ABD’nin İsrail’in nükleer tabusu konusundaki sessizlik politikası çöküyor mu?
Parstoday – ABD Temsilciler Meclisi’nden 29 üye, nadir görülen bir adım atarak Dışişleri Bakanı *Marco Rubio’ya gönderdikleri mektupta, ABD’nin İsrail’in nükleer silah programını açıklamasını talep etti.
Mektupta, İsrail’in nükleer kapasitesi hakkında uygulanan “resmî sessizlik” politikasının sona erdirilmesi gerektiği vurgulandı. Demokrat temsilciler mektuplarını şeffaflık ilkesine dayandırarak, “Bu ortamda yanlış hesaplama, gerilimin tırmanması ve nükleer silah kullanımına dair riskler yalnızca teorik değildir” ifadelerini kullandı.
Ayrıca ABD politikasındaki çelişkiye dikkat çekerek şunları belirttiler:“Ortadoğu’da nükleer silahların yayılmasını önlemeye yönelik tutarlı bir politika geliştiremeyiz; aynı zamanda devam eden çatışmanın ana taraflarından birinin nükleer silah kapasitesi hakkında resmî sessizlik politikasını sürdürürken.”
Eski Obama yönetimi yetkililerinden Jeremy Shapiro’ya göre bu girişim, Demokrat Parti içinde İsrail’e yönelik geleneksel desteğin ciddi biçimde azaldığını gösteriyor. Pew Araştırma Merkezi’nin anketlerine göre Demokratların yüzde 80’i artık İsrail’e olumsuz bakıyor ve onun diğer ülkeler için uygulanan aynı uluslararası standartlara göre hesap vermesini istiyor.
Demokratların ABD’nin İsrail’e yönelik politikasında şeffaflık talep etmesi, Washington siyasetinin en hassas konularından biri olan İsrail’in nükleer belirsizlik politikası meselesini yeniden gündeme getirmiştir.
ABD, NPT’ye taraf olan ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetimi altında bulunan İran’ın barışçıl nükleer programını ortadan kaldırmak için kapsamlı bir savaş yürütürken; müttefiki İsrail yüzlerce açıklanmamış nükleer başlığa sahip olmasına rağmen ne yaptırımlarla karşılaşmış ne de baskı görmüştür. Aksine her yıl milyarlarca dolar askeri yardım almaktadır.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın defalarca yükümlülüklerine uyduğunu doğruladığı İran ağır yaptırımlar ve askeri saldırılarla karşı karşıya kalırken; Necef Çölü’ndeki Dimona reaktörü, bugüne kadar tek bir uluslararası denetçinin bile girmesine izin verilmemesine rağmen “açık bir sır” olarak anılmaktadır. ABD ve Avrupalı müttefikleri bu sırrı korumak için uluslararası normları görmezden gelmektedir.
Bu durum yalnızca çifte standart örneği değil; İsrail’in nükleer tekelini korumaya yönelik sistematik bir yapıdır.
ABD’li sağcı siyasetçilerden Scott McConnell, Washington’da nadir görülen bir açıklıkla şöyle demiştir:“Bu yüzyılda İsrail’in nükleer tekelini korumak için iki savaş yaptık. En azından bunun hakkında konuşabilmeliyiz.”
Bu sözler, nükleer belirsizlik doktrininin artık yalnızca bir politika değil, binlerce sivilin İran, Gazze ve Lübnan’da hayatını kaybetmesine mal olan “büyük bir yalan” olduğunu ortaya koymaktadır.
Demokrat temsilcilerin mektubu ayrıca Washington’un yaklaşık altmış yıldır kaçındığı bir hukuki soruyu da gündeme getirmektedir. Symington Değişikliği’ne göre uluslararası denetimler dışında nükleer zenginleştirme teknolojisi elde eden veya transfer eden ülkelere ekonomik ve askeri yardım yapılması yasaktır.
Yasanın metni açıktır: Bu yasak için ilgili ülkenin resmî olarak bunu kabul etmesi gerekmez; ABD hükümetinin böyle bir faaliyet tespit etmesi yeterlidir.
Ancak ABD’de hiçbir yönetim – ne Demokrat ne de Cumhuriyetçi – İsrail hakkında böyle bir tespitte bulunmaya cesaret etmemiştir. Bu nedenle İsrail’e verilen yıllık 3,8 milyar dolarlık yardım devam etmektedir; oysa benzer yasalar Pakistan’a yaptırım uygulanmasına yol açmıştır.
Washington’un İsrail’in güvenliğini korumak için kendi Kongresi tarafından kabul edilen yasayı görmezden gelmesi, hem utanç verici hem de ifşa edici bir durum olarak değerlendirilmektedir.
Bu ikiyüzlülüğü siyasi bir skandaldan varoluşsal bir tehdide dönüştüren ise İsrail’in nükleer doktrinidir. İsrail doktrini, bölgesel savaşları varoluşsal tehdit olarak görür ve stratejik literatürde “Samson seçeneği”* olarak bilinen, yenilgiyi önlemek için tüm silahların kullanılabileceği tehdidine dayanır.
Washington Post’un haberine göre, İran’ın ABD ve İsrail’in İran’daki nükleer tesislere yönelik saldırılarına misilleme olarak Dimona’daki nükleer reaktör yakınlarını hedef alan füze saldırısının ardından bu endişeler daha da artmıştır. Bu saldırılar İsrail’in hava savunma sisteminin ne kadar kırılgan olabileceğini göstermiştir.
Güvenilir raporlara göre ABD’li yetkililer, konvansiyonel bir savaşta İsrail’in yakın bir yenilgiyle karşı karşıya kalması durumunda *nükleer silaha başvurabileceği senaryoları incelemektedir.
Demokratların tutumundaki değişim tesadüf değildir. Dünya genelinde şu soru giderek daha fazla dile getirilmektedir: ABD’nin liderliğini iddia ettiği “kurallara dayalı uluslararası düzen”*, kuralları bizzat ABD ihlal ediyorsa ne kadar güvenilirdir?
Bir Pakistanlı analistin ironik biçimde yazdığı gibi: “Büyük güçler, başkalarının uyması gereken kuralları ihlal etme hakkını kendileri için saklı tutar.”
29 Demokrat temsilcinin mektubu sayısal olarak küçük olabilir; ancak tarihsel bir alarm zili çalmıştır. Bu mektup üç gerçeği ortaya koymaktadır:- İsrail’in nükleer tekeli artık ABD dış politikasının “kutsal tabusu” değildir.
- Bu tekelin gizli maliyetleri sayılan savaşlar, yaptırımlar ve insan kayıpları artık gizlenememektedir.
- ABD, nükleer silahların yayılmasını önleme konusunda savunduğu rolü değiştirmezse, bu alandaki güvenilirliğini kalıcı biçimde kaybedebilir.