Avrupa’nın İsrail’in suçlarına verdiği desteğin ne gibi sonuçları oldu?
Parstoday – Birleşmiş Milletler’in İşgal Altındaki Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese, Avrupa ülkelerinin İsrail rejimiyle silah ticaretini sürdürerek ve Filistin yanlısı aktivistleri bastırarak, aslında “kendi toplumlarını İsrailleştirdikleri” konusunda uyarıda bulundu.
Albanese’ye göre bu süreç, Avrupa’nın uluslararası arenadaki konumunu ciddi şekilde zayıflatmıştır. Atina’da düzenlenen bir toplantıda konuşan Albanese, Uluslararası Adalet Divanı’nın kararına dayanarak, Filistin’in işgali tamamen ve koşulsuz olarak sona ermeden hiçbir BM üyesi ülkenin İsrail’e yardım etme hakkı olmadığını vurguladı. Ancak Avrupa yardımını kesmediği gibi, İsrail’i silahlandırmaya, ondan casusluk teknolojileri satın almaya ve kendi toplumlarında güvenlik baskısını artırmaya devam etti. Albanese’ye göre bu politikanın sonucu, geniş çaplı gözaltılar, ifade özgürlüğünün çiğnenmesi ve Filistin yanlısı aktivistlerin Avrupa’nın göbeğinde ikinci sınıf vatandaşlara dönüşmesidir.
Yunanistan’ın eski maliye bakanı Yanis Varoufakis de aynı toplantıda yaptığı konuşmada, Yunanistan’ın diğer tüm Avrupa ülkelerinden daha fazla İsrailleştiğini söyledi. Varoufakis, Atina’nın uluslararası sularda insani “Sumud Filosu”nu durdurmak için Tel Aviv ile işbirliği yapmasına değindi. Albanese bu adımı “yanlış” ve denizcilik kurallarının ihlali olarak nitelendirdi.
Avrupa hükümetlerinin, “suç işleyen ve çocukları öldüren” İsrail rejimine verdiği sınırsız desteğin ağır bedelleri oldu. Avrupa Birliği yıllarca kendisini insan hakları, hukukun üstünlüğü ve kurallara dayalı uluslararası düzenin bayraktarı olarak tanıtmıştı. Ancak bu birliğin Ukrayna ve Gazze krizlerinde sergilediği çifte standart ve Siyonistlerin çocuklara, kadınlara ve İranlı sivillere yönelik suçları karşısındaki tutumu, bu iddiaları alay konusu haline getirmiştir.
“Middle East Eye” adlı medya organı, eski İtalyan diplomat Carlo Calenda’nın analizine yer vererek, AB’nin Ukrayna savaşı başladıktan sonraki 48 saat içinde tarihinin en ağır yaptırımlarını Rusya’ya uyguladığını; ancak Gazze’deki soykırım karşısında İsrail ile işbirliği anlaşmasını askıya almaktan bile kaçındığını yazdı. AB Dış Politika Sorumlusu Kaja Kallas, BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya’yı 11 kez kınadı ve saldırı suçları için özel mahkeme kurulmasını istedi; ancak İsrail veya ABD’nin adını uluslararası hukukun ana ihlalcileri olarak bir kez bile anmadı. Gözlemcilere göre bu anlamlı sessizlik cehaletten değil, “cezasızlıkla ilgili sistematik bir eylemsizlikten” kaynaklanıyor. Bu davranışın dünyaya verdiği mesaj açıktır: Bazı uluslararası hukuk ihlalleri “affedilemez”, bazıları ise yalnızca “üzücü”dır.
Francesca Albanese konuşmasında daha ince bir noktaya da değindi: İsrailleşme ile eş zamanlı olarak, bir tür “Filistinlileşme” de yaşanmaktadır. Yani, Avrupa’daki bazı vatandaş grupları – özellikle Filistin yanlısı aktivistler, Müslüman azınlıklar ve muhalif sesler – işgal altındaki Filistinlilerin maruz kaldığı haklardan mahrum bırakılma, keyfi gözaltılar ve sistematik baskının benzerini tecrübe etmektedir. Almanya’da Gazze yanlısı gösteriler yasaklanmakta veya polis şiddetiyle bastırılmaktadır. Fransa’da akademisyenler Filistin’le dayanışma gösterdikleri için işten atılmakta veya adli takibata uğramaktadır. İngiltere’de siyasi aktivistler “terörle işbirliği” suçlamasıyla gözaltına alınmaktadır. Albanese, Yunan makamlarının “Sumud” insani misyonunu durdurmak için İsrail ile birlikte hareket etmesini üzüntüyle karşılayarak, bu yanlış yaklaşımın dünyaya tehlikeli bir mesaj gönderdiğini söyledi: İnsan haklarının savunucusu olarak görülen Avrupa, artık bir suç ortağı haline gelmiştir.
Sonuç olarak Albanese’nin eleştirileri yalnızca ahlaki değildir; aynı zamanda jeopolitik bir gerçekliğe işaret etmektedir: İsrailleşme yolunda ilerleyen Avrupa, yalnızca küresel denklemde etkisini yitirmekle kalmayacak, kendi içinde de demokrasi ve hukukun üstünlüğünü yok edecektir. 500 milyon nüfusu ve dünya kalkınma yardımlarının yüzde 42’sini sağlayan AB, uluslararası düzensizliklere karşı güçlü bir denge unsuru olma potansiyeline sahiptir.
Ancak *siyasi irade, transatlantik müttefikinin hukuksuzluklarıyla yüzleşme cesareti olmadıkça, bu potansiyel asla harekete geçmeyecektir.Middle East Eye’ın yazdığı gibi, Brüksel insan haklarına araçsal bir bakışla yaklaşmaya devam ettiği sürece, “jeopolitik açıdan güçlü bir Avrupa” hayali küresel gelişmelerin kenarında kalacak ve birlik yalnızca kendi itibarsızlık kitabına yeni sayfalar eklemeye devam edecektir.