Analiz| Trump neden Mekke Anlaşması'nı destekliyor?
Pars Today- ABD Başkanı Donald Trump, Mekke Anlaşması'na desteğini açıkladı.
Pars Today'in haberine göre, ABD Başkanı Donald Trump, Mekke Anlaşması'na ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları yazdı: “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ın yakın zamanda ve nihayet Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladığını görmekten büyük memnuniyet duyuyorum. Bu, Orta Doğu'nun nasıl birleşmekte olduğunu ve ülkelerin nihayet kendilerini daha anlamlı bir şekilde savunabilecek duruma nasıl geleceklerini gösteriyor. Söz konusu üç ülkenin büyük liderlerini tebrik ediyorum. Bu büyük, cesur ve önemli bir adım.”ABD Başkanı Donald Trump'ın Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na verdiği destek, Washington'ın Batı Asya'ya yönelik dış politikasındaki derin stratejik değişim çerçevesinde analiz edilmelidir. Bu değişimin temelinde, doğrudan askeri varlığın geleneksel modelinin etkisizliğinin anlaşılması ve bölgesel güvenlik sorumluluğunun bölgesel müttefiklere devredilmesi eğilimi yatmaktadır.Trump, sürekli olarak Amerikan askerlerinin “Orta Doğu'nun bitmeyen savaşlarından” çekilmesinden söz etmiş ve bölgedeki askeri varlığın mali ve insani maliyetlerini sorgulamıştır. Trump, Mekke Anlaşması'nı ABD'ye rakip bir pakt olarak değil, “Washington'ın denetimindeki bölgesel ittifak” stratejisinin hayata geçirilmesi için bir araç olarak görüyor. Bu anlaşmayı “büyük, cesur ve önemli bir adım” olarak nitelendirerek aslında ABD'nin geleneksel müttefiklerine, yalnızca ABD'nin güvenlik şemsiyesine dayanma döneminin sona erdiği ve artık savunma maliyetlerinin daha büyük bir bölümünü kendilerinin üstlenmesi gerektiği mesajını veriyor. Buna karşılık ABD, denetleyici ve lojistik ve istihbarat desteği sağlayan bir aktör rolünü üstlenecek.Trump'ın bu anlaşmaya verdiği desteğin nedenleri, birbirinden farklı ancak birbiriyle bağlantılı birkaç düzeyde ele alınabilir. İlk olarak Trump, özellikle İran'la karşı karşıya gelme bağlamında bölgesel çatışmalara doğrudan askeri müdahalenin yalnızca maliyetli ve sonuçsuz olmadığını, aynı zamanda Washington'ın diplomatik ve ekonomik fırsatlarını da sınırladığını çok iyi anlamış durumda. Trump, müttefiklerini bölgesel bir savunma ittifakı kurmaya teşvik ederek, olası bir çatışmanın siyasi ve askeri maliyetlerini bölge ülkelerine yüklemeye ve ABD'nin bu konudaki kapsamlı yükümlülüklerini azaltmaya çalışıyor.Bununla birlikte Türkiye açıkça Mekke Anlaşması'nın İran'a karşı olmadığını ilan etti. Cevdet Yılmaz, CNN Türk'e verdiği röportajda şöyle dedi: “Mekke Ortak Savunma Anlaşması İran'ı veya başka herhangi bir ülkeyi hedef almıyor. Bu anlaşmanın amacı bölgesel güvenliği, karşılıklı savunmayı ve caydırıcılığı güçlendirmektir.”İkinci olarak bu destek, Trump'ın Fars Körfezi'ne yönelik politikalarına yönelik iç eleştirilere bir yanıt niteliğindedir. Trump'ın muhalifleri, bölgeden askeri olarak çekilmenin İran ve Çin'in nüfuzunu artırabileceği bir güç boşluğu oluşturacağını savunuyor. Ancak Trump, Mekke Anlaşması'nı destekleyerek tamamen çekilmek yerine Amerikan varlığının modelini yeniden tasarlamak istediğini gösteriyor. Bu modelde ABD askeri üsleri ön cephe rolü yerine destek ve koordinasyon merkezleri hâline gelirken, Arap ülkeleri, Türkiye ve Pakistan kolektif güvenliğin sağlanmasında doğrudan sorumluluk üstlenecek.