ABD'li Senatör, Trump'ın İran'a karşı savaş gerekçesiyle ilgili iddialarını sorguladı
https://parstoday.ir/tr/news/daily_news-i298490-abd'li_senatör_trump'ın_İran'a_karşı_savaş_gerekçesiyle_ilgili_iddialarını_sorguladı
Parstoday – ABD'li Senatör Mark Warner, İran'ın ABD'ye yönelik "yakın ve kaçınılmaz bir tehdit" oluşturduğu yönündeki söylemin gerçeği yansıtmadığını öne sürdü.
(last modified 2026-07-21T02:52:30+00:00 )
Temmuz 20, 2026 17:06 Europe/Istanbul
  • ABD'li Senatör, Trump'ın İran'a karşı savaş gerekçesiyle ilgili iddialarını sorguladı

Parstoday – ABD'li Senatör Mark Warner, İran'ın ABD'ye yönelik "yakın ve kaçınılmaz bir tehdit" oluşturduğu yönündeki söylemin gerçeği yansıtmadığını öne sürdü.

Parstoday'in haberine göre, Demokrat Senatör ve Senato İstihbarat Komitesi Başkan Yardımcısı Mark Warner, 19 Temmuz 2026'da CBS News'e verdiği röportajda, Kongre'nin en üst düzey gizli bilgilere erişebilen sekiz kişilik ("Gang of Eight") grubunun bir üyesi olarak, "İran'dan ABD'ye yönelik yakın ve kaçınılmaz bir tehdit olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığını açıkça söyleyebilirim." ifadelerini kullandı.

Warner, İran'ın yaklaşık 50 bin dolarlık insansız hava araçlarını düşürmek için 2,5 milyon dolarlık füzeler kullandıklarını belirterek, buna rağmen ABD'nin İran'ın füze ve İHA kapasitesini azaltma konusunda "açıkça başarısız olduğunu" kabul etti.Savaşın "plansız" şekilde başlatıldığını savunan Warner, Trump yönetiminin dile getirdiği rejim değişikliği hedefini hatırlatarak, "Bugün iktidarda bulunanlar öncekilerden daha kötü durumda." iddiasında bulundu.

Warner ayrıca, ABD'nin İran'ın zenginleştirilmiş uranyumuna ulaşma konusunda "hiçbir ilerleme kaydedemediğini", bunun için en az 15 bin kara askerine ihtiyaç duyulacağını ancak "kimsenin böyle bir operasyona girişmek istemediğini" söyledi.Bu açıklamalar, savaşın gerekçesi olarak öne sürülen "yakın tehdit" söylemiyle açık bir çelişki oluşturuyor. Donald Trump, 28 Şubat 2026'da İran'a yönelik askeri operasyonu "yakın tehdidi etkisiz hale getirme" gerekçesiyle başlatmıştı. Ancak Warner, istihbarat raporlarında İran'ın ABD'ye karşı yakın zamanda önleyici bir saldırı hazırlığında olduğuna dair hiçbir bilgi görmediğini belirtti.

Warner, "ABD'ye yönelik tehdit yakın değildi. Bu nedenle bölgedeki Amerikan üslerini ve askerlerini riske atmak, gerçek bir tehdide verilen zorunlu bir yanıt değil, Başkan'ın siyasi tercihiydi." dedi.

Dikkat çekici olan nokta, Warner'ın bu eleştirileri savaşın sonlarına doğru değil, çatışmaların başlamasından sadece birkaç gün sonra dile getirmiş olmasıdır. Bu tutumunu aylar boyunca sürdürmesi, ABD istihbarat çevrelerinde "yakın tehdit" söylemine yönelik ciddi şüphelerin bulunduğuna işaret ediyor.

Warner'a göre Trump yönetimi savaşın hedeflerini iki hafta sonra açıklamış ve bunları; İran'da rejim değişikliği, zenginleştirilmiş uranyumun ele geçirilmesi, İran'ın füze ve İHA kapasitesinin zayıflatılması ve Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanması olarak sıralamıştı.Ancak habere göre, beş ay süren savaşın ardından çok sayıda ABD askerinin hayatını kaybetmesine veya yaralanmasına, ABD askeri altyapısında büyük zararlara ve yaklaşık 100 milyar dolarlık maliyete rağmen bu hedeflerin hiçbirine ulaşılamadı.

Warner, rejim değişikliği konusunda mevcut yönetimin öncekinden daha güçlü hale geldiğini savunurken, zenginleştirilmiş uranyumun hâlâ yer altındaki tesislerde bulunduğunu ve çıkarılması için en az 15 bin kara askeri ile yaklaşık bir haftalık operasyon gerektiğini söyledi.

İran'ın füze ve İHA kapasitesi konusunda ise ABD'nin başarısız olduğunu yineleyen Warner, düşük maliyetli İran sistemlerine karşı çok pahalı Amerikan silahlarının kullanılmasının da Washington açısından stratejik bir başarısızlık olduğunu ifade etti.

Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerin ekonomik sonuçlarına da değinen Warner, savaş öncesinde Virginia eyaletinde benzinin galon fiyatının 2,81 dolar olduğunu, savaş sonrasında ise bunun 4 dolara yükseldiğini söyledi.Haberde, Warner'ın değerlendirmelerinin önemli olduğu, çünkü onun dışarıdan yorum yapan bir uzman değil, ABD'nin en gizli istihbarat bilgilerine erişebilen az sayıdaki yetkiliden biri olduğu vurgulanıyor.

Yazının sonunda ise, üst düzey bir senatörün sürekli olarak "yakın bir tehdit yoktu" demesi, savaşın ilan edilen hedeflerine ulaşılamaması ve daha düşük maliyetli alternatiflerin göz ardı edilmesi nedeniyle, İran'a karşı yürütülen bu çatışmanın bir "tercih savaşı" (war of choice) niteliği taşıdığı değerlendirmesi yapılıyor. Makaleye göre bu savaşın bedelini ABD askerleri, bölgesel istikrar ve Amerikan halkı öderken, tüm bu sürecin İsrail'in çıkarları doğrultusunda yürütüldüğü ileri sürülüyor.