Amerikan Düzeni Çöküşün Eşiğinde mi?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i291726-amerikan_düzeni_Çöküşün_eşiğinde_mi
Pars Today – Gavin Newsom’un, ABD’nin küresel istikrarsızlıktaki rolüne ilişkin sert ve alışılmadık açıklamaları yalnızca partizan bir çıkış değildir. Newsom, açık bir dille Donald Trump dönemindeki yönetim tarzını, Amerika’nın uluslararası itibarındaki gerilemenin ve küresel sistemde artan düzensizliğin bir göstergesi olarak nitelendirdi.
(last modified 2026-02-16T06:15:32+00:00 )
Şubat 16, 2026 08:15 Europe/Istanbul
  • Amerikan Düzeni Çöküşün Eşiğinde mi?

Pars Today – Gavin Newsom’un, ABD’nin küresel istikrarsızlıktaki rolüne ilişkin sert ve alışılmadık açıklamaları yalnızca partizan bir çıkış değildir. Newsom, açık bir dille Donald Trump dönemindeki yönetim tarzını, Amerika’nın uluslararası itibarındaki gerilemenin ve küresel sistemde artan düzensizliğin bir göstergesi olarak nitelendirdi.

Kaliforniya Valisi şöyle dedi: “Hayatım boyunca bu cümleyi kuracağımı hiç düşünmezdim.” Newsom’a göre Trump, tarihsel ölçekte halk nezdinde büyük tepki toplamış bir figürdür. Trump’ın yönetim anlayışı her şeyden önce gücün kişiselleştirilmesiyle tanımlandı.

Diplomasi aygıtından ulusal güvenlikteki danışma mekanizmalarına kadar geleneksel karar alma kurumları geri plana itildi. Büyük kararlar, kurumsal mutabakat temelinde değil, bireysel iradeye dayalı olarak alındı.

Siyaset bilimi literatüründe bu tür bir kayma, “kurum temelli demokrasi”den “kişiselci liderlik”e geçişin klasik bir göstergesi sayılır. Bu yol genellikle iç istikrarsızlık ve kamusal güvenin azalmasıyla birlikte ilerler. Bu modelin dış politikadaki sonuçları ise daha görünürdür. ABD, çok taraflı düzenin mimarı olarak oynadığı tarihsel rolden uzaklaştı. İttifaklar zayıfladı.

Uluslararası anlaşmaların itibarı sarsıldı. Kısa vadeli pazarlık mantığı, uzun vadeli stratejinin yerini aldı. Birçok Amerikalı düşünür ve siyasetçinin de kabul ettiği üzere, Trump’ın yönetim tarzı müttefiklerin tereddüdünü artırdı, rakiplerin ise cesaretini güçlendirdi. Başka bir ifadeyle, Amerikan hegemonyası askeri bir yenilgiyle değil, içeriden güven aşınmasıyla zayıfladı.

Belki de en önemli sonuç ABD içinde yaşandı. Daha önce temel demokratik ilkeler üzerinde görece bir uzlaşıya sahip olan toplum, keskin biçimde kutuplaştı. Irksal, sınıfsal ve kültürel fay hatları derinleşti. Seçimlere, medyaya ve hatta yargı sistemine duyulan güven azaldı. Kutuplaşma sıradan bir siyasi rekabet olmaktan çıkıp kimlik krizine dönüştü ve “tek millet” kavramını sorgulatır hale geldi.

Amerikalı sosyologlara göre bu koşullarda demokrasi ne tamamen çöker ne de istikrarlı biçimde varlığını sürdürür; bunun yerine yıpratıcı bir ara durumda sıkışıp kalır. Bu dönemin siyasal ekonomisi de Amerikan düzenindeki gerilemeyi hızlandırdı. Gümrük tarifeleri ve ticaret savaşları, küresel ticaret kurallarını istikrarsızlaştırdı.

Dolar hâlâ baskın konumunu korusa da ABD’nin ekonomik liderliğinin meşruiyeti zarar gördü. Hâkim güç kendi koyduğu kuralları ihlal ettiğinde, diğer aktörlerin de bu kurallara bağlı kalma motivasyonu azalır. İşte bu nokta, uluslararası düzenin “kural”dan “çıplak güç”e yöneldiği eşiktir.

Amerikan düzeninin gerilemesi mutlaka hemen yeni bir düzenin ortaya çıkacağı anlamına gelmez. Günümüz dünyası daha çok çok kutuplu bir düzensizliğe doğru ilerlemektedir; hiçbir gücün tam liderlik kapasitesine ya da meşruiyetine sahip olmadığı bir tabloya. Böyle bir boşluk genellikle artan bölgesel çatışmalar, sertleşen ekonomik rekabet ve jeopolitik istikrarsızlıkla birlikte görülür. Bu açıdan Newsom’un eleştirisi yalnızca geçmişe değil, riskli bir geleceğe dair bir uyarıdır.

Sembolik düzeyde de derin bir değişim yaşandı. Bir zamanlar dünyaya ilham veren “Amerikan Rüyası” bugün ABD içinde bile sorgulanmaktadır. Artan eşitsizlik, siyasal temsil krizi ve toplumsal çaresizlik hissi, sistemin etkinliğine duyulan güveni zayıflattı. Büyük bir gücün vatandaşları kendi gelecekleri konusunda karamsar olduğunda, o gücün küresel imajı da kararır. Hegemonyanın gerileyişi savaş meydanlarından önce zihinlerde başlar.

Belirleyici nokta, bu sürecin yalnızca tek bir kişiye indirgenemeyeceğidir; ancak Trump döneminde hız kazanmış ve görünür hâle gelmiştir. O, krizin başlatıcısından ziyade açığa çıkarıcısıydı. Bu tür liderler genellikle gizli fay hatlarını görünür kılar ve aynı zamanda derinleştirir. Bu nedenle bir yönetimin sona ermesi krizin de sona erdiği anlamına gelmez.

Bugün temel soru şudur: ABD kurumsal düzenini yeniden inşa edip toplumsal yarılmayı onarabilecek mi, yoksa uzun bir kademeli gerileme dönemine mi girecek? Tarih, büyük güçlerin çoğu zaman dışarıdan yenilmekten çok içeriden aşınarak zayıfladığını gösteriyor. Eğer toplumsal kutuplaşma, kurumsal güvensizlik ve stratejik tek taraflılık sürerse, Amerikan düzeninin gerileyişi bir varsayım olmaktan çıkıp tarihsel bir gerçeğe dönüşebilir.