Trans-Atlantic Mutabakatının Sonu: Amerika İran Savaşında Neden Yalnız Kaldı?
Pars Today - Amerika Birleşik Devletleri ve Siyonist rejimin ikinci saldırı dalgası, Batı'daki askeri ittifaklar ve anlaşmalar tarihinde önemli bir dönüm noktası haline gelmiştir.
Siyasi uzmanlar, İran'a karşı verilecek bir savaşın sadece Batı Asya'daki güvenlik denklemlerini değil, aynı zamanda Batı'nın güvenlik düzeninin geleceğini de etkileyebileceğine inanıyor.
Pars Today'in Tesnim Haber Ajansı'ndan aktardığına göre, Amerika ve Siyonist rejimin İran'a karşı başlattığı ikinci savaşın ilk günlerinden itibaren Washington, çatışmanın kapsamını bölgesel bir savaşın ötesine taşımaya ve onu Batı'nın kolektif güvenliği için bir tehdit olarak tanımlamaya çalıştı. Bu çerçevede Amerika, NATO'daki Avrupalı müttefiklerinden Hürmüz Boğazı'ndaki İran'a karşı yürütülen savaşa katılmalarını istedi. Amerika'nın temel argümanı, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki olası güvensizliğin küresel ekonomiyi ve Avrupa ülkelerinin enerji güvenliğini doğrudan etkileyebileceği yönündeydi.
Washington'a Hayır
Almanya, Fransa ve İspanya gibi hükümetler, başından beri NATO'nun bu çatışmadaki rolünün genişletilmesine şüpheyle yaklaştılar ve bu savaşın Atlantik Savunma İttifakı'nın kolektif savunma yükümlülükleri çerçevesine girmediğini vurguladılar. Aslında, Avrupa'nın hukuki bakış açısı da dikkate değerdir. Washington Antlaşması'nın 5. maddesi yalnızca üyelerden birinin kendi topraklarında silahlı saldırıya uğraması durumunda devreye girer. Oysa ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş, ne NATO üyesi ülkelerin topraklarında gerçekleşmiş ne de bir üye ülkeye yapılan doğrudan bir saldırının sonucu olmuştur. Aslında NATO üyesi bu ülkeler bu savaşta saldırgan konumundadır. Bu nedenle birçok Avrupa ülkesi, NATO'nun bu savaşa resmi olarak katılmasının net bir hukuki temele sahip olmadığına inanmaktadır.
Hürmüz Boğazı Adında Bir Çıkmaz
Bu arada, İran'ın Hürmüz Boğazı anlaşmazlığın ana odak noktası haline gelmiştir. Dünya enerji ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği bu stratejik geçit, savaş koşullarında dünyanın en hassas jeopolitik noktalarından biri haline gelmiştir. Washington, Hürmüz'deki olası güvensizliği Avrupa ekonomisi ve güvenliği için doğrudan bir tehdit olarak sunmaya çalıştı. Ancak birçok Avrupa ülkesi, NATO'yu daha geniş bir savaşa çekmek için bu argümanı yeterli görmüyor. Tüm bu gelişmeler yaşanırken, bir yandan savaşın bölgeselleşmesi ABD liderlerinin anlayışına sığmazken, diğer yandan Trump İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki etkili kontrolünü sürdürebileceğini hiç düşünmemişti. Sonuç olarak Avrupalı müttefiklerinden yardım istedi. Ancak gerçek şu ki, birçok Avrupa başkentinin gözünde deniz güvenliği sorununun geniş çaplı bir askeri çatışmaya dönüşmesi krizi daha da tırmandırabilir ve tüm Batı Asya bölgesini istikrarsızlaştırabilir.
Acı Derslerden Ders Çıkarmak
Avrupa'nın ihtiyatlı yaklaşımının şekillenmesinde başka bir faktör de önemli bir rol oynamaktadır ve bu da 2003 Irak Savaşı'nın acı tarihi deneyimidir. O zamanlar da Washington, müttefiklerini Batı Asya'da geniş çaplı bir savaşa katılmaya ikna etmeye çalışmıştı, ancak NATO üyeleri arasındaki ciddi anlaşmazlıklar Trans-Atlantik ilişkilerinde derin bir çatlağa yol açmıştı. Bugün birçok Avrupalı siyasi seçkin, böyle bir modelin tekrarının Batı'nın güvenilirliğini ciddi bir şekilde sorgulayacağı endişesini taşıyor. Brüksel ayrıca, Amerika'nın Körfez'e askeri odaklanmasının Washington'un Avrupa'ya stratejik dikkatini azaltabileceği endişesini taşıyor. Bu durum, Rusya-Ukrayna savaşının hala Avrupa'nın en önemli güvenlik zorluklarından biri olduğu göz önüne alındığında özellikle önem kazanmaktadır.