarak değerlendiriliyor. Özellikle ABD’nin Venezuela’da gerçekleştirdiği askerî operasyon ve bu ülkenin devlet başkanının kaçırılması sonrasında, bu değişim çok daha kaygı verici bir boyut kazanmış durumda.

Trump’ın Grönland’a ilişkin iddiaları yeni değil. İlk başkanlık döneminde de bu Danimarka’ya bağlı özerk bölgenin “satın alınması” ya da ilhak edilmesi fikrini defalarca dile getirmişti. Ancak bugünkü koşulları farklı kılan nokta, bu açıklamaların, ABD’nin jeopolitik hedeflerine ulaşmak için doğrudan askerî müdahaleden ve ülkelerin egemenliğini açıkça ihlal etmekten çekinmediğini fiilen göstermiş olduğu bir ortamda yapılmasıdır.

Avrupalıların bakış açısına göre, Karakas’taki askerî operasyon ve Nicolas Maduro’nun kaçırılması, çağdaş uluslararası siyasette bir “kırmızı çizginin” aşılması anlamına geliyor. Bu durum, Trump’ın Grönland’a yönelik tehditlerini “provokatif söylemler” düzeyinden çıkararak “olası senaryolar” düzeyine taşımış bulunuyor.

Danimarka hükümetinin tepkisi de tam olarak bu çerçevede anlaşılmalıdır. Frederiksen, “Grönland’ın ABD tarafından kontrol edilmesinin” düşünülemez olduğunu vurgulayarak Danimarka’nın ulusal egemenliğini savundu ve açık biçimde uluslararası hukuk düzenine ve sınırların zor kullanılarak değiştirilmemesi ilkesine atıfta bulundu. Bu tutum, Avrupa’daki daha derin bir kaygının yansımasıdır: Büyük güçlerin emperyalist mantığına dönüş ihtimali ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa kıtasının güvenliğinin temelini oluşturan kuralların aşınması.

Bu arada Grönland’ın yerel yönetimi de krizin iç siyasette bir şoka dönüşmesini engellemek amacıyla kamuoyunu yatıştırmaya çalıştı. Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, Beyaz Saray’daki üst düzey yetkililerden birinin eşinin Grönland haritasını ABD bayrağının renkleriyle paylaşmasını “açık bir saygısızlık” olarak niteledi ve Grönland’ın geleceğinin sosyal medya mesajlarıyla belirlenmeyeceğini vurguladı.

Bu tepki, Grönland toplumunun bu toprakların hukuki ve siyasi statüsünün göz ardı edilmesine karşı giderek daha hassas hale geldiğini gösteriyor. Nüfus bakımından küçük olsa da, jeopolitik konumu ve hayati mineral kaynakları nedeniyle Grönland, büyük güçler arasındaki rekabetin merkezlerinden biri hâline gelmiş durumda.

Avrupa genelinde tepkiler Danimarka ile sınırlı kalmadı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Danimarka’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne “koşulsuz destek” vurgusu yaparak Washington’a net bir mesaj göndermeye çalıştı: Avrupa, sınırların değiştirilmesi tehdidi karşısında sessiz kalmayacak.

Avrupa Komisyonu Başkanı da Danimarka ve Grönland halkıyla dayanışma içinde olduklarını açıklayarak müttefikler ve ortaklarla istişarelerin süreceğini belirtti. Bu diplomatik ifade, aslında Avrupa’nın ABD’nin öngörülemez politikalarına karşı ortak ve koordineli bir yanıt arayışını yansıtıyor.

Bugün Avrupa’yı endişelendiren yalnızca Grönland meselesi değil. Asıl sorun, ABD’nin —Avrupa’nın geleneksel müttefiki olarak— giderek bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesini ifade eden yeni bir davranış modelidir. Eğer Venezuela, güvenlik ya da ekonomik çıkarlar gerekçe gösterilerek askerî müdahalenin hedefi olabiliyorsa, benzer bir mantığın Arktik bölgesi dâhil başka alanlar için de kullanılmayacağının garantisi var mı? Bu soru, şu anda Avrupa düşünce kuruluşlarında ciddi biçimde tartışılıyor.

Sonuç olarak, Danimarka hükümetinin ve diğer Avrupa devletlerinin Trump’ın Grönland’a ilişkin iddialarına verdiği tepkiler, yalnızca bir toprağı savunmaktan ibaret değildir; aynı zamanda uluslararası düzenin temel ilkelerini koruma çabasıdır. Avrupalılar, bu tür iddialar karşısında sessiz kalmanın, güç siyasetinin normalleşmesine kapı aralayabileceğinin farkındadır.

Bu nedenle Kopenhag, Paris ve Brüksel’den gelen son açıklamalar, her zamankinden daha fazla aşınma riskiyle karşı karşıya olan bir sistemde, istikrarın ve hukukun asgari sınırlarını korumaya yönelik daha geniş bir Avrupa çabasının parçası olarak görülmelidir.