Avrupa, ABD Olmadan Kendini Savunabilir mi?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i291900-avrupa_abd_olmadan_kendini_savunabilir_mi
ParsToday – Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Ukrayna’nın neden hava savunma sistemine sahip olmadığı sorusuna şu yanıtı verdi: “Kısmen bunun nedeni, bizim artık hava savunmamızın kalmamış olmasıdır.”
(last modified 2026-02-18T08:52:18+00:00 )
Şubat 18, 2026 10:49 Europe/Istanbul
  • Avrupa, ABD Olmadan Kendini Savunabilir mi?

ParsToday – Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Ukrayna’nın neden hava savunma sistemine sahip olmadığı sorusuna şu yanıtı verdi: “Kısmen bunun nedeni, bizim artık hava savunmamızın kalmamış olmasıdır.”

The Guardian gazetesinin haberine göre Alman Bakan, Patriot füzelerine atıfta bulunarak şunları söyledi: “Hâlâ mevcut olanlar Amerikan üretimi. Açık konuşmak gerekirse, oradaki üretim hatlarından çıkan her şey şu anda doğrudan Ukrayna’ya gidiyor. Elimizde ne varsa erişime açtık.” Bakan ayrıca Kiev’e silah gönderme sorumluluğunu diğer Avrupa ülkelerine yükleyerek, “Diğer Avrupa ülkeleri Ukrayna’ya daha fazla yardımcı olabilir. Bir ya da birkaç Avrupa ülkesinde başka hava savunma sistemleri de mevcut,” dedi. Almanya, ABD’den sonra Ukrayna’ya en fazla silah gönderen ülkedir; ancak artık Kiev’in askeri beklentilerini karşılayacak kapasiteye sahip olmadığı görülmektedir.

Alman Bakan daha da açık ifadeler kullanarak, Avrupa’nın ABD olmadan kendini savunamayacağını belirtti ve ekledi: “Biz ancak ABD ile birlikte kendimizi savunabiliriz, tek başımıza değil.” Wadephul’un bu net ifadesi yalnızca Ukrayna savaşı karşısında Avrupa’nın acil güvenlik durumunu değil, aynı zamanda kıtanın uzun süredir devam eden “güvenlikte öz yeterlilik” krizini de yansıtmaktadır. Bu kriz, son on yıllarda Batılı düşünce kuruluşları ve analistler tarafından defalarca dile getirilmiş, ancak hiçbir zaman yapısal bir dönüşüme yol açmamıştır.

The Guardian’ın Almanya’nın hava savunma stoklarının tükenmesine ve kalan sistemlerin tamamen Amerikan üretimine bağımlı olduğuna dair haberi, “Avrupa’nın stratejik egemenliği” ideali ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurumu somut biçimde ortaya koymaktadır. Bu uçurum; Soğuk Savaş sonrası savunma bütçelerinin sürekli azaltılması, ABD’nin nükleer şemsiyesine yapısal bağımlılık ve Avrupa Birliği’nin ekonomik gücünü askeri kapasiteye dönüştürmedeki yetersizliği gibi üç eş zamanlı sürecin sonucudur.

European Council on Foreign Relations ve International Institute for Strategic Studies gibi düşünce kuruluşları, “stratejik özerklik” projesinin büyük ölçekli savunma yatırımı ve sanayi entegrasyonu olmadan mümkün olmadığını defalarca vurgulamıştır. Alman Bakan’ın sözleri tam da bu çıkmazı gözler önüne sermektedir. Avrupa, Ukrayna’ya silah desteğini sürdürmek için dahi ABD’nin üretim ve istihbarat zincirine bağımlıdır.

Bu koşullarda güvenlikte öz yeterlilik kavramı, operasyonel bir gerçeklikten çok siyasi bir söylem niteliği taşımaktadır. Wadephul’un açıklamalarındaki dikkat çekici bir diğer unsur ise Fransa’ya yönelik örtük eleştiridir; zira France geleneksel olarak “bağımsız Avrupa” fikrinin öncüsü kabul edilir. Analistlere göre Paris ile Berlin arasındaki savunma harcamaları ve Washington ile ilişkilerin niteliği konusundaki görüş ayrılıkları, bağımsız bir Avrupa güvenlik mimarisinin oluşmasının önündeki en büyük engeldir. Fransa stratejik özerkliği savunurken, özellikle Doğu Avrupa ülkeleri güvenliklerini hâlâ NATO çerçevesinde ve ABD ile bağ içinde tanımlamaktadır. Bu ikilik, Avrupa’nın savunma bütünleşmesini sembolik düzeyde tutmaktadır.

Kuramsal düzeyde Avrupa’nın güvenlik bağımlılığı “asimetrik karşılıklı bağımlılık” yaklaşımıyla açıklanabilir. Bu kavram, Atlantik’in iki yakasının birbirine ihtiyaç duyduğunu; ancak ilişkinin kopmasının maliyetinin Avrupa için çok daha ağır olduğunu gösterir. ABD’nin istihbarat, nükleer ve teknolojik üstünlüğü Alman Bakan’ın da kabul ettiği üzere Avrupa’nın caydırıcılık yapısını fiilen Washington’un gücü üzerine inşa etmiştir. Avrupa Birliği’nin Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası ya da savunma sanayi girişimleri de bu dengesizliği değiştirmeye yetmemiştir.Öte yandan Çin’in güvenlik alternatifi olarak açık biçimde reddedilmesi, Avrupa’nın jeopolitik bir ikilem içinde olduğunu göstermektedir: ABD’ye bağımlılıktan duyulan rahatsızlık, fakat farklı bir düzen tasavvur edememe. Birçok uluslararası ilişkiler araştırmacısına göre bu durum Avrupa’yı “eksik bir jeopolitik güç”e dönüştürmüştür; küresel ekonomide büyük bir aktör, fakat kendi güvenlik kaderini belirlemede sınırlı bir güç.

Bununla birlikte Ukrayna savaşı tarihsel bir dönüm noktası olabilir. Almanya’nın savunma bütçesini artırması, Avrupa nükleer caydırıcılığına dair yeni tartışmalar ve ortak askeri sanayinin güçlendirilmesine yönelik girişimler, kademeli bir uyanışın işaretleridir. Temel soru şudur: Bu gelişmeler gerçek bir bağımsızlığa mı yol açacaktır, yoksa ABD’ye bağımlılığı yeni bir biçimde mi yeniden üretecektir?

Alman Dışişleri Bakanı’nın sözleri geçici bir değerlendirme olarak görülmemelidir. Bu açıklamalar, Avrupa’nın güç sınırlarına dair stratejik bir itiraftır. Güvenlikte öz yeterlilik; ortak siyasi irade, sürdürülebilir savunma yatırımı ve ABD ile ilişkinin yeniden tanımlanması olmadan gerçekleşmeyecektir. Bu koşullar sağlanmadıkça Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kıtanın en gergin savaşı ortasında Washington’un güvenlik gölgesi altında kalmaya devam edecektir. Bu gölge hem varoluşun teminatı hem de stratejik yetersizliğin göstergesidir.