Washington’dan Londra’ya; Batı bu ölçekteki ahlaki yozlaşmayla ne yapacak?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i291178-washington’dan_londra’ya_batı_bu_ölçekteki_ahlaki_yozlaşmayla_ne_yapacak
Pars Today – Jeffrey Epstein’in ahlaki skandalının Britanya’da boyutlarının genişlemesi ve siyasi ile kraliyet elitlerinin adlarının kamuoyunun merkezine taşınması, ahlak, şeffaflık ve insan hakları savunucusu olduğunu iddia eden Batı’nın hangi yöne gittiği sorusunu bir kez daha gündeme getirdi.
(last modified 2026-02-04T17:11:23+00:00 )
Şubat 04, 2026 17:27 Europe/Istanbul
  • Washington’dan Londra’ya; Batı bu ölçekteki ahlaki yozlaşmayla ne yapacak?

Pars Today – Jeffrey Epstein’in ahlaki skandalının Britanya’da boyutlarının genişlemesi ve siyasi ile kraliyet elitlerinin adlarının kamuoyunun merkezine taşınması, ahlak, şeffaflık ve insan hakları savunucusu olduğunu iddia eden Batı’nın hangi yöne gittiği sorusunu bir kez daha gündeme getirdi.

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan milyonlarca sayfalık belgeler arasında, York Dükü olarak bilinen Prens Andrew ile eski eşi Sarah Ferguson’un isimleri yeniden öne çıktı ve bu iki eski kraliyet mensubunun “cinsel suçlu” ile ilişkilerine dair daha fazla ayrıntı ortaya saçıldı.

Pars Today’in AFP’ye dayandırdığı haberine göre, kötü şöhretli cinsel suçlu Jeffrey Epstein dosyasına ilişkin yeni belgelerin yayımlanması, inzivaya çekilmiş prens ile eski eşini zor bir duruma soktu. Belgeler, York Dükü ile eski eşinin, Epstein’in mahkûmiyetinden sonra bile onunla son derece yakın bir ilişki sürdürdüğünü gösteriyor. Belgelerde ayrıca, Britanyalı “Virgin Group”un kurucusu Richard Branson’un adına yüzlerce kez atıfta bulunuluyor.2013 yılına ait bir e-posta yazışmasında Branson’ın, Jeffrey Epstein’e onunla görüşmenin “gerçekten hoş” olduğunu söylediği ve eklediği görülüyor: “Bu civarlara ne zaman gelirsen seni görmekten memnun olurum. Yeter ki haremini de yanında getir!”Epstein’in ahlaki yolsuzluk ağını istisnai bir suç şebekesi olarak görmek mümkün değildir.

Bugün Londra’da, Washington’da ve diğer Batı başkentlerinde yaşananlar, Batı’nın onlarca yıl boyunca kendisi için inşa ettiği ahlaki düzen ve iddianın daha derin bir krizine işaret ediyor. Tarihsel açıdan bakıldığında Batı uygarlığı her zaman yolsuzluk, ayrımcılık ve güç suistimaliyle boğuşmuştur; ancak bugünkü fark, bu skandalların kendisini dünyanın ahlaki ölçütü olarak sunan kurumların tam kalbinde yaşanmasıdır.

Modern Batı tarihinde, Avrupa kraliyet saraylarındaki skandallardan kilise, siyaset ve Hollywood’daki ahlaki ve cinsel yolsuzluk dosyalarına kadar pek çok örnek vardır. Dolayısıyla temel soru “Batı’nın ahlaki yolsuzluk geçmişi var mı yok mu?” değil; bu denli kapsamlı ifşaların neden tam da bu dönemde eşzamanlı ve yapıları sarsacak biçimde ortaya çıktığıdır.

Birçok Batılı analist, Epstein dosyasını “elitlerin dokunulmazlığının” çöküşünün sembolü olarak görüyor. Yıllar boyunca servet, medya nüfuzu ve siyasi güç sayesinde korunan bir dokunulmazlık… Avrupa’da kamu etiği alanındaki düşünce kuruluşları ve uzmanlar, Epstein skandalının, elitlerin ilan edilen değerleri ile gerçek davranışları arasındaki kadim çelişkiyi ve mesafeyi açığa çıkardığı kanaatinde.

Batı, resmî söyleminde özgürlük, insan onuru ve mağdurların korunmasını vurgularken; uygulamada, nüfuzlu kişilerin söz konusu olduğu durumlarda hesap verebilirlik süreci yavaş, muğlak ve ihtiyatlı ilerliyor. Eleştirmenlere göre Londra Metropolitan Polisi’nin temkinli yaklaşımı ve resmî kurumların gecikmeleri bu ikili standardın somut bir örneği.Bu skandal aynı zamanda Batı’nın uluslararası sistemdeki ahlaki otoritesinin gerilemesine işaret ediyor. Yıllar boyunca Batılı hükümetler, “ahlaki üstünlük” iddiasına dayanarak diğer ülkeleri insan hakları ihlalleri veya yolsuzlukla suçladılar. Oysa bugün dünya kamuoyu, bir suçlunun yargı yoluyla mahkûm edilmesinden sonra bile cinsel istismar ağlarının güç ilişkilerinin gölgesinde sürdüğünü ve mağdurların yıllarca görmezden gelindiğini görüyor. Bu açıdan Epstein dosyası, bir iç kriz olmaktan ziyade Batı’nın küresel itibarına yönelik bir meydan okumaya dönüşmüştür.

Ahlak felsefecileri bu durumu Batı toplumlarında yaşanan bir “anlam krizi” çerçevesinde yorumluyor. Onlara göre aşırı bireycilik, insanî ilişkilerin ticarileşmesi ve servet ile şöhretin kutsanması, daha önce tabu sayılan davranışların normalleşmesine zemin hazırlamıştır. Başarı ve toplumsal nüfuz ahlaki yargıya karşı bir kalkan hâline geldiğinde, yolsuzluk bir istisna değil, güç mekanizmasının bir parçası olur.Geniş ilişki ağıyla Epstein dosyası, bu mantığın çıplak bir tablosunu sunuyor. Britanya’da ise dosyanın hassasiyeti iki katına çıkıyor; zira kraliyet kurumu ve tecrübeli siyasi figürler işin içinde. Bunlar, her zaman istikrar ve ahlakın sembolü olarak tanıtılan kurumlardı.Şimdi şu soru gündeme geliyor: Bu skandallar, Batı’yı benzersiz bir ahlak ve hukuka bağlılık modeli olarak sunan “bir anlatının sonu”nun işareti değil mi? Eleştirel medya, derin reformlar olmaksızın bu ifşaların sürmesinin halk ile elitler arasındaki uçurumu daha da büyütebileceğini söylüyor. Son tahlilde Epstein skandalı, Batı’nın yeni bir olguyla değil, kendi tarihinin gizli katmanlarının açığa çıkmasıyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Yıllarca güç ve ahlaki anlatı üretimi örtüsü altında gizlenen katmanlar…“Batı nereye gidiyor?” sorusu, siyasi olmaktan çok ahlaki bir sorudur. Yanıt, Batılı kurumların geçmişleri ve bugünleriyle dürüstçe yüzleşmeye hazır olup olmadıklarına bağlıdır; yoksa skandalları istisnalar olarak yönetmeye devam mı edecekler? İkinci yol seçilirse, ahlak iddiasında bulunanların gerilemesi bir ihtimal değil, geri döndürülemez bir süreç olacaktır.