Avrupa’daki ABD üslerinin boşaltılması için geri sayım mı başladı?
Parstoday – Pentagon resmen, 5 bin Amerikan askerinin Almanya’dan çekileceğini açıkladı; bu karar önümüzdeki altı ila on iki ay içinde uygulanacak.
Amerikalı yetkililer bu kararı, özellikle İran savaşı konusundaki artan anlaşmazlıklar başta olmak üzere Avrupalı müttefiklerle yaşanan gerilimlere bir tepki olarak nitelendirdi. Amerikan askerlerinin Almanya’dan çekilmesi yalnızca taktiksel bir değişiklik değildir; bu adım, yetmiş yıl boyunca Batı güvenliğinin bel kemiğini oluşturan ittifakın kademeli olarak zayıfladığının bir işaretidir. Almanya, Japonya’dan sonra ABD’nin kendi toprakları dışındaki ikinci büyük askeri üssüdür. Bu ülkede 36 bin 400 Amerikan askeri konuşlanmıştır. ABD’nin Avrupa ve Afrika komutanlıklarının karargâhı Stuttgart’ta bulunmaktadır. Ramstein Hava Üssü, ABD’nin Batı Asya’daki operasyonlarını koordine etmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi toprakları dışındaki en büyük askeri hastanesi de Almanya’nın Landstuhl kentinde yer almaktadır. Bu tesisler onlarca yıllık yatırımların ürünüdür. Bunların yerine Polonya veya İtalya’da alternatifler kurmak milyarlarca dolara ve yıllara mal olacaktır.
Bu kararın köklerinden biri, Donald Trump ile Almanya Başbakanı Friedrich Merz arasında yaşanan sözlü tartışmaya dayanmaktadır. Merz, ABD’nin İran’a yönelik stratejisini eleştirmişti. ABD’nin Tahran tarafından “aşağılandığını” söylemişti. Trump ise buna karşılık Merz’i “tamamen yetersiz” olarak nitelendirdi. Ardından askerlerin çekilmesi talimatını verdi. Pentagon sözcüsü bu adımın “Silahlı Kuvvetler Başkomutanının talimatlarının tam olarak uygulanması” olduğunu vurguladı.
Avrupalı diplomatlar durumu “endişe verici ve öngörülemez” olarak tanımlıyor. Trump’ın gözüne girmek için övgü dolu sözler söylemeye çalışan liderler bile bundan kaçamadı. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de hakaretlerin hedefi oldu. Bir Avrupalı diplomat Reuters’a şöyle dedi: “Herkes biliyor ki yağcılık işe yaramıyor. En iyi yol, pozisyonlarda kararlı durmak ve zamanın geçmesine izin vermektir.”
Pentagon’dan üst düzey bir yetkili ise asker sayısındaki azalmanın asıl nedeninin başka olduğunu söylüyor. Ona göre Avrupalılar NATO’da liderlik rolü üstlenmekten kaçındı. Ayrıca Washington dikkatini Batı Yarımküre’ye ve Hint-Pasifik bölgesine yöneltmek istiyor. Ancak analistler bu gerekçeyi pek ikna edici bulmuyor. Cumhuriyetçi Kongre üyesi Don Bacon, X sosyal medya platformunda şöyle yazdı: “NATO müttefiklerine yönelik saldırıların sürmesi ters tepecektir. Kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz.”
Bu kararın siyasi boyutları da askeri boyutlarından geri kalmıyor. Avrupalı uzmanlar bu adımın üç temel jeopolitik sonuç doğuracağını düşünüyor. Birincisi, özellikle Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerinde Rusya’ya karşı caydırıcılığın zayıflaması. İkincisi, NATO’nun 5. maddesine (kolektif savunma ilkesi) duyulan güvenin sarsılması. Üçüncüsü ise Avrupa’nın savunma alanında bağımsızlaşma sürecinin hızlanmasıdır. Bir Batılı diplomat şöyle vurguladı: “Avrupa artık İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan yapıya dayanamaz. Sadece yumuşak güç değil, aynı zamanda sert güçle desteklenen bir bölge olmak zorundadır.”
Almanya da boş durmuyor. Berlin, savunma harcamalarını 2030 yılına kadar GSYİH’nin yüzde 3,7’sine çıkarma planını onayladı. Patriot sistemleri ve Stinger füzelerinin yerli üretimi de başlamış durumda. Avrupa’nın ilk gelişmiş silah fabrikalarının Almanya’da kurulması planlanıyor. Avrupa’da Trump politikalarını eleştiren bazı çevrelere göre Beyaz Saray bu kararla itaatsiz Almanya’yı cezalandırdığını düşünüyor olabilir. Ancak gerçek farklıdır. Washington onlarca yıllık yatırımlarını anlık öfke ve kısa görüşlülüğe kurban ediyor. Almanya’dan çekilmek bir dönemin sonudur—Avrupa için değil, Amerika’nın kendisi için. Geriye şu soru kalıyor: Avrupa’nın kalbine erişim olmadan nasıl bir süper güç olarak kalmayı düşünüyorsunuz? Aslında Almanya’daki Amerikan askerlerinin azaltılması kararı, ABD hegemonyasının ve daha geniş ölçekte Batı’nın gerilemesinin birişareti olarak görülmektedir. Avrupa ise küresel gelişmelerde belirleyici rol oynayacak gerekli uzlaşıdan yoksundur. ABD ile Avrupa arasındaki uçurumun derinleşmesi, dünyadaki diğer güç merkezleri için fırsatlar yaratmaktadır.