Neden ABD her girdiği yere istikrar yerine kaos getirdi?
Pars Today – ABD’nin dış politikasını anlamak, son yıllardaki askeri müdahaleci rolüne dikkat etmeden mümkün değildir.
Pars Today’in aktardığına göre; Vietnam’dan Afganistan’a, Libya’dan Yemen’e kadar modern tarih, ABD’nin farklı ülkelerdeki askeri varlığıyla doludur. Washington, her zaman resmi olarak “ulusal güvenlik”, “terörle mücadele” ve “demokrasiyi yayma” gerekçeleriyle askeri müdahalelerini savunsa da, tarihsel incelemeler gösteriyor ki bu müdahaleler çoğunlukla enerji kaynakları üzerinde kontrol kurmak, jeopolitik yolları yönetmek ve rakipleri dizginlemek amacıyla yapılmıştır. Sonuç ise birçok durumda istikrar değil, derinleşmiş krizler ve kalıcı istikrarsızlık olmuştur.
Venezuela
Venezuela’da ABD’nin Nicolas Maduro hükümetine uyguladığı baskılar, uyuşturucu kaçakçılığı ve yolsuzlukla mücadele gibi gerekçelerle meşrulaştırıldı. Ancak gerçekte, bu ülkenin devasa petrol rezervleri Washington için asıl müdahale motivasyonuydu. Maduro ve eşinin tutuklanmasına yol açan gizli operasyonlar, ABD’nin Venezuela petrol sektöründe doğrudan nüfuzunu artırmak için zemin hazırladı ve enerji rekabetinin Latin Amerika’da ABD dış politikasının sabit bir ekseni olduğunu ortaya koydu.
Irak
2003’te ABD’nin Irak’a saldırısı, resmi hedefler ile gerçek amaçlar arasındaki farkın açık bir örneğidir. Irak’ta kitle imha silahlarının varlığı iddiası hiçbir zaman kanıtlanmadı, ancak savaşın sonuçları oldukça somut oldu. Bu askeri operasyon 270 milyar dolardan fazla maliyete yol açtı ve Irak petrol ihracatını yaklaşık %50 oranında düşürdü. Savaş ve sonuçları sürecinde 250 binden fazla kişi hayatını kaybetti ve Irak’ın kritik altyapıları ciddi şekilde zarar gördü. Sonuçta, “kalıcı demokrasi” yerine güç boşluğu ve siyasi kaos, IŞİD’in ortaya çıkması için uygun ortam sağladı.
Afganistan
11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD, terörle mücadele gerekçesiyle Afganistan’a müdahale etti. Bu savaşta 230 binden fazla kişi öldü ve askeri operasyonlar ile yeniden inşa için 211 milyar dolar harcandı. Bu yıpratıcı süreç, 30 Ağustos 2021’de ABD’nin tamamen çekilmesiyle son buldu; ancak Kabil hükümetinin hızlı çöküşü, bu çekilmeyi ABD’nin dış müdahaleler tarihindeki en kaotik sahnelerden biri haline getirdi. Çekilmenin ardından Taliban birkaç gün içinde Kabil’de yeniden iktidarı ele aldı ve iki on yıllık ABD askeri varlığının tüm kazanımları fiilen çöktü.
Vietnam
1954-1975 yılları arasında süren Vietnam Savaşı, ABD müdahaleciliğinin en önemli başarısızlık noktalarından biridir. Güney Vietnam’da 500 binden fazla askeri güç bulunsa da Vietkong ve destekçilerini durduramadı. Bu savaş, yalnızca ABD’ye ağır insani ve ekonomik maliyetler yüklemekle kalmadı, aynı zamanda Washington’un süper güç imajında ciddi bir çatlak oluşturdu ve hem iç hem de dış kamuoyunda Beyaz Saray politikalarına güveni azalttı.
Libya, Suriye ve Yemen
2011’de NATO ve ABD’nin Libya müdahalesi, insan haklarını savunma sloganıyla başladı; ancak sonucu hükümet yapılarının çöküşü ve petrol ihracatının %70 oranında azalması oldu. Ülke, istikrar yerine dış aktörler arasındaki rekabet ve terörün yayılması sahasına dönüştü.
Suriye’de ABD’nin bazı terörist gruplara açık ve gizli desteği 2013’ten itibaren bu ülkeyi bölgesel ve küresel güçler arasında jeopolitik bir rekabet sahasına çevirdi. Müdahalenin sonuçları arasında geniş çaplı altyapı yıkımı, beş milyondan fazla kişinin yerinden edilmesi ve IŞİD’in ortaya çıkışı yer aldı.
Yemen’de ise ABD’nin 2015’ten itibaren Arap Koalisyonu’na verdiği destek, bu ülkeyi dünyanın en ciddi insani krizlerinden birine sürükledi. Savaş sürecinde hizmet altyapılarının yaklaşık %90’ı yıkıldı ve işsizlik ile yoksulluk oranları ciddi şekilde arttı.
Sonuç
Bu örnekler, ABD’nin askeri müdahalelerinin küresel güvenliği artırmaktan ziyade, istikrarsızlığı yeniden üretmeye, altyapıyı tahrip etmeye ve şiddeti yaymaya yol açtığını gösteriyor. Washington’un gerçek hedefleri genellikle enerji kaynakları üzerinde kontrol, stratejik yolların hakimiyeti ve jeopolitik rakipleri dizginlemek olarak tanımlanmışken, bu müdahalelerin ekonomik, sosyal ve siyasi sonuçları hedef ülkeler için çok ağır olmuştur.
Vietnam, Irak, Afganistan ve diğer çatışma alanlarındaki deneyimler, ABD’nin müdahaleci politikalarının yalnızca açıklanan hedeflerine ulaşmakla kalmayıp, aynı zamanda daha derin krizlerin ve bölgesel istikrarsızlığın oluşmasına yol açtığını gösteriyor. Bu politikaların yeniden incelenmesi, bugün dünya ve hatta ABD için her zamankinden daha gerekli hale gelmiştir.