Üçüncü olarak Mekke Anlaşması ABD açısından ekonomik ve silah ticaretine ilişkin çıkarlar da taşıyor. Zira bu üç ülke arasındaki herhangi bir savunma iş birliği, ABD savunma sanayisine yönelik silah siparişlerinin artması ve dolayısıyla Amerikan askeri-sanayi kompleksinin işlerinin canlanması anlamına geliyor. İstihdam yaratılması ve ticaret açığının azaltılmasını sürekli vurgulayan Trump, bu anlaşmayı ekonomik vaatlerinin bir bölümünü gerçekleştirebilecek büyük ölçekli silah anlaşmalarının zemini olarak görüyor.Ancak bu desteğin ABD'nin bölgedeki askeri varlığı açısından sonuçları, ilk bakışta göründüğünden daha karmaşık. Bir yandan Trump'ın Mekke Anlaşması'nı memnuniyetle karşılaması, ABD kara v
e hava kuvvetlerinin Fars Körfezi'ne kıyısı olan ülkelerdeki doğrudan ve kademeli olarak azaltılmasının başlangıcı olarak değerlendirilebilir. Buna göre Washington, kalıcı ve maliyetli üsleri korumak yerine bölge dışında hızlı müdahale güçleri konuşlandırmaya, mobil üslerden ve geçici anlaşmalardan yararlanmaya yönelebilir.Trump'a göre bu değişiklik, Amerikan güçlerinin savunmasızlığını azaltırken yabancı askerleri barındırmanın psikolojik ve siyasi yükünü de Arap hükümetlerinin üzerinden kaldıracak ve onların ABD'nin teknik ve istihbarat desteğinden yararlanırken stratejik bağımsızlık görüntüsünü korumalarına imkân sağlayacaktır.Ancak diğer yandan bu yaklaşım, ABD'nin bölgedeki tek sözde güvenlik garantörü olarak geleneksel konumunun zayıflamasına ve ABD hegemonyasının sona ermesini sürekli savunan Rusya ve Çin gibi aktörlerin nüfuz kazanmasına zemin hazırlayabilir. Washington'ın Arap müttefikleri, ABD'nin geniş çaplı askeri varlığı olmadan alternatif savunma ittifakları kurabilecekleri sonucuna varırlarsa, Washington önemli bir baskı aracını kaybedecek ve artık bölgesel üslerini askeri bir koz olarak öne süremeyecektir.Trump'ın Mekke Anlaşması'na verdiği destek, iyimser ya da kötümser herhangi bir değerlendirmeden bağımsız olarak, ABD'nin artık Batı Asya'da dünya polisi rolünü üstlenmek istemediğinin bir göstergesidir. Washington, stratejik çıkarlarını korurken müttefiklerini bölgesel ittifaklar kurmaya teşvik ederek bitmek bilmeyen askeri taahhütler bataklığından çıkmaya çalışıyor.Bununla birlikte hâlâ temel bir soru varlığını koruyor: Yeni kurulan bu ittifak, Washington'ın kapsamlı desteği olmadan ciddi tehditlerle mücadele edebilecek gerekli bütünlük ve etkinliğe sahip olacak mı, yoksa ilk ciddi sınavda dağılması, Amerika'yı yeniden Trump'ın ısrarla kaçmaya çalıştığı sahneye geri mi döndürecek?Bu sorunun cevabı Beyaz Saray'ın açıklamalarında değil, sahadaki gelişmelerde ve bölgesel aktörlerin gelecekteki krizlere vereceği tepkilerde gizli.Bunun yanı sıra burada, fiilen Trump'ı özellikle Direniş Ekseni ve İran'a karşı savaş başta olmak üzere kendi bölgesel politikalarının bir aracı hâline getiren ve onu kurtulmanın son derece maliyetli olduğu bir bataklığa sürükleyen İsrail rejimi gibi bir değişken de bulunmaktadır.