Avrupa neden Lübnan cephesinden endişe duyuyor?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i297266-avrupa_neden_lübnan_cephesinden_endişe_duyuyor
Parstoday – Avrupa'nın, Tahran ile Washington arasındaki mutabakata İsrail rejiminin Lübnan'a yönelik saldırılarının durdurulmasının da dahil edilmesini desteklemesi, Avrupa ülkelerinin savaşın genişlemesi ve bunun bölgesel güvenlik istikrarına etkileri konusundaki artan kaygılarını göstermektedir.
(last modified 2026-06-21T07:38:00+00:00 )
Haziran 21, 2026 10:36 Europe/Istanbul
  • Avrupa neden Lübnan cephesinden endişe duyuyor?

Parstoday – Avrupa'nın, Tahran ile Washington arasındaki mutabakata İsrail rejiminin Lübnan'a yönelik saldırılarının durdurulmasının da dahil edilmesini desteklemesi, Avrupa ülkelerinin savaşın genişlemesi ve bunun bölgesel güvenlik istikrarına etkileri konusundaki artan kaygılarını göstermektedir.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz şöyle dedi: “Hepimiz, Amerika ile İran arasında sağlanan ateşkesin şimdi Güney Lübnan’da da korunmasının gerekli olduğu konusunda hemfikiriz.” Friedrich Merz’in bu sözleri, ABD ve İsrail rejiminin İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik ikinci saldırısının ardından Avrupa’nın Batı Asya’daki gelişmelere bakışında yaşanan kademeli değişimin en önemli işaretlerinden biri olabilir. Avrupa’da her zaman İsrail’in en yakın destekçilerinden biri olarak görülen bir ülkenin liderinin, Tahran ile Washington arasındaki ateşkesin Lübnan’a da yayılması gerektiğini vurgulaması yalnızca diplomatik bir açıklama değil, aynı zamanda bölgenin jeopolitik gerçeklerine ilişkin yeni bir anlayışın ifadesidir. Bu anlayışa göre Lübnan’ın güvenliği artık tali bir konu değil, yeni bölgesel güvenlik düzenlemelerinin bir parçasıdır.

Avrupa’nın, İsrail rejiminin Lübnan’a yönelik saldırılarının durdurulmasının Tahran-Washington mutabakatına dahil edilmesini desteklemesi, her şeyden önce savaş sonrası ortaya çıkan yeni düzenin kırılganlığına duyulan endişeden kaynaklanmaktadır. Avrupalı liderler, İsrail’in Lübnan cephesini yeniden harekete geçirmesi durumunda İran ile ABD arasındaki mutabakatın en önemli maddelerinden birinin fiilen ihlal edilmiş olacağını ve savaşın sona erdirilmesi için oluşturulan mekanizmanın çökme riskiyle karşı karşıya kalacağını çok iyi bilmektedir. Bu açıdan Lübnan, ABD’nin anlaşmaya bağlılığını ve tüm cephelerde ateşkesi koruma iradesini test eden bir alan haline gelmiştir.

Avrupa ayrıca Batı Asya’daki savaşların artık sınırlı kalma özelliğini yitirdiğini de fark etmiştir. Son aylardaki gelişmeler, İsrail’in herhangi bir askerî hamlesinin bölgesel ölçekte zincirleme tepkileri tetikleyebileceğini göstermiştir. Lübnan’a yönelik bir saldırı, geçmişte olduğu gibi yalnızca İsrail ile Hizbullah arasındaki bir çatışma anlamına gelmeyecek; çok sayıda bölgesel aktörün yeniden sürece dahil olması ve Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e ve Basra Körfezi’ne kadar uzanan yeni bir krizin ortaya çıkması riskini de beraberinde getirecektir. Avrupa ise Ukrayna savaşının sonuçları, ekonomik baskılar ve güvenlik sorunlarıyla hâlâ mücadele ederken yeni ve geniş çaplı bir istikrarsızlığı kaldırabilecek durumda değildir.

Bu çerçevede, Birleşmiş Milletler’in Güney Lübnan’daki barış gücü askerlerinin güvenliği de Avrupalılar için özel önem taşımaktadır. Fransa, İtalya ve İspanya, UNIFIL güçlerine en fazla katkı sağlayan ülkeler arasındadır ve savaşın yeniden başlaması, Güney Lübnan’da görev yapan Avrupalı askerlerin hayatını doğrudan tehlikeye atacaktır. UNIFIL misyonunun başarısızlığa uğraması ise yalnızca Birleşmiş Milletler’in değil, aynı zamanda barışı koruma operasyonlarının en önemli destekçilerinden biri olan Avrupa’nın da itibarını zedeleyecektir.

Merz’in açıklamaları, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un açıklamaları gibi, başka bir açıdan da dikkat çekicidir. Bir süre öncesine kadar İsrail politikalarına yönelik eleştiriler daha çok İspanya ve İrlanda gibi ülkelerden gelirken, bugün Avrupa Birliği’nin iki büyük gücünün liderleri de Benjamin Netanyahu hükümetinin politikalarının sonuçları konusunda uyarılarda bulunmaktadır. Macron’un Batı Şeria’daki durumu kabul edilemez olarak nitelendirmesi ve aşırı sağcı İsrailli bakanlara yaptırım uygulanmasını desteklemesi, Merz’in gerilimin tırmanmasını önleme çağrısıyla birlikte değerlendirildiğinde, Tel Aviv’in geleneksel müttefiklerinin bile bölgeyi sonu gelmeyen bir savaşa sürükleyebilecek politikalardan rahatsızlık duymaya başladığını göstermektedir.

Bu gelişmelerin en önemli mesajı, bölgede İran’ın rolü dikkate alınmadan kalıcı bir güvenlik düzeninin kurulamayacağının zımnen kabul edilmesidir. Avrupa’nın, Lübnan’daki askerî operasyonların durdurulmasını Tahran ile Washington arasındaki mutabakat çerçevesinde tanımlayan maddeyi desteklemesi, fiilen İran’ın bölgesel güvenlik denklemlerinin temel aktörlerinden biri haline geldiğinin kabulü anlamına gelmektedir. Bu rolün göz ardı edilmesi ne Lübnan’ın istikrarına katkı sağlayacak ne de Batı Asya’nın daha geniş güvenliğini garanti altına alacaktır.

Bu nedenle Avrupa’nın, Lübnan’ın İran-ABD mutabakatına dahil edilmesini desteklemesi; her şeyden önce bölgenin yeniden savaş döngüsüne sürüklenmesini önleyebilecek, Netanyahu’nun daha fazla maceracı adım atmasını sınırlayabilecek ve bölgede yeni bir güvenlik düzeninin oluşmasına fırsat tanıyabilecek bir anlaşmayı koruma çabası olarak değerlendirilmektedir. Bu yeni düzen, geçmişin aksine, güç dengelerinin gerçekliğinin kabul edilmesine ve bölgedeki tüm etkili aktörlerin katılımına dayanmaktadır.