Sotik Katliamı; Doğu Afrika’da Daha Az Bilinen Bir Suç
Pars Today – Tarih boyunca Avrupalıların Afrika’daki sömürgeciliği, toprakların gasp edilmesi, ekonomik sömürü ve yerli toplumların askerî baskı altına alınmasıyla birlikte yürütülmüştür.
Sömürgeci güçler, şiddete başvurarak ve korku yaratarak topraklar ve halklar üzerinde tam kontrol sağlamış, “güvenlik” ile “suç” arasındaki sınır sistematik biçimde belirsiz hâle getirilmiştir. 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başlarında dünyanın en büyük imparatorluklarından biri olan Britanya, Doğu Afrika’daki hâkimiyetini pekiştirmek için askerî ve ekonomik politikalar kullanmış, birçok yerli kabile ve toplumu zor ve tehdit yoluyla itaate zorlamıştır. **Sotik Katliamı**, bu şiddetin sarsıcı örneklerinden yalnızca biridir; bu operasyon yalnızca Doğu Afrika’daki binlerce yerlinin hayatına mal olmakla kalmamış, aynı zamanda Kipsigis toplumunun sosyal ve ekonomik yapısı üzerinde kuşaklar boyunca süren etkiler bırakmıştır.
1905 yılında, Britanya İmparatorluğu’nun Doğu Afrika’daki genişlemesi sırasında, bugün Kenya’nın Kericho ve Bomet ilçelerinin bir bölümünü oluşturan bölgede, sömürge döneminin en şiddetli ve en az bilinen askerî operasyonlarından biri gerçekleşti. Tarihe **“Sotik Katliamı”** olarak geçen bu olay, sömürgeci egemenliği pekiştirmek için askerî gücün acımasızca kullanılmasının çarpıcı bir örneğiydi. Bu saldırıda, Kipsigis halkına mensup 900 ila 1850 arasında erkek, kadın ve çocuk Britanya güçleri tarafından öldürüldü.
20. yüzyılın başlarında, bugün Kenya’nın güney ve batı kesimlerini oluşturan bölgeler, Doğu Afrika’nın birkaç önemli halkına ev sahipliği yapıyordu. Daha çok Victoria Gölü çevresi ile Kenya’nın güneyi ve Tanzanya’nın kuzeyinde yaşayan Maasai halkı, yarı göçebe yaşam tarzı ve hayvancılıkla tanınıyor, bölgede önemli bir askerî ve toplumsal güce sahipti. Aynı dönemde, Nandi kabilesinin bir kolu olan Kipsigisler, Kenya’nın batı ve güneybatısında, Kericho ve Bomet gibi bölgelerde yaşıyor; çevredeki toprak ve doğal kaynakları ele geçirerek askerî güçlerini ve ekonomik nüfuzlarını genişletiyorlardı. Bu sırada Britanya İmparatorluğu da Kenya sömürgesini kontrol altında tutuyor, ekonomik ve sömürgeci yolların güvenliğini sağlamak ve gücünü pekiştirmek istiyordu. Britanya’nın Maasailerle ilişkileri görece olumlu ve taktikseldi; İngilizler, diğer kabilelere karşı askerî destek için Maasailerden yararlanıyor, onları yerel müttefikleri olarak kullanarak bölgedeki istikrarı sağlıyordu. Bu etkileşimler, Maasailere yönelik her türlü tehdidin Britanya için geniş çaplı askerî müdahale bahanesine dönüşmesine yol açtı. Zira bölgede kabileler arasında toprak, hayvan ve hâkimiyet üzerine süregelen anlaşmazlıklar, Britanya’nın şiddet uygulaması için uygun bir zemin oluşturuyordu.
1905 baharında, Kipsigisler ile Maasailer arasındaki gerilim zirveye ulaştı. Britanya yönetiminin “dost kabile” olarak tanımladığı Maasailer, Kipsigislerin bir çatışmada Maasailere ait esirleri ve hayvanları ele geçirmesi nedeniyle baskı altındaydı. Bu durum Britanya için bir bahane oluşturdu; İngilizler, esirlerin ve malların geri verilmesi gerektiği konusunda uyarıda bulundu. Kipsigislerin bu talebe uymaması üzerine Britanya, onlara karşı geniş çaplı bir cezalandırma operasyonu başlatmak için gerekçe bulmuş oldu.
Haziran 1905’te, Binbaşı **Richard Pope-Hennessy** komutasındaki Britanya güçleri, “Sotik” olarak bilinen bölgeye girdi. Bu kuvvetler, Britanya koruma birlikleri ve yerel müttefiklerden oluşuyor, Maxim makineli tüfekleri gibi modern silahlarla donatılmış bulunuyordu. Resmî olarak açıklanan amaç, çatışmalarda ele geçirilen 20 bin baş sığır ile Maasailere ait kadın ve çocukların geri alınmasıydı. Ancak gerçekte bu operasyon, Britanya güçlerinin Kipsigis köylerine ve yerleşimlerine acımasızca saldırdığı, geniş çaplı bir askerî harekâta ve büyük bir katliama dönüştü.
Bu yıkıcı saldırının sonucu felaketti: Bölgede yaşayan Kipsigis halkına mensup 900 ila 1850 arasında erkek, kadın ve çocuk öldürüldü. Olayda, yaş ya da cinsiyet ayrımı yapılmaksızın çok sayıda sivil hedef alındı. Belgeler, bunun karşılıklı bir çatışma değil, tek taraflı ve planlı bir katliam olduğunu göstermektedir. Britanya güçleri neredeyse tüm köyleri kuşattı, insanları sistematik biçimde öldürdü, mülk ve hayvanlara el koydu.
Operasyonun ardından Britanya güçleri hedeflerine ulaştıklarını ilan etse de, bu olayın sonuçları esirlerin geri alınmasının çok ötesine geçti. Sutik bölgesinin verimli topraklarında bulunan Kipsigislerin ana arazileri Britanya yönetimi tarafından el konularak **“Beyaz Yaylalar”** (White Highlands) hâline getirildi. Bu bölgeler, büyük ölçekli tarım ve Avrupalı yerleşimciler için ayrılmış alanlardı. Sömürgeciler, bu etnik temizliği “beyaz ve su kaynakları zengin dağlık bölgelerin Avrupalı bir çocuğun yetişmesi için uygun olduğu” iddiasıyla meşrulaştırdı. Böylece hayatta kalan Kipsigisler, insan yaşamı için elverişsiz olduğu bilinen bölgelere sürüldü.
Topraklara el konulması ve katliam sonrası uygulanan politikalar, Kipsigislerin yeni yerleşim bölgelerinde ciddi ekonomik ve toplumsal sorunlarla karşı karşıya kalmasına neden oldu. Durum o kadar vahimdi ki son yıllarda Kericho Valisi Paul Chepkwony gibi yerel liderler ve insan hakları savunucuları, bu suçun uluslararası mahkemelerde gündeme getirilmesi için çaba gösterdi; hatta bu olayın Britanya’daki ders kitaplarında öğretilmesini talep ettiler.
Tarihsel açıdan Sotik Katliamı, Britanya’nın Afrika’daki şiddet temelli ve asimetrik sömürgeci politikalarının açık bir örneğidir. Bu operasyon, yalnızca üstün askerî güç kullanılarak gerçekleştirilmekle kalmamış, aynı zamanda yerli toprakların işgali ve gaspının meşrulaştırılması için bir zemin olarak da kullanılmıştır. Günümüz analistleri, bu olayın “cezalandırma” kavramının bir toplumun siyasal, ekonomik ve kültürel olarak tasfiyesi için nasıl gerekçe hâline getirildiğini gösterdiğini ve etkilerinin hâlâ kuşaklar boyunca sürdüğünü vurgulamaktadır.
Sotik olayı, yalnızca Kenya tarihi ve Britanya sömürgeciliğinin en karanlık sayfalarından biri değil, aynı zamanda sömürgeci güçlerin mutlak şiddet ve ayrımcı politikalar yoluyla toprakları ve toplumları nasıl tamamen yok edebildiğinin de bir örneğidir. Bu felaketin anısı bugün, sömürgeciliğin şiddet yoluyla yerli halkların yaşam ve mülkiyet haklarını nasıl çiğnediğini ve sonuçlarının hâlâ Kipsigis toplumunda gözlemlenebildiğini hatırlatan tarihsel bir uyarı olarak yaşamaktadır.