Silahlı teröristler, İran’daki barışçıl protestoları hangi uluslararası sözleşmeden çıkardı?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i290084-silahlı_teröristler_İran’daki_barışçıl_protestoları_hangi_uluslararası_sözleşmeden_çıkardı
Pars Today – Son birkaç ay içinde İran’a sızan silahlı bir terörist grup, İran halkının barışçıl protestolarını şiddete dönüştürdü ve BM sözleşmesinin koruyucu çerçevesinin dışına çıkardı. ABD ise bu terörist grupları destekleme konusunda ısrar ediyor.
(last modified 2026-01-13T00:24:55+00:00 )
Ocak 13, 2026 03:24 Europe/Istanbul
  • Silahlı teröristler, İran’daki barışçıl protestoları hangi uluslararası sözleşmeden çıkardı?

Pars Today – Son birkaç ay içinde İran’a sızan silahlı bir terörist grup, İran halkının barışçıl protestolarını şiddete dönüştürdü ve BM sözleşmesinin koruyucu çerçevesinin dışına çıkardı. ABD ise bu terörist grupları destekleme konusunda ısrar ediyor.

Pars Today’in haberine göre, “Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi”, BM’nin en temel insan hakları belgelerinden biridir ve barışçıl protesto hakkını güvence altına alır. Bu sözleşme 1966 yılında BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş ve 1976’dan itibaren yürürlüğe girmiştir. Toplamda 53 maddeden oluşur, altı bölümde düzenlenmiş olup üye devletleri bu haklara saygı göstermeye ve kriz durumlarında, çok sınırlı ve yasal çerçevede kalmak kaydıyla ihlallerden kaçınmaya zorlar.

Peki bu kriz durumları ne anlama geliyor? Bu sözleşme, tüm 53 maddesinde vatandaşların medeni ve siyasi haklarını korurken ve her yerde “barışçıl protestolar” terimini kullanırken, bu hakların gerçekleşmesi için bazı şartlar öngörmüştür. Madde 4’ün 1. fıkrasında açıkça belirtilmiştir: “Ulusal varlık tehdit altında olduğunda genel bir acil durum halinde” devletler, bu sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerinden koşullara bağlı olarak sapabilirler!

Trump’ın müdahaleci açıklamaları ve Mossad’ın sabotaj faaliyetleri (Siyonistler tarafından da kabul edildiği üzere) nedeniyle, ekonomik baskılar yüzünden gerçekleşen İran halkının barışçıl protestoları, bazı sızmış kişiler tarafından ele geçirildi. Protesto alanları giderek savaş alanına dönüştü ve teröristler, protestocuların yerini aldı. Böylece BM “Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi”nin önkoşulu olan “barışçıl protesto” artık İran sokaklarında kalmadı. Kamu ve özel mülklerin yakılması ve halkın, sıradan vatandaşların ve güvenlik güçlerinin hayatına saldırmak, teröristlerin programına girdi.

Buna rağmen, İran silahlı kuvvetleri, protestoların barışçıl olmaktan çıkıp şiddetli duruma geçmesini tam olarak görmek için bekledi. Bu bekleyiş, İran’ın çeşitli şehirlerinde birçok mali ve can kaybına yol açsa da, herkes için gereklidir. Böylece, Madde 4’ün 1. fıkasına dayanarak, İran devleti, şiddeti sona erdirmek için zor kullanmak zorunda kaldı; çünkü şiddet, terörist operasyonlara dönüşmüştü.

İran Cumhurbaşkanı Masud Pezeshkian, 21 Dey Pazar gecesi televizyonda yaptığı konuşmada şunları söyledi: “İran halkının düşmanları bugün de huzursuzluğu artırmak ve müdahale etmek istiyor; bu yüzden bir grup insanı yurt içinde ve dışında eğittiler, bazı teröristleri yurtdışından getirdiler, camileri ateşe verdiler, pazarları yaktılar, masum insanları silahla öldürdüler, bazılarını makineli tüfekle taradılar, ateşe verdiler ve hatta kafalarını kestiler.”

Ancak, dünyadaki yaygın uygulamalara göre, böyle durumlarda ülkelerin iç yasaları, bu sözleşmeye veya herhangi bir uluslararası hukuka üstün gelir; böylece ülke güvenliği ve istikrarı yeniden sağlanabilir.

Trump, bugün İran’daki silahlı teröristlerin haklarını savunduğunu iddia ederken, 2020’de kendi halkının barışçıl protestolarını, çok fazla şiddet içermemelerine rağmen “iç terör örgütü” olarak nitelendirmişti. Sosyal medyada ve resmi konuşmalarında defalarca “şiddet içeren protestoların kamu düzeni ve iç güvenlik için tehdit oluşturduğunu” söylemişti. Bu iddialar, diğer yetkililer tarafından da dile getirildi:

O zamanki başsavcı: Basın toplantılarında ve röportajlarda protestolardaki şiddetin ulusal güvenlik ve iç güvenlik için tehdit olduğunu söyledi.

İç Güvenlik Bakanlığı: Resmi açıklamalar ve raporlarda, iç güvenlik tehditleri ve iç şiddet eğilimleri ifadelerini kullandı; özellikle protestocuların federal binalara saldırdığı Portland gibi olaylarda.

Teksas Valisi protestoları kamu güvenliği için tehdit olarak tanımladı ve Ulusal Muhafızların konuşlandırılmasını emretti.

Florida Valisi protestoları kamu düzenine tehdit olarak gördü ve daha sonra isyan karşıtı sert yasaların çıkarılmasını destekledi.

New York, Chicago ve Los Angeles gibi büyük şehirlerin belediye başkanları kamu düzenini, güvenliği ve şehir güvenliğini sağlamak için sokağa çıkma yasakları ilan etti.

O dönemde, hiçbir ülke başkanı, Amerikan halkının barışçıl protestolarını bastırmak için maksimum şiddeti uygulayan Amerikan yetkililerini tehdit etmedi. Ama ilginçtir ki, şiddet uygulayan Trump, kendi halkına karşı sert davranırken, İran’da halkı ve güvenlik güçlerini kana bulayan, devlet ve özel mülkleri yakan silahlı teröristlere karşı daha şefkatli oldu. Bu eylemler, BM “Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi”nde bile tolere edilmez.