Amerika’da Siyonist Rejime Karşı Tepkiler Neden Artıyor?
-
Amerikalı Bağımsız Senatör Bernie Sanders
Parstoday - Amerikalı bağımsız senatör Bernie Sanders, Siyonist rejimin İç Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Lübnan’ın tamamını ateşe verme konusundaki açıklamalarına tepki göstererek şunları söyledi: “Bu sözler bir savaş suçlusuna aittir; İsrail’in ırkçı hükümeti, Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğini hak etmemektedir.”
Bernie Sanders’ın bu cümlesi kısa olsa da Amerikan toplumundaki derin bir değişimin yansıması niteliğindedir. “Siyonist rejimin ırkçı ve aşırı hükümeti, Amerika’nın desteğini hak etmiyor” ifadesi, sadece bağımsız bir senatörün Benjamin Netanyahu kabinesine yönelik bir eleştirisi değil; aynı zamanda son 80 yıldır Amerikan politikasının en önemli tabularından birinin kırıldığının göstergesidir. Bu tabu, Siyonist rejime yönelik açık eleştiri getirmek ve Washington’un Tel Aviv’e verdiği koşulsuz desteği sorgulamaktır.
Henüz birkaç yıl öncesine kadar, İsrail politikalarını tanımlarken “ırkçı”, “apartheid” veya “savaş suçu” gibi ifadeler kullanmak, Amerikan siyasetindeki herhangi bir politikacı için ağır bedeller doğuruyordu. İsrail yanlısı güçlü lobiler, ana akım medya ve hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partilerin siyasi elitlerinin önemli bir kısmı, Siyonist rejime yönelik her türlü temel eleştiriyi “Yahudi düşmanlığı” (antisemitizm) etiketiyle karşılıyordu. Ancak bugün koşullar değişiyor. Bernie Sanders, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ve diğer Amerikalı ilerici figürlerin dile getirdikleri; her geçen gün daha da genişleyen Amerikan kamuoyunun büyük bir kesimindeki bakış açısının yansımasıdır.
Gazze Savaşı, bu değişimin dönüm noktası olmuştur. Yaygın yıkım görüntüleri, sivillerin katledilmesi; hastanelerin, okulların ve mülteci kamplarının tahrip edilmesi, Siyonistlerin resmi söylemini eşi benzeri görülmemiş bir meydan okumayla karşı karşıya bıraktı. Geçmişte İsrail kabineleri, “meşru müdafaa” anlatısına dayanarak Batı kamuoyunun büyük bir kısmını kendi yanlarına çekebiliyordu; ancak Gazze’deki şiddetin boyutu ve şiddeti, bu anlatının eski etkisini yitirmesine neden oldu. Milyonlarca Amerikalı, özellikle de genç nesil, Gazze’de yaşananları geleneksel bir savaş olarak değil, bir tür toplu cezalandırma ve etnik temizlik olarak değerlendiriyor.
Amerikan yeni nesillerinin bakış açısındaki değişim, bu süreçteki bir diğer önemli faktördür. Daha önce İsrail’i Batı Asya’daki demokrasinin sembolü olarak gören Soğuk Savaş dönemindeki nesillerin aksine yeni nesil Amerikalılar, küresel meselelere insan hakları, sosyal adalet ve ırksal eşitlik penceresinden bakmaktadır. Bu nesil için Filistinlilere yönelik yapısal ayrımcılık, yerleşim birimlerinin genişletilmesi, Gazze’nin abluka altına alınması ve Siyonist rejimin aşırı sağcı kabinesinin politikaları; Amerika içerisinde siyahi vatandaşlara ve azınlıklara karşı eleştirilen o ayrımcı modellerin bir yansımasıdır. Bu nedenle, Amerika’daki birçok sosyal hareket aktivisti, ülke içindeki ırkçılıkla mücadele ile Filistin halkının haklarını savunma arasında bir bağ kurmuş durumdadır.
Daha da önemlisi, yaygın kanının aksine, Amerika’daki kamuoyu değişiminin yalnızca Filistin destekçisi grupların faaliyetlerinin bir ürünü olmamasıdır. Netanyahu kabinesinin kendi tutumları da bu dönüşümde belirleyici bir rol oynamıştır. Siyonist rejimin kabinesinde Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich gibi isimlerin bulunması, pek çok diğer eleştirmenin İsrail ile aşırı sağ akımlar arasında bir mesafe koymasını imkansız hale getirmiştir. Bir İsrailli bakan Lübnan’ın ateşe verilmesinden söz ettiğinde veya diğer yetkililer Filistinlilerin kendi topraklarından çıkarılmasını talep ettiğinde, bu söylemler Amerikan medya ortamında geniş yankı bulmakta ve İsrail’in, iddia edilen demokrasi ve insan hakları değerleriyle bağdaşmayan bir portresini ortaya koymaktadır.
Bu süreçte, Siyonist rejimi destekleyen lobilerin etkisi hâlâ oldukça geniştir. AIPAC ve Tel Aviv’e yakın diğer kuruluşlar, Amerikan siyaset sahnesinin en önemli aktörleri arasında kabul edilmeye devam etmekte ve İsrail yanlısı adayları desteklemek için milyonlarca dolar harcamaktadır. Ancak bugünü geçmişten ayıran temel fark, finansal gücün artık tek başına kamuoyunu kontrol etmeye yetmiyor oluşudur. Sosyal medya ağları, bağımsız medya organları ve halkın sahadan gelen görüntü ile haberlere doğrudan erişimi, anlatı üzerindeki tekeli kırmıştır. Geçmiş on yıllarda savaş anlatıları büyük oranda ana akım medya aracılığıyla şekillenirken, günümüzde her bir cep telefonu bir medya aracına dönüşmüş durumdadır.
Bu gerçek, Zohran Mamdani’nin binlerce kişinin huzurunda AIPAC’ı “canavar” olarak tanımlamasının ve bunun kamuoyunun bir kesimi tarafından destek görmesinin nedenini açıklamaktadır. On yıl önce bu tür beyanlar bir adayın siyasi hayatının sonunu getirebilirdi; ancak bugün bunlar Amerikan kamusal söyleminin bir parçası haline gelmiş durumdadır. Bu dönüşüm, Washington’daki geleneksel elitler ile kamuoyu arasındaki uçurumun giderek açıldığını göstermektedir.
Elbette bu değişim, Amerika’nın Siyonist rejime verdiği desteğin sona erdiği anlamına gelmemektedir. ABD ve İsrail arasındaki siyasi, güvenlik ve stratejik yapılar hâlâ derin ve sağlam bir şekilde varlığını sürdürmektedir./