Kapitalizm ve Gelişmecilik ve Hegemonya ile Bağlantısı
Parstoday – Kapitalizm yalnızca mal ve hizmet üretim ve dağıtım biçimini belirlemekle kalmaz, aynı zamanda siyasi, kültürel ve toplumsal alanlarda da derin etkiler bırakır.
Parstoday’in bildirdiğine göre, kapitalizmin en önemli özelliklerinden biri, gelişmecilik ve hegemonya ile olan bağlantısıdır. Bu bağlantı birkaç düzeyde incelenebilir: İlk olarak ekonomik düzeyde ve pazarların genişletilmesi ihtiyacı, ikinci olarak ekonomik çıkarları korumak için siyasi ve askeri düzeyde, üçüncü olarak kültürel ve ideolojik düzeyde kapitalizmin hegemonyasını toplumların zihniyet ve davranışlarında pekiştirmek.
Ekonomik Düzeyde: Kapitalizm, sermaye birikimi ve sürekli kâr üzerine kuruludur. Kapitalizm, kârını artırmak için zorunlu olarak yeni pazarlar bulmak, yeni kaynaklar keşfetmek ve daha ucuz işgücü elde etmek zorundadır. Kapitalizmin bu içsel mantığı, onu gelişmeciliğe yönlendirir. 19. yüzyıldan bu yana, dünya genelinde birçok savaş ve sömürgecilik, doğal kaynaklara, tüketici pazarlarına ve ticaret yollarına erişim amacıyla gerçekleşmiştir. Bunun en belirgin örneği, Avrupa güçlerinin Afrika ve Asya’yı sömürgeleştirmesi olup, kendi sanayileri için hammadde sağlamak ve ürettikleri mallar için yeni pazarlar bulmak amacı taşımaktaydı. Günümüzde de çok uluslu şirketler, gelişmekte olan ülkelerdeki etkileriyle aynı gelişmeci mantığı sürdürmektedir; ancak bu sefer doğrudan askeri işgal yerine uluslararası krediler, dengesiz ticari anlaşmalar ve bağımlı yatırımlar gibi ekonomik ve finansal araçlar kullanılmaktadır. 21. yüzyılda, Donald Trump’un 2025 Ocak ayında yeniden ABD Başkanı olarak göreve gelmesiyle Washington, özellikle kuzey ve batı yarımkürelerinde açık bir şekilde gelişmeci ve emperyalist politikaları gündeme almış ve bu bağlamda Kanada ve Grönland’ın ABD’ye katılması ile Panama ve Venezuela üzerinde hakimiyet kurulması gerekliliğinden bahsetmiştir.
Siyasi ve Askeri Düzeyde: Kapitalizm, sermayenin güvenliği ve mal ile sermaye akışının serbestliği için gerekli yapıları talep eder. Bu durum, hegemonik politikaların oluşmasına yol açar. Büyük kapitalist devletler, özellikle ABD, ekonomik çıkarlarını korumak için askeri güçlerini defalarca kullanmıştır. Batı Asya, Latin Amerika ve Asya’daki askeri müdahaleler çoğunlukla özgürlüğü savunma veya terörle mücadele gibi sloganlarla meşrulaştırılmıştır; ancak gerçekte temel amaç enerji kaynaklarına erişimi garanti altına almak ve büyük şirketlerin çıkarlarını tehditlerden korumaktır. Buradaki siyasi ve askeri hegemonya, ekonomik gelişmeciliğin devamı için bir araç olarak işlev görür ve kapitalizmin siyasi ve askeri güç desteği olmadan sürdürülebilir olmadığını gösterir.
Kültürel ve İdeolojik Düzeyde: Kapitalizm, egemenliğini pekiştirmek için bir tür zihinsel hegemonyaya ihtiyaç duyar. Bu hegemonyayı medya, eğitim sistemi, reklamlar ve tüketim kültürü aracılığıyla uygular. Kapitalizm, bireycilik, rekabet, tüketimcilik ve kişisel başarı gibi değerleri teşvik ederek insanların zihniyetini öyle şekillendirir ki, gelişmecilik ve hegemonya doğal ve hatta arzu edilen bir durum gibi görünür. Büyük medya ve reklam şirketleri tarafından teşvik edilen küresel tüketim kültürü, yalnızca yeni pazarlar yaratmakla kalmaz, aynı zamanda kapitalist sisteme kültürel ve psikolojik bir bağımlılık oluşturur. Bu bağımlılık, hegemoniyi ekonomik ve siyasi düzeyden kültürel ve zihinsel düzeye taşır ve buna karşı direnmeyi zorlaştırır.
Kapitalizmin gelişmecilik ve hegemonya ile bağlantısı, küreselleşme kavramında da ortaya çıkar. Küreselleşme görünürde uluslar arasında yakınlaşma ve ekonomik-kültürel etkileşimleri artırma anlamına gelir; ancak uygulamada çoğunlukla büyük şirketler ve güçlü devletlerin, daha zayıf ülkelerin ekonomi ve kültürü üzerinde hakimiyet kurması anlamına gelmiştir. Küreselleşme, kapitalizme ulusal sınırları aşma ve kurallarını dünyaya dayatma imkânı vermiştir. Bu süreç, küresel eşitsizlikleri artırmış ve birçok ülkeyi bağımlı bir konuma sokmuştur. Bu koşullarda, kapitalizmin gelişmeciliği yalnızca pazarların ve sınırlı kaynakların genişlemesi ile sınırlı kalmaz, aynı zamanda küresel düzeyde güç ilişkilerini yeniden tanımlar.
Sonuç olarak, kapitalizm, içsel mantığı gereği, gelişmecilik ve hegemonya yoluna mecburdur. Bu sistemin hayatta kalması sürekli genişlemeye bağlıdır ve bu genişleme başkaları üzerinde hakimiyet kurmadan mümkün değildir. Buradaki hegemonya, kapitalizm için isteğe bağlı bir tercih değil, yapısal bir zorunluluktur. Dolayısıyla kapitalizme yönelik herhangi bir ciddi eleştiri, bu temel bağlantıyı göz önünde bulundurmalıdır. Sadece bu bağlantı anlaşılırsa, hegemoniyi yeniden üretmek yerine adalet, eşitlik ve özgürlüğe yönelen alternatif ve direnç yolları tasarlanabilir.