Neden ABD’nin müttefikleri İran’a karşı saldırganlık çağrısına destek vermedi?
Pars Today – İran’a karşı başlatılan üçüncü dayatma savaşının önemli gelişmelerinden biri, ABD’nin Avrupa ve Asya’daki müttefiklerinin Washington ve Siyonist rejimin bu askerî saldırganlığına eşlik etmemesiydi.
28 Şubat 2026’da ABD‑İsrail ortak saldırısının İran topraklarına başlaması ve akabinde Hürmüz Boğazı’nın İran İslam Cumhuriyeti’nin askerî güçleri tarafından kapatılmasının ardından, “Donald Trump” savaşın kapsamını genişletmek ya da en azından Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma sürecine diğer aktörleri de dahil etmeye yöneldi. Washington, NATO’daki Avrupa müttefiklerini davet ederek çatışmanın kapsamını bölgesel bir savaşın ötesine taşımaya ve bunu Batı dünyasının kolektif güvenliğine yönelik bir tehdit olarak tanımlamaya çalıştı. Trump, Avrupa ülkelerini, Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndaki denizcilik güvenliğiyle ilgili operasyonlara daha aktif katılım göstermeye çağırdı. ABD’nin temel gerekçesi, Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak herhangi bir güvensizliğin küresel ekonomiyi ve Avrupa ülkelerinin enerji güvenliğini doğrudan etkileyeceği ve bu nedenle krizin yönetiminde sadece ABD’nin değil tüm NATO ekseninin rol alması gerektiğiydi.
Avrupa ülkelerinin çoğunun tepkisi, Atlantik’in iki yakası arasındaki ittifakın, kendini beğenmiş ve ahlaki kişilikten yoksun ABD başkanının beklentilerinden çok daha kırılgan olduğunu gösterdi.
Avrupalılar, “Bu bizim savaşımız değil” dediler. Almanya, Fransa ve İspanya gibi önemli ülkeler daha başından beri Avrupa’nın bu çatışmadaki rolünü genişletme konusunda tereddüt gösterdi ve ABD’nin askerî taleplerine boyun eğmekten kaçındı. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Madrid’in savaş karşıtı yaklaşımını yineleyerek hükümetinin tutumunu birkaç kelimeyle özetledi: “Savaşa hayır.” Sánchez, geçmiş deneyimlere atıfta bulunarak şöyle dedi: “Dünya, Avrupa ve İspanya daha önce de benzer durumlarla karşılaştı. 23 yıl önce dönemin ABD yönetimi, Saddam’ın kitle imha silahlarını yok etmek, demokrasiyi yaymak ve güvenliği sağlamak iddiasıyla bizi Batı Asya’da bir savaşa sürükledi.” İspanya Başbakanı sözlerine şöyle devam etti: “Zamanla bu savaşın sonuçlarının tamamen ters olduğu ortaya çıktı. Güvenlik yaratmak yerine Avrupa’da geniş bir güvensizlik dalgasına yol açtı; öyle ki bu durum, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana Avrupa kıtasının yaşadığı en ciddi güvenlik krizlerinden biri sayılıyor.” Bu deneyime vurgu yapan Sánchez, “İspanya bu kez askerî müdahaleye dayalı karar süreçlerine girmeyecek” dedi.
Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier, bu savaşı “felaket niteliğinde siyasi bir hata” olarak nitelendirerek “Bu, kaçınılabilir bir savaştı ve eğer amacı İran’ı nükleer bomba edinme yolunda durdurmak idiyse, tamamen gereksizdi” dedi. Steinmeier ayrıca “Almanya ve Avrupa, bir zamanlar var olan yakın transatlantik ilişkilere dönüşü beklememeli” yorumunda bulundu. Almanya Savunma Bakanı da dikkat çekici bir açıklama yaparak Avrupa’nın Hürmüz Boğazı’nı açamayacağını, “iki Avrupa fırkateyninin ABD ordusunun başaramadığı bir işi sonuçlandıramayacağını” ifade etti. İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto da Trump’ın Avrupa’nın İran’a karşı askerî saldırıya itiraz etmesine duyduğu öfkeye atıfta bulunarak, “İtalya, geçen hafta yaşanan durum dışında ABD’nin üslerini kullanmasına izin vermedi” dedi. Oysa İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Avrupa liderleri arasında Trump ile en iyi ilişkilere sahip isimdir.
Ateşkesin ilan edilmesinin ardından Avrupa devletleri ateşkesi büyük bir memnuniyetle karşıladı. Fransa, İtalya, Almanya, İngiltere, Kanada, Danimarka, Hollanda, İspanya liderleri ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ortak bir bildiri yayımlayarak ABD ile İran arasında sağlanan geçici ateşkesi memnuniyetle karşıladılar ve Pakistan ile diğer ortaklara kolaylaştırıcı çabaları için teşekkür ettiler.
Avrupa medyası ve düşünürleri, ABD ile Avrupa arasındaki uçurumu daha açık bir dille ifade ederek çeşitli değerlendirmeler yazdı. İspanyol gazetesi El País, analizinde şöyle yazdı: “Washington’un en büyük başarısı, saldırı başlamadan önce de aslında kapalı olmayan bir deniz yolunu açmak oldu; ancak bu süreçte ABD, müttefiklerini kızdırdı, uluslararası itibarını zayıflattı, silah stoklarını tüketti ve iç kamuoyu ile gerilim yaşadı.”
Atlantik’in iki yakasındaki müttefikler arasındaki bu çatlak ve gerilim, II. Dünya Savaşı sonrasında onları birleştiren ortak çıkar ve değerlerin zayıflamasının ve NATO’nun konumunun gerilemesinin bir başka göstergesidir.