Trump’ın İran’daki olaylarda ölenler konusunda istatistik oyunu oynamasının hedefi nedir?
Pars Today – Donald Trump, müdahaleci yaklaşımı çerçevesinde İran hakkında bir istatistik oyunu başlatmış durumda.
Pars Today’in haberine göre, ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın iç işlerine bir kez daha müdahale ederek ve İran’daki olaylarda ölenlerin sayısının net olmadığını kabul ederek, kendi adımlarını olası bir askeri müdahale de dâhil meşrulaştıracak bir rakam arayışına girmiştir. Trump salı günü yaptığı açıklamada şöyle dedi:“Kimse bana kesin bir sayı veremedi. Farklı rakamlar duydum; bazıları çok yüksek, bazıları daha düşük, bazıları ise çok daha yüksek. Ancak önümüzdeki 24 saat içinde muhtemelen bunu öğreneceğiz.”
Trump ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Amerikan vatandaşlarının İran’dan ayrılması yönündeki tavsiyesine değinerek, müttefiklerinden de Tahran’ı terk etmelerini istedi. ABD Başkanı, Amerikan vatandaşlarının ya da müttefik ülke vatandaşlarının İran’dan ayrılıp ayrılmaması gerektiği sorusuna, “Bence İran’dan ayrılmak kötü bir fikir değil” yanıtını verdi. Oysa bundan önce ABD, vatandaşlarından İran topraklarını derhal terk etmelerini istemişti. Trump, daha önce “göstericilere yardım” konusundaki mesajına ilişkin daha fazla açıklama yapmaktan da kaçındı ve muğlak bir ifadeyle, “Bunu kendiniz anlamalısınız” dedi. Bu bağlamda, Cumhuriyetçi Partinin etkili senatörlerinden Lindsey Graham da Trump’a hitaben yayımladığı mesajda, İran hükümetinin Trump’ın “kırmızı çizgisini” aştığını iddia etti.
Trump’ın İran’daki huzursuzluklar hakkında yaptığı çelişkili ve belirsiz açıklamalar, insani ve insan hakları kaygılarından ziyade, ABD yönetiminin can kayıplarını abartarak İran’a karşı müdahaleci hatta askeri adımlar için zemin hazırlama çabasını yansıtmaktadır. Trump, “ölü sayısının belirsizliğinden” söz ederken aynı anda “çok yüksek rakamlar” duyduğunu ileri sürmektedir. Gözlemcilere göre bu yaklaşım, Washington’un sonraki adımlarını meşrulaştırmak amacıyla yürüttüğü siyasi ve medya baskısı senaryosunun bir parçasıdır. Onun doğrulanmamış rakamlar üzerindeki ısrarı ve Amerikan vatandaşlarına İran’dan çıkma çağrısı, Beyaz Saray’ın İran’a karşı kriz ve güvenlik temelli bir atmosfer inşa ettiğini göstermektedir.
Trump, salı günü Truth Social adlı sosyal medya platformunda da açıkça olayların sürmesini desteklemiş ve İran halkını kurumları ele geçirmeye teşvik etmiştir. Bu, bağımsız bir ülkenin iç işlerine doğrudan müdahalenin açık bir örneği olarak değerlendirilmektedir. Trump bu mesajları yayımlarken, daha önce İranlı yetkililerle görüşebileceğini söylemiş, ancak aynı zamanda “yaşananlar nedeniyle görüşmeden önce harekete geçebileceğimiz” tehdidinde de bulunmuştur.
Wall Street Journal gazetesi bu konuda ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde, Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini, ancak şu aşamada İran’a saldırma eğiliminde olduğunu, buna rağmen tepkisinin yönünü değiştirebileceğini yazdı. Bazı yetkililer gazeteye, Trump’ın önce saldırıp ardından İran’la müzakere yoluna gidebileceğini ifade etti.
ABD’nin tartışmalı başkanı, İran’a karşı “azami baskı” politikası doğrultusunda, İran’la ekonomik, ticari ve enerji alanlarında iş yapan ülkelere yönelik yeni tehditlerde de bulundu. Trump, 13 Ocak’ta yayımladığı bir kararnameyle şunları ilan etti:“Bu andan itibaren İran’la ticaret yapan her ülke, Amerika Birleşik Devletleri ile yaptığı her türlü ticaret için yüzde 25 gümrük vergisi ödeyecektir.”
Görünen o ki ABD Başkanı’nın İran’daki olaylarda ölenlerin sayısını öne çıkararak oluşturduğu algı, birkaç somut hedefi takip etmektedir. Bu yaklaşımın temel işlevlerinden biri, İran üzerindeki uluslararası baskıyı artırmaktır. Trump, kamuoyuna yönelik mesajlarında “İranlılardan protestolara devam etmelerini istediğinde” ve Tahran’ın “ağır bir bedel ödeyeceği” uyarısında bulunduğunda, bu söylemler İran İslam Cumhuriyeti’nin meşruiyetini zedeleme çabası çerçevesinde değerlendirilmektedir. Ayrıca can kaybı rakamlarının abartılması, küresel kamuoyunun İran’daki duruma daha duyarlı hale gelmesine ve siyasi hatta askeri tehditler için zemin hazırlanmasına yol açabilir. Nitekim ABC News dâhil bazı Batılı medya kuruluşları da ABD yönetiminin askeri seçenekleri değerlendirdiğine dikkat çekmiştir.
Öte yandan, İran’daki olaylarda yüksek can kaybı iddiaları ABD iç siyasetinde de rol oynayabilir. Dış politikanın siyasi rekabetin temel eksenlerinden biri olduğu bir ortamda, İran karşısında sert ve kararlı bir görüntü çizmek Trump açısından seçimsel önem taşıyabilir. Bu bağlamda Politico sitesi, Trump’ın tehditleriyle eş zamanlı olarak İran’ın “müzakere talebinde bulunduğunu” iddia ettiğini yazdı; bu iddia, ABD içinde baskı politikalarının başarısı olarak sunulabilir.
Genel olarak, ABD Başkanı’nın ani ve tutarsız davranışları, Trump yönetiminin dış politikasındaki istikrarsızlığı ve 12 günlük savaşın ardından İran’a karşı baskı kurma ve tek taraflı kararlar dayatma çabasını göstermektedir. Analistlere göre bu çelişkili tutum, yalnızca ABD’nin uluslararası alandaki itibarını zedelemekle kalmamakta, aynı zamanda Washington’un dış politikasının sahadaki gerçekler ve insani kaygılardan ziyade medya algısı ve siyasi baskı üzerine inşa edildiğini ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, ABD’nin asıl hedefinin son olaylar sırasında İran halkını desteklemek değil, bu durumu siyasi ve askeri çıkarlar doğrultusunda kullanarak İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı tek taraflı politikalar uygulamak olduğunu göstermektedir.