Yorum | Trump’ın içi boş tehditleri ve ABD gücünün aşınması
https://parstoday.ir/tr/news/world-i299626-yorum_trump’ın_içi_boş_tehditleri_ve_abd_gücünün_aşınması
Pars Today – Donald Trump bir kez daha bir ülkeyi bombalamakla tehdit etti; bu kez söz konusu ülke, İran’la ilgili diplomatik görüşmelerde ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğine ilişkin gelişmelerde rol oynayan Umman oldu.
(last modified 2026-08-19T12:11:30+00:00 )
Ağustos 19, 2026 15:08 Europe/Istanbul
  • Yorum | Trump’ın içi boş tehditleri ve ABD gücünün aşınması

Pars Today – Donald Trump bir kez daha bir ülkeyi bombalamakla tehdit etti; bu kez söz konusu ülke, İran’la ilgili diplomatik görüşmelerde ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğine ilişkin gelişmelerde rol oynayan Umman oldu.

Trump, Umman’ın ABD’nin eylemlerini engellemesi halinde bu ülkeyi ağır biçimde bombalayacağını söyledi. Bu tehdidi yalnızca ABD dış politikasında sıradan bir açıklama olarak değerlendirmek mümkün değil; aksine bu durum, tehditlerin sayısının arttığı, ancak tehdit ile eyleme geçme arasındaki mesafenin de giderek açıldığı bir modelin parçası. Dolayısıyla Umman’ın Trump’ın tehditlerini ciddiye almaması pek de şaşırtıcı olmayacaktır. Trump yönetiminin farklı ülkelere yönelik geçmişi, tehdit ile eylem arasında kayda değer bir mesafe bulunduğunu gösteriyor. Bu mesafe artık Washington açısından stratejik bir soruna dönüşmüş durumda.Trump, “öngörülemezliği” ABD’nin gücünü artıracak bir araç haline getirmeye çalışıyor. Ancak açık bir stratejiden yoksun öngörülemezlik, zamanla “güvenilmezliğe” dönüşür. Müttefikler Washington’ın bir sonraki adımının ne olacağını bilemez hale gelirken, rakipler de hangi tehditlerin hayata geçirilebileceğini, hangilerinin ise yalnızca siyasi baskı oluşturmak amacıyla dile getirildiğini giderek daha iyi ayırt ediyor.

CNN, bu krizin boyutlarının İran’ın çok ötesine uzandığını düşünüyor. Umman bir yandan ABD’nin askeri tehdidiyle karşı karşıyayken, Güney Kore de diğer yandan Washington’ın baskısı altında. Trump, Tahran’la savaşa girmeyi reddetmesi nedeniyle Seul’ü eleştiriyor; aynı zamanda ABD-Güney Kore askeri tatbikatları konusunda Kuzey Kore’nin bazı taleplerine yaklaşan tutumlar sergiliyor. Bu çelişki, ABD’nin müttefikleri açısından tehlikeli bir mesaj taşıyabilir. Washington onlardan kendisine destek vermelerini beklerken, kendisi güvenlik taahhütleri konusunda çelişkili mesajlar veriyor.

Bu koşullarda Trump, ittifakları geçmişe kıyasla daha fazla mali sözleşmelere benzetiyor; müttefik ödeme yapmalı ve Washington’ın istediği misyonlara eşlik etmeli. Bu yaklaşım, ittifakı uzun vadeli ve stratejik bir sermayeden kısa vadeli bir anlaşmaya dönüştürüyor.

ABD Dış İlişkiler Konseyi’nin eski başkanı Richard Haass da aynı sürece ilişkin uyarıda bulundu. Haass, Trump’ın ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerindeki mülkiyetine ilişkin iddiasını “aptalca” ve “yıkıcı” olarak nitelendirdi. ABD yıllardır bu su yolunun uluslararası niteliğini vurgulamıştı ve böyle bir iddia, Washington’ın dış politikasındaki köklü gelenekle çelişebilir.Haass ayrıca ABD’nin askeri kapasitesinin bir bölümünü Doğu Asya’dan Batı Asya’ya kaydırmasını tehlikeli buluyor. Ona göre böyle bir adım Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Filipinler’in endişelerini artırırken, aynı zamanda Çin ve Kuzey Kore’ye nüfuzlarını genişletmeleri için daha fazla fırsat sunuyor.

Bu endişe yalnızca teorik değil. Kuzey Kore nükleer ve füze programlarını geliştirmeyi sürdürüyor; Pyongyang’ın Moskova ve Pekin’le ilişkileri de derinleşmiş durumda. Rusya da Trump’ın Ukrayna savaşını sona erdirme planlarını kabul etmedi ve Çin, ABD ile ekonomik ve stratejik rekabette geri adım atmadı.

Sonuç olarak Trump’ın dış politikasındaki sorun yalnızca tehditlerin çokluğu değil; asıl mesele, bu tehditlerin arkasında tutarlı bir stratejinin bulunmaması. Trump baskı uygulayarak taviz elde etmek istiyor, ancak müttefiklere yönelik aşırı baskı onları ABD’den uzaklaştırabilir. Rakiplere yönelik tehditlerin de defalarca dile getirilmesine rağmen eyleme dönüşmemesi halinde, caydırıcılık etkisi zamanla zayıflar.

ABD bugün mutlaka güç araçlarının eksikliğiyle karşı karşıya değil; asıl kriz, bu gücü kullanma kapasitesine ilişkin güvenilirliğin aşınmasıdır. ABD’nin taahhütlerine güvenmeyen bir müttefik alternatif seçenekler aramaya başlayacak, Washington’ın tereddüdünü hisseden bir rakip ise daha cesur davranacaktır.Umman’dan Güney Kore’ye kadar ortak bir tablo ortaya çıkıyor: Trump, dünyanın ABD’nin gücünden korkmasını istiyor; ancak tehdidi stratejinin yerine koyan bir politika bunun tam tersine yol açabilir. Dünya, Washington’ın eyleme geçmekten çok tehdit ettiğine kanaat getirirse, bunun ABD’ye maliyeti tek bir askeri operasyonun başarısızlığından bile daha ağır olabilir. Küresel siyasette gerçek güç aşınması, diğerlerinin artık bir gücün tehditlerini ciddiye almamaya başladığı noktada ortaya çıkar.