Atlantik’in İki Yakası Arasında Stratejik Ayrışmanın Başlangıcı
https://parstoday.ir/tr/news/world-i295722-atlantik’in_İki_yakası_arasında_stratejik_ayrışmanın_başlangıcı
Parstoday – İspanya Dışişleri Bakanı Manuel Albares, ülkesinin ABD’nin İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik askeri saldırısına karşı tutumunu yeniden vurgulayarak şunları söyledi: “ABD, İran’a karşı savaş için hava üslerimizi kullanamaz.”
(last modified 2026-05-14T06:19:42+00:00 )
Mayıs 14, 2026 09:16 Europe/Istanbul
  • Atlantik’in İki Yakası Arasında Stratejik Ayrışmanın Başlangıcı

Parstoday – İspanya Dışişleri Bakanı Manuel Albares, ülkesinin ABD’nin İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik askeri saldırısına karşı tutumunu yeniden vurgulayarak şunları söyledi: “ABD, İran’a karşı savaş için hava üslerimizi kullanamaz.”

İspanya Dışişleri Bakanı’nın “Politico” dergisine verdiği bu net mesaj, transatlantik ilişkilerde derin bir değişimin işareti olarak değerlendiriliyor. Madrid yönetimi, ABD askeri uçaklarının stratejik Morón ve Rota üslerine erişimini yasaklayarak ve hava sahasını İran’a yönelik herhangi bir saldırı operasyonuna kapatarak kendi kırmızı çizgisini fiilen belirlemiş oldu. Buna göre, uluslararası meşruiyetten yoksun, NATO içinde istişare edilmemiş ve Birleşmiş Milletler Şartı’yla uyumlu olmayan hiçbir savaş için İspanya’daki üsler Washington’un kullanımına açılmayacak.

Manuel Albares, İspanya’nın 18. yüzyılda ABD’nin bağımsızlığı için asker gönderdiğini hatırlatarak, tarihî dostluğun hiçbir zaman ilke ve uluslararası hukuktan vazgeçmek anlamına gelmediğini söyledi. Ayrıca ticari yaptırım tehditleri, asker çekme baskıları ya da NATO üyeliğinin askıya alınması gibi Amerikan tehditleri karşısında geri adım atmayacaklarını vurguladı.

Donald Trump ise buna tepki olarak İspanya’nın tutumunu “çok korkunç” olarak nitelendirdi ve “İspanya ile hiçbir ilişkimiz yok” iddiasında bulundu. Ancak Madrid, üslerin kullanımının uluslararası hukuka uyulmasını zorunlu kılan bir anlaşmaya bağlı olduğunu savunarak tutumunu korudu.

İspanya bu yolda yalnız değil; Avrupa’nın merkezinden de benzer sesler yükseliyor. Almanya Başbakan Yardımcısı Robert Habeck de İran’a yönelik askeri tehditlere tepki göstererek, Avrupa’daki en önemli ABD lojistik merkezlerinden biri olan Ramstein Hava Üssü’ne atıfta bulundu ve şu uyarıda bulundu:

“Uluslararası meşruiyeti olmayan bir savaşla iş birliği yapmak, Birleşmiş Milletler Şartı’nın ve Almanya’nın barışçı bir ülke olarak taahhütlerinin açık ihlalidir.”

Almanya Başbakan Yardımcısı ayrıca Berlin’in, Alman topraklarının tek taraflı ve saldırgan girişimler için kullanılmasına izin vermeyeceğini belirtti. Bu açıklama, Alman Parlamentosu Araştırma Servisi’nin kısa süre önce yayımladığı değerlendirmede, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı olmadan İran’a yönelik herhangi bir saldırının meşru sayılamayacağını belirtmesinin ardından geldi.

Bundestag’daki muhalefet temsilcilerinden Ulrich Thoden ise Berlin hükümetinden Ramstein Üssü’nün kullanımını derhal yasaklamasını istedi ve bu sürecin devam etmesinin Almanya’yı uluslararası hukuk ihlallerine ortak edeceği uyarısında bulundu.

Fransa da İsrail’e askeri ekipman taşıyan uçakların kendi hava sahasını kullanmasını engellerken, İtalya hukuki gerekçeleri öne sürerek ABD’nin askeri üslerine erişimini kısıtladı.

Önde gelen düşünce kuruluşlarının analistleri de bu gelişmeleri dikkatle izliyor. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR), yayımladığı analizde bu tutumu Avrupa Birliği için kader belirleyici bir sınav olarak değerlendirdi ve Avrupalı liderlerin Washington’un ekonomik ve güvenlik baskılarına karşı “Birliğin özerkliğini korumak için topluca ve kararlı biçimde karşılık vermesi gerektiğini” vurguladı.

Buna karşılık Amerikan dergisi “Politico”, Chatham House Orta Doğu uzmanı Sanam Vakil’den aktardığı değerlendirmede, ABD’nin askeri adımlarının Avrupa güçlerinin bölgede “giderek azalan ve marjinalleşen etkisini” gösterdiğini yazdı. Ancak tam da bu dışlanmışlık hissi Avrupa’yı daha fazla öz yeterliliğe yöneltiyor.

İtalyan Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nün (IAI) direktörü Nathalie Tocci, “Guardian” gazetesine verdiği demeçte Avrupa’nın kronik çaresizliğinin kökeninde transatlantik bakış açısının bulunduğunu, ancak Batı Asya’daki son savaşların Avrupa’yı “daha fazla bağımsızlık ve daha net bir ahlaki duruşa” yönelten süreci hızlandırdığını ifade etti.

Hukuki açıdan ise Carnegie Vakfı, Avrupa’nın tepkisini “birlikten uzak ve zayıf” olarak nitelendirerek, Brüksel’in uluslararası hukuka bağlılık konusunda ısrarcı olmaması halinde bağımsız bir aktör olarak güvenilirliğini kaybedeceği uyarısında bulundu.

Albares, Politico’ya verdiği röportajın sonunda küresel istikrarsızlığın derinleştiğini ve transatlantik dış politikanın giderek daha öngörülemez hale geldiğini belirterek, İspanya’nın tutumunun artık “Avrupa bloğunda ana akım bir yaklaşım” haline geldiğini ve “Avrupa’nın egemenlik ve bağımsızlık zamanının geldiğini” söyledi.

Bu bağımsızlık arayışı yükselirken, İspanya’daki Elcano Enstitüsü analistleri Madrid’in kararını, ülkenin NATO’daki konumunu tartışmalı hale getiren stratejik bir risk olarak değerlendiriyor; ancak aynı zamanda bunu tek taraflı savaş politikalarının durdurulmasını isteyen diğer Avrupa ülkeleri için bir model olarak görüyor.

Sonuç olarak, son haftalarda tanık olduğumuz şey birkaç dağınık diplomatik anlaşmazlıktan ibaret değil; Atlantik’in iki yakası arasında stratejik bir ayrışmanın başlangıcıdır. İspanya ve Almanya, savaş yanlısı aşırılıklara karşı durarak Washington’a artık geleneksel müttefiklerinin koşulsuz desteğine güvenemeyeceğini açık biçimde göstermiştir.

İran İslam Cumhuriyeti açısından bakıldığında ise bu gelişme net bir mesaj taşımaktadır: Herhangi bir askeri saldırı ağır siyasi ve lojistik maliyetler doğuracaktır ve uluslararası toplumda, hatta ABD’nin yakın müttefikleri arasında bile İran’a karşı bir savaş konusunda ortak bir mutabakat bulunmamaktadır.