Dünya gerçekten ABD liderliğini memnuniyetle karşılıyor mu?
Pars Today – ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi, dünya ülkelerinin ABD’nin küresel liderlik rolüne geri dönüşünü memnuniyetle karşıladığını iddia etti.
Habere göre Michael Waltz, ABD’nin BM’deki temsilcisi, dünyanın birçok ülkesinin ABD’nin küresel liderlik rolüne dönüşünü olumlu karşıladığını öne sürdü. Waltz, Münih Güvenlik Konferansı’nda, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun ABD tarafından kaçırılıp ülkeye getirilmesini savunarak, bu liderlik geri dönüşünün bazı ülkeler tarafından perde arkasında takdir edildiğini belirtti. Waltz, bu yaklaşımı “ABD liderliğinin” bir göstergesi olarak nitelendirdiğini ve yabancı yetkililerin özel görüşmelerde bu yaklaşımı sıkça övdüğünü söyledi. Oysa ABD’nin Venezuela’ya yönelik müdahalesi ve Maduro’nun kaçırılması, uluslararası alanda yoğun eleştirilere yol açtı. Waltz ayrıca BM bütçesiyle ilgili olarak, ABD’nin bu kurumun temel prensiplerine dönerek barışın korunmasına odaklanmak ve görevlerini etkin şekilde yerine getirmek istediğini ileri sürdü. Ancak, ABD liderliğine dünya genelinde geniş bir destek olduğu iddiası, sahadaki kanıtlar ve uluslararası sistemin yapısal eğilimleriyle çelişiyor. Devletlerin, uluslararası kurumların ve farklı bölgelerdeki kamuoyunun davranışları incelendiğinde, ABD’nin hâlâ küresel sahnede merkezi aktör olarak görünmeye çalıştığı görülse de “liderliği kabul etmek” ile “müdahaleci ve zorlayıcı uygulamalara maruz kalmak” arasındaki fark belirgin.Son on yıldaki jeopolitik gelişmeler, uluslararası sistemin çok kutuplu bir yapıya doğru evrildiğini gösteriyor. Büyük ve orta ölçekli güçler stratejik bağımsızlıklarını artırmaya çalışıyor. Avrupa Birliği bile, özellikle Ukrayna savaşı, enerji krizleri ve ABD’nin güvenlik yükünü paylaşma baskıları sonrası, “stratejik özerklik” kavramına giderek daha fazla vurgu yapıyor. Bu, Washington’dan tamamen uzaklaşmak anlamına gelmese de, en yakın ABD müttefiklerinin bile tek taraflı ABD liderliği altında tanımlanmayı istemediğini ortaya koyuyor.Birçok yükselen ekonomi, özellikle BRICS üyesi ülkeler, dış politikalarını güç dengesi temelli yürütüyor. Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkeler, son yıllarda hem Batı hem Doğu ile ekonomik ve güvenlik ilişkilerini genişletti. Bu yaklaşım, tek taraflı ABD liderliğini kabul etmek yerine çok taraflı ve esnek bir uluslararası düzen arayışını gösteriyor. Güney–Güney iş birliklerinin genişlemesi ve BRICS gibi uluslararası grupların güçlenmesi de aynı eğilimi yansıtıyor.Büyük güçler arasındaki rekabet, ABD liderliği konusunda küresel bir mutabakatı engellemeye devam ediyor. Çin, çok uluslu ekonomik ve altyapı girişimleriyle etkisini artırmaya çalışırken, askeri kapasitesini de hızla geliştiriyor. Rusya ise askeri ve enerji araçlarıyla özellikle Avrupa’da güvenlik denklemindeki pozisyonunu güçlendirmeyi hedefliyor. Bu aktörlerin varlığı, birçok ülkenin alternatif iş birliği seçeneklerine sahip olmasını sağlıyor ve Washington’a bağımlılığı zorunlu kılmıyor. ABD ile geleneksel müttefikleri, özellikle Avrupa ile politik farklılıklar ve Kanada ile ticari anlaşmazlıklar, Trump döneminde ABD’nin yönelimleri ve Grönland iddiaları, “dünyanın ABD liderliğini memnuniyetle karşıladığı” algısını çürütüyor. Batı bloğu içinde bile Washington’ın liderliği otomatik olarak kabul edilmiyor.Kamuoyu algısı özellikle Trump döneminde ABD liderliği konusunda oldukça olumsuz. Uluslararası anketler, askeri müdahaleler, yaptırım politikaları ve çifte standart uygulamaları nedeniyle güven eksikliğinin arttığını gösteriyor. Trump’ın güç kullanımıyla “barış yoluyla güç” yaklaşımını uygulama çabaları da bu olumsuz algıyı pekiştirdi.Sonuç olarak, 21. yüzyılda küresel liderlik kavramı değişim geçirdi. Birçok devlet “katılımcı, ortak kurallara dayalı ve sorumlulukların paylaşıldığı ağ temelli liderlik” istiyor. Trump dönemi ABD’si ise bu eğilime tamamen karşı hareket ediyor. Dolayısıyla ABD’nin küresel liderliğinin dünya tarafından geniş çapta memnuniyetle karşılandığı iddiası, uluslararası sistemin gerçekleri ve ülkelerin müdahaleci ABD eylemlerine tepkileriyle uyuşmuyor. Çin, Rusya, bazı AB üyeleri ve Latin Amerika ülkeleri gibi birçok devlet, ABD’nin Venezuela müdahalesini açıkça kınamış ve bunu uluslararası hukuk ve Venezuela’nın egemenliğine yönelik ihlal olarak değerlendirmiştir